11.7 C
Hamburg
Donnerstag, Mai 13, 2021
StartNewsAutorenHüseyin Habip Taşkın: YAŞAMIN SÜPRİZLERİ

Hüseyin Habip Taşkın: YAŞAMIN SÜPRİZLERİ

Veli yatağına yatmıştı. Gözlerini kapatacaktı ama durmadan olduğu yerde dönüp duruyordu. Canan dönmesinden rahatsız olmuş olacak ki:
“Mevlana ayakta dönüyormuş. Sende yatakta dönüyorsun. Neyin var?”
Dönmesi durdu, zor bir soru sorulmuşçasına tüyo bekler gibi bir hali vardı. Biraz gecikse de:
“Yok bir şeyim. Uykum beni terk etti. Elimde değil uyuyamıyorum.”
Karanlığın gölgesinde Veli yönünü sağa çevirdi. On, on beş dakika sonra küt küt diye bir ses karanlıkta yankılandı. Canan başını hafiften yukarıya kaldırdı:
“Biri duvarı mı yumrukluyor?”
Sesin kendisinden geldiğine şaşırdı. ‘Organlarımın ayarı kaçmış olmalı, tahtalıköye gitmeme az mı kaldı?’ diye düşündü:
“ Annem ile babam beni çağırıyorlar. Bana bir diyeceğin var mı?”
Canan yatakta iki dizi üzerinde elleriyle Veli’yi tutmuştu:
“Ambülâns çağıralım Veli!” diye feryat ediyordu.
Veli yatakta ayağa kalkıp:
“Sakin ol! Yok bir şeyim. Yarın hastaneye giderim. ”
Veli yatağa girdiğinde ‘son gecem olabilir’ diye düşündü. Çocukluğundan bu yaşına kadar geçen zaman dilimleri gözünün önünden geçerken kalbinin tik tak tik tak seslerini duydu. Gözlerini açtığında aydınlığa ihtiyacı vardı. Canan’ın gür sesi:
“Şimdi de saat gibisin, kol ve masa saatine gerek yok! Aaaayyy ben ne saçmalıyorum!”
Veli’nin gülümsemesi karanlıkta kalmıştı.
“Şimdi de saat olduk. Dur bakayım! Saatli bomba oldum. Birazdan patlayacağım. Varsayalım nalları havaya diktim. Dünyada sen kaldın ve o zaman insanlarıyla, hayvanlarıyla, doğasıyla, her şeyiyle yaşamın akışı devam edecek. Beni seven sevmeyen arkamdan konuşacak, belki de biri çıkıp ana avrat sövecek. Kimisi göklere çıkartıp baş tacı yapacak olsa da ben duymayacağım.”
Canan yataktan kalkıp kapı ağzındaki elektrik düğmesine eliyle dokunduğu an sarı ışık odanın içine yayıldı:
“Aklına kötü düşünceler getirme, yarın bir doktora git! Gereken neyse birlikte dayanışarak yaparız. İstersen bir ambülans çağıralım.”
Veli gülümsemekle yetindi.
Gece yönünü sabaha doğru kırmaya başladığında birlikte yataklarında uyuyorlardı. Veli’nin kalbi güm güm, tik tak tik tak diye ara sıra atsa da sesleri duymadılar.
Veli kurulmuş bir saat gibi havanın aydınlanmasını beklemeden ayağa dikildi. Her işini hızlıca yapıp şifa bulmak için kendini sokağa attı. Havada hafiften bir rüzgâr ıslığını öttürüyordu.
Dolmuş durağına çok çabuk geldiğini düşünse de, aynı tempoda yürüdüğünün farkında bile değildi. Dolmuş, durakta yolcusunu bekliyordu. Veli şoföre:
“İyi günler ustam. Kolay gelsin!” dedi.
Şoförün varlığı gözükse de yaşam belirtisinin olup olmadığı belli değildi.
Dolmuş duraktan tıka basa kalktığı halde duraklardan durmadan yolcu alan şoför mutluydu. Oturanların haricinde balık istifiyle ayakta duran kadın ve erkekler vardı. Ani duruşta, kalkışta, hız yaptığında, önündeki araçları solladığında ayakta duranların birbirlerinin üzerine dalgalanarak düşmesi, çarpması sonucunda homurdanmalara, söylenmelere şoförün kulakları kapalıydı, sıra yolculardan para istemeye gelince gözleri fal taşı gibi açıldı.
Veli kalabalığı yara yara durakta indi, bu sırada istemeyerek olsa da birkaç kişinin ayağına basmıştı. Söylenenlere aldırış etmedi. Başka zaman olsa konuşurdu. Sıraya girmek için yürümüyor, adeta uçuyordu.
Hastane sırasında onuncu sırayı almıştı. Kapının ağzında boncukların tespihteki sırasına göre dizilmişlerdi. Saatler ilerledikçe kuyruk uzadıkça uzadı. Polikliniklere giden giriş kapısı açıldığında kuyruk hastanenin dışına taşmıştı. Veli içeriye girdiğinde kardiyoloji polikliniğinden yer aldı. ilk sırayı elde etme yarışındaydılar. Veli üçüncü olmayı başardı. Sekreter geldiğinde numarasını aldı. Bu kez koşuşturmaca tahlilleri içindi. Şifa bulmak için gelen, oradan oraya savrulan hastalar, hastane içinde yarış halindeydi.
Veli sonunda kardiyoloji bölümüne zorlu uğraşlardan sonra yatırıldı. Ana kapıdan girildiğinde soldan üçüncü odaydı. İçeride üç tane yatak yan yanaydı. Refakatçilerin kalacağı sandalyelerde sırıtıyordu. Veli yatağına uzanmış sırasını bekliyor, zamanın geçmediğine içerleyerek oflayıp pufluyordu. Bir yandan damarından hemşire kan alıyordu. İşlemleri bitmiş olacak ki beyaz önlükleriyle doktor adayları odaya girdi. Karyolasının başucundan kapıya kadar sıralanmışlardı. Konuşmasına hastalığı üzerinden giren siyah saçlı, gözlüklü doktor adayı:
“Veli abi kalbine stent takılacak. Yerli ve Avrupa sentimiz var. Avrupa stenti daha iyi ve kalitelidir. Dolar bazında satılıyor.”
Veli pırıl pırıl genç doktor adaylarına kirlenmenin ilk adımı olarak baktı. Dayanamadı:
“Yerli stent iyi değilse neden takıyorsunuz?”
Siyah saçlı, gözlüklü doktor adayı sorulan soru karşısında şaşırmıştı. Doktor adayları birbirine bir anlık baktı ve yüzlerini Veli’ye çevirdiler. Sorulan soru yanıtsız kalmadı:
“Sosyal Sigortalar Kurumu sadece yerli stentin parasını ödüyor.”
Veli’nin kafasının içinde düşünceler birbirini kovalıyordu.
“Şunu bilmenizi isterim genç doktor adayları… Yaptığınız şu anki iş hoş değildir. Ben müşteri, sizler tüccar değilsiniz. Kirlenmiş, kokuşmuş düzende kendinizi kirletmeyin. Sorumlu üst düzey doktorunuz gelsin tüccarlığını yapsın. Ya da Başhekiminiz gelsin…”
Sessizlik içinde geldikleri gibi gittiler. Veli olaya üzülse de parasal değerler öne çıkınca kokuşmuşluğu yaydığının bilincindeydi.
Veli hasta odalarını gezerek sohbet ediyordu. Birden ortalık karışmıştı. Avrupa stenti her hastaya dolar üzerinden farklı uygulanmıştı. Hastalar müşteri ve enayi yerine koyulmuştu.
Veli’nin yaşamı kendi ekseninde devam ederken sağlık sisteminin çöküşünü üzüntüyle izliyordu.
Hastaneden taburcu olduğunda komşuları geçmiş olsuna geliyordu. Komşunun kızı Aysel ilgi çekici bir konuşmaya giriş yaptı:
“Şehrimizde bulunan ünlü kalp doktoru Namuslu Hakyemez Avrupa’da katılmış olduğu sempozyumda yerli ve yabancı stent hakkında hiçbir fark yok demiş.”
Veli oturduğu yerden alev almışçasına bağırdı:
“Düzenbaz!”

Hüseyin Habip Taşkın
05.04.2021

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular