14.1 C
Hamburg
Dienstag, Mai 11, 2021
StartNewsAutorenSüleyman Deveci: Anlatıda koku

Süleyman Deveci: Anlatıda koku

Ne kadar derin, kapsamlı, geniş bir gözlemci olduğumuz az çok satırlarımıza yansır. Yazılarımız bir anlamda birikimlerimizin, tecrübelerimizin, bildiklerimizin, beynimiz ve kalbimizin orasından burasından irili ufaklı yansımalardan başka bir şey değildir. Satırlarımız kişiliğimizi de ele verirler, derin veya yüzeyselliğimizi de. Kaba yanlarımızı da, nüktedan yanlarımızı da. Ama bazen hangi konuda unutkan veya dikkatsiz olduğumuzu da. Bunlardan bence en çok unutulan, görmezden gelinen, bazen de bilinmeyen, koku mevzusuna değinmemektir.

Kokusuz hayat mı var? Kokuyu algılamadığımız, önemsemediğimiz, hissetmediğimiz, duyumsamadığımız an veya yer var mı? Koku bizimle hemen her yerdeyken onu yapıtlarda yansıtmamak ne feci. Bir sinema filmi ne kadar mükemmel olursa olsun eksiktir. Zira içinde koku yoktur, hareketli ve sesli resimler kokuyu yansıtmaktan oldukça uzaktırlar. O yüzden eksiktirler, tam değillerdir. Oysa edebiyatın hemen her türünde kokuyu anlatmak, hissettirmek mümkün. Ama fazla da abartmadan ne olursa olsun yazının da kokuyu birebir, olduğu gibi veremeyeceği ortada. Ama çarpıcı, sıra dışı, her anlatı ve ifadenin kokuyu hissettiriyormuş gibi yakınlaştırabilmesi olası. Elbette bunun üstesinden gelmek için çaba göstermek, bolca alıştırma yapmak, defalarca tekrarlar yapmaktan kaçınılmamalıdır.

Kokusuz an, gün, ortam yok dedik. Ne yapılırsa yapılsın, ne denilirse denilsin onun olmadığı öyküler, romanlar, hatta makalelerde bir şeyler hep eksiktir. Sahneyi ne kadar yansıtmaya çalışırsak çalışalım; ses, renk, dekor, kahramanlar, diyaloglar, eşsiz tanımlamalar, sıra dışı şakalar, belki dram, biraz da komedi, içi nasıl doldurulacaksa doldurulsun kokunun eksikliğini, iyi bir okur hep yakalar. Bir anlamda nacizane bendenizin iddiası mükemmel bir sanat eseri var olamaz, zira içerisinde koku biz ne yaparsak yapalım, ne kadar anlatıp göstermeye, yansıtıp aktarmaya çalışırsak çalışalım yoktur, onu eksiksiz vermek imkansızdır. Yine de karamsarlığa düşmemek, doğayı da, sanatı da belli bir noktadan sonra bu haliyle kabul etmek gerekir. Öbür türlüsü mutsuzluğa davetiye çıkartmak olacaktır.

Yazar aynı zamanda okurdur denir. İyi ve usta bir yazarın iyi bir okur olduğunu görmek gerekir. Çünkü okunmadan yazar olunmaz, çok roman okunmadan roman yazılamaz. Aşırı derecede okumak belli bir kalitenin oluşmasında, estetik standartların yakalanmasında mutlaka önemli rol oynar. O standartların içerisinde dikkat edildiğinde mutlaka koku da vardır. Kokusuz bir anlatıda kaliteden bahsetmek inandırıcı değildir. Hem her detayı enlemesine boylamasına çok derinden düşünüp tartanların böylesine sıradan, basit, görmezden gelinemeyecek ayrıntıda çuvallamalarını anlamak oldukça zor. Hayatımızın her anına entegre olmuş koku yokmuş gibi davranmak ve ondan bahsetmemek acemiliğimizi yansıtmaktan başka bir işe yaramaz.

Anlatıda koku tabii ki yapıtın bel kemiği, ana omurgası değildir. Başka bir deyişle ana anlatısı, temeli koku olan çok az başarılı yapıt vardır. Sanatçı için onu anlatmak, mümkün mertebe tek boyutuyla dahi olsa onu anlatabilmenin zor olduğunu görmek ve kabul etmek gerekir. Mevzu böylesi bir yapıtın eksik ve yarım olduğunu görebilmekte yatıyor.

Ana omurga olmasa da yan ögelerin en güçlülerinden, anlatılması, mutlaka değinilmesi gereken ögelerin arasında yer alması gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Zira böylesi hayata dair gerçek detaylar olmadıkça anlatı eksik ve zayıf oldukça, hikayenin garibanlığı da kendisini gösterir. Bazen küçük detaylar ve ayrıntılar ana fikirleri desteklemekle kalmaz, hemen hepsinin daha kolay anlaşılıp canlandırılmasına yol açar. Fotoğrafın gücü neyse bazen kokunun gücü de o olabilir. Ustaların hemen her yapıtında kokuya değin birçok ipucu görmek mümkün.

19.04.2021

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular