14.1 C
Hamburg
Dienstag, Mai 11, 2021
StartNewsAutorenAli Şeker: El HAFIZAMIZDAKİ METAFORLAR

Ali Şeker: El HAFIZAMIZDAKİ METAFORLAR

“ Bilirsin, şu sokakta yürüyen el ve ayak. Yaşama en çok yakışan kırmızı rengin mürekkepleridir. Devinim ve değişimin olduğu bir dünyada, üçüncü bir akla yer yoktu. Doğum ve dışında… “

Bir kahvaltı sonrası şimdiki zamanda ileriye doğru gidiyorum. Nesnelere hiç dokunmadan bir yerden bir yere duygularımızla taşıdığımız olmuştur. Gökyüzünün nasıl mavilik yarattığını, bulutlu bir öğleden sonra yağmurun çisentili damlalarıyla ıslanmak farklı bir özgürlük duygusu veriyor insana. Hemen herkesin izleyebileceği bir yol olmalı, şu an yürümekte olduğum bir yol gibi… Bir ana cadde, kentin en işlek yerinde bir pastane palmiye dallarını simgeleyen ışıklı bir tabela. Dondurma makineleri yalnızlığa terk edilmiş, bir tek saçlarına güneş kırıntıları doluşan çocuk kahkahaları eksik. Felsefi anlamda, hayatı baştan sona yaşanır kılan, canlı cansız varlıkların belirgin bir özelliğiyle çağrışım uyandıran ne çok kavram vardı el hafızamızda. Hayat sözcüğünde, gönül kapıları açık fakat müşterilerine oturma alanları kapalı onlarca dükkânlar sıra – sıra komün bir yaşamdan çok uzak. Oldukça betona bezenmiş küçük bir meydan, yemlenen güvercinler arasında koşuşturan birkaç çocuk. Ebeveynleri sıralı bir şekilde belediye armalı banklara oturmuş, evrensel bir dünyada barışı simgeleyen güvercin ve çocukların koşuşturmalarına seyre dalmış… Daha önceleri kimsenin dönüp bakmadığı, kentin birkaç noktasında ayaküstü uğrak yeri olan birkaç çay ocağı, birer ikişerli ya da üçerli çay tiryakilerini ağırlıyor, maskeler çenelerin altında ya da kol bilekliğinde, “ bu salgınla birlikte hayatımıza yeni giren karton bardak ‘ larla “ çay içerek mesafesini koruyamaya çalışan insanlar. Pandemi sonrası elde edilen alışkanlıklarımız bugüne ait kurallara hemende uyum gösteren korkularımıza eklemlenen yeni bir yaşam tarzıydı. Sokakların vazgeçilmez sakinleri kedi ve köpeklere, kimimize göre dost kimine göre ise yaşam alanlarını ellerinden aldığımız bu sevimli canlılarla çağrışım yaptığımız azımsanmayacak onlarca benzetme vardı zihnimizde. Kimimiz yadırgasak da bu sevimli hayvanlardan kedilerle birlikte toplu bir şekilde yaşayan kişilerin var olduğunu da biliyoruz. Yine evinde beslediği köpeğiyle aynı apartman katını paylaşan ailelerin olduğu da bir gerçektir. Karanlık dediğimizde ilk aklımıza gelen kavram aydınlık kavramıdır. Karanlık kavramı bize, “ Baykuşun karanlığa tünemesi cümlesinin çağrışımını da verebilir. Karalık metaforunun insan yaşamında olumsuz anlamda çokta yer bulduğu gerçekliğinin yanı sıra insan yaşamıyla ilişkilendirmediğimiz bir günümüz yok gibi. Kafes; bize kanaryanın demir kafese girme durumunu ele verir. Allı turnaların çokta türkülere konu olduğunu bilmeyenimiz hemen – hemen yoktur. Allı turnaların bendeki çağrışımı ise ummanları göze alamadığı uçuşlarını belli bir noktadan sonra toplu intiharla sonuçlandırmalarıdır. Karga denilince bendeki durumu – sorunu farklı bir pencere açıveriyor zihnimde. Kavak ağacı dediğimizde bendeki benzetmesi yoksulluğu çağrışım yapmasıydı. Kavak ağaçlarına tünemiş binlerce karganın insanı ürküten bir felaketin alametiymişçesine, çok sesli çığlıkları gözümde canlanıyor. Bunun yanı sıra karga ve çınar ağacı, uzun mahkûmiyet ve tutukluluk günlerini, ceviz ağacı ise uzun erimli yılları insana anımsatıyor…

“ Karganın aşırdığı cevizler yeşil filizi – mahpushane avlusu taş duvar. “ Ana caddenin yanındaki kaldırımda tek tük yürüyen maskeli – mesafeli insanlara aldırış etmeden, uzanmış kül rengi derili bir köpek güneş ışınlarına bulanmış uyku şekerlemelerine dalmış. Her şeye rağmen akıl gereği tekrar dünyaya koşar adım koşacağız. Bunu en iyi güzelduyularımızla, bir kentte akarken çevremizi saran doğal nesnel olan bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu bize duyumsatan, insanda doğal olarak bulunan bir şeyi yapma isteğidir bu gördüklerimiz. İçimizdeki iyi unsurların var olduğu düşüncesiyle hareket etmek bizi doğruya götürür. Akılla donan özgürlük düşüncesi, hayatımızda çok sevdiğimiz metafizik bir yanımızdır dolayısıyla her zaman hata yapmaya elverişlidir. Bir başkasından hoşnut olmadığımız şeylerin başında hep korkularımızın vardı el hafızamızın içerisinde. Yaşam formu içerisinde var olduğumuza göre doğmuş olmanın bir sonucu, doğmuş olan yaşamalı ve acı çekmemelidir düşüncesine katılmayan birileri hep var olacaktır yaşamımızda. El hafızamızda, kendimize uygun düşen veya uygun gördüğümüz erişilmez, yanı başımızda dokunduğumuz bir şeyi başka bir şekilde anlatmaya, benzetmeye yarayan mecazi anlamlar yükleyerek metafizik yönümüzün iyi – kötü yönlerini çeşitlendirerek rahatlama yoluna gideriz. Hiç doğrulanmayacak olsa da metafizik yanımızı besleyen sevgi ve korku duygularımız bu güzel yönlerimizin sürüp gitmesine izin verirler. Sadece doğrulanmayacak olasılıklar olarak yaşam formu içerisinde ne kadar saçma ya da çelişkili görünürse görüsün bütün inandıklarımız doğru olabilir, yanlış olduklarını ifade etmek pek mümkün görünmüyor. “ Bir köpeğin dostluğunu bir insanın dostluğuna değişmeyen milyonlarca insanın çevremizde var olduğunu biliyoruz. “ Hakeza aynı insanların, sevdiklerine köpeğin her hangi belirgin bir özelliğini atfederek sevgi gösterilerinde bulunmazlar. Ancak yermek istediklerine, bu adamın köpekten bir farkı yoktur ya da falan kes bir fino köpek gibi kuyruk sallıyor, yalakalık yaparak insana yapışıyor gibi. Ama çok korktuğumuz veya korkunç bulduğumuz hayvan isimleriyle, kendimizce iyi ya da kötü bulduğumuz insanlara seslenerek beklide çok aşırıya kaçan bazen de sevecen bir edayla çağırabiliriz. Çevresinde çok sevilen sayılan bir insana; Aslan gibi bir adamdı, ölümüne çok üzüldüm diyerek hayıflanırız. Sokakta yakası her gün açık kelimelerle, yine burada koyun ile koçu ayrıştıran ataerkil bir merhaba süslemesiyle koçum merhaba bugün işlerin yolunda mı? Akşam bir yerlere gidip iki tek atalım mı, ya da iki kelimenin belini kıralım ne dersin koçum? Benzetmesiyle de karşısındaki insanı övebilir. Bazı durumlarda, zekasın da şüphe duyduğu birine koyun gibi bir zekaya sahip, boş ver gitsin cümlesiyle de son bulan bir yargıya da başburabilir. Bu metafizik yönümüzün hem seven hem de yeren ya da yerden yere vuran bir çelişkisiydi. Yaşam formu içerisinde, biz insanlar arasında bu bakış açısı çok yaygındır. Keklik soyundan geldiği mecazına sığınarak bir kadim halka kendi iç çelişkilerinden dolayı kendi aralarında birlik oluşturmadıkları için keklik soyundan geldiği mecazi anlamı da Kürt halkına atfedilir “ Kekliğim kayalıklarda küheylan – güzel sesi alev topudur tuzaklar hazırlar kendi ırkına. “ Keklik: güzel sesiyle kendi ırkını etrafına toplayarak avcılara açık hedef haline getirdiği için türdeşlerin katliamlarına üzülerek sığındığımız el hafızamızdaki bazı metaforlardır. Yaşamımızı çeşitlendiren bu metafizik olgusu, zamanın varoluşundan beri gelip zihnimize yerleşmiş. El hafızamızın içerisine sevgi ve yermek sözcüğüyle birlikte yer bulmuş. Garip değil mi? Yakınımızda ya da evde birçok insanın beslediği, her zaman dostlarımız dediğimiz hayvanlara, çok sevdiğimiz kızımıza ya da oğlumuza, bu sevimli hayvan adlarıyla seslenmeyiz. Yanımızda, yöremizde, çevremizde, sokakta, bir kaçını birlikte sırnaşırken görmek olasıdır. Ya da sere serpe sokaklarda, bir kaldırım orta yerine belli aralıklarla uzanmış köpekleri de görebiliriz. Bugünlerde özgürlükten dolayı kendimizi yoksun hissettiğiz, en çok kendi özgürlük alanı dediğimiz hanelere, küresel salgından dolayı kendimizi kapattığımız bu mekânlara bir nevi gönüllü hapishanelerde diyebileceğimiz ucu açık bir süreci yaşıyoruz. Mesela ben en çok sokak müziklerini özlediğimi söyleyebilirim. Bu bana çok farklı bir özgürlük alanını veriyor ve kendimi sosuz bir zaman diliminin içinde buluyorum dolayısıyla da kendimi mutlu hissediyorum. Metafizik yönümüzün akılla belirlediği serbestliği, el altındaki kedi – köpek, at – eşek, koyun – keçi isimleriyle ya bir çocuk ya da sevdiklerimize, bu en yakınımızdaki sevimli kedi – köpek dost dediğimiz hayvan isimleriyle seslenmeyiz. Evet, yaşam formu içerisinde doğruluğu kanıtlanmamış onca şeyleri benimsemişiz. Hiç erişemediğimiz hayvanlara karşı sevgimizi çok sevdiğimiz veya yerinde olmak istediğimiz bir hayvana benzeştirerek sevgimizi belirtiriz. İnsanlar, sevdiği yakınındaki birine hayvan isimleriyle seslenmezler. Birörnekse: kedi ve köpeğin çok belirgin bir özelliğiyle sevgisini göstermez. Ama kızdığı, sevmediği bir kişiye bu hayvanların bir özelliğiyle yere bilir bu kızgınlığını veya nefretini kusabilir. Sokakta birbiriyle oynarken oynaşırken gördüğümüz hayvan isimleriyle özdeşleştirip, kedigözlüm babana gelir misin, kedi gibi ne sırnaşıp duruyorsun be kadın – be adam. Evdeki eşimize dönüp hanım bir köpek kadar açım, bana yemek getirir misin? Ama kurt gibi acıktım demekte herhangi bir eksiklik hissetmeyiz. Buna benzer serzenişleri bir köpek veya kedi için yapmak mümkün değil. Buna benzer el hafızamızdaki insanın kendi dışındaki sevdiği ya da nefret ettiği insanlara atfettiği onlarca metafor var günlük yaşamımızda. Erişemediğimiz, korktuğumuz ürkünç bulduğumuz hayvanların belirgin olan bir özelliğini, benzetme yoluyla başka bir şeyle ya da durumu insan yaşamına uyarladığımız mecazi anlatımlarımız her zaman el hafızamızda vardı…

İnsan olmayı zorlayan duygular ve mutluluk dışında… Kolayca bölüşülen ne kaldı ki, ELİMİZDE!..

Ali Şeker

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular