10 C
Hamburg
Freitag, Mai 14, 2021
StartHomeAli Şeker: BÜTÜNÜN PARÇALARINDAN BİRİ ÖLÜRSE

Ali Şeker: BÜTÜNÜN PARÇALARINDAN BİRİ ÖLÜRSE

“ Dokunabiliyorsan vardır, düşüncesine bugünlerde ne kadar çok ihtiyacımız var. “

Bir bütününün parçalarından biri, bir renk, bir ses ölürse, Kürdîlihicazkâr bir renk, bir davudi ses hayatımızdan çıkar gider. Bu yeryüzü sofrasında bir mevsimde, bir uygarlıkda dört duvarı gönül duvarımıza bitişik yan komşumuz olan “ Kız alıp verdiğimiz içi iyice sulandırılmış, etle tırnak gibiyiz çözümsüzlüğü dayatan bu cümleye sığınmadan. “ sırt duvarından çocuk gülümsemeleri eksik kalır. Uzaktan uzağa da olsa her sabah merhaba verdiğimiz bir dosttan oluruz. Neden, niçin ve sonuç ilişkisini kendimize soramadığımız, gelecek kuşaklara ve tarihin sonsuzluğuna terk ettiğimiz belli başlı sorunlarımız var, var olmaya devam ediyor! İnsanın hiç kendini sorgulamadan içinde çok rahat yer bulabildiği bir yanımızda vardı, sürüye katılmak gibi suspus lal olmak…Sürü psikolojisi: Baskın ve çoğunlukta olan şeylere karşı, belli aralıklarla kişinin kendini çok rahat ve güvende hissettiği, bu zaman diliminin ne zaman sona ereceğinin, sürünün bile belirleyemediği şeylere karşı sorgusuz sualsiz bir zaafı her zaman vardı. “ Francıs Macon bir deneme kitabında sürü psikolojisini bir cümleyle çok güzel ifade etmiş.”

“ Sürüde kaç koyun olduğu bir kurdu asla kaygılandırmaz. “ Bir iktidar içinde, nereye evrileceği belli olmayan tek adam iktidarında nüfüs çoğunluğu içinde yer alan kişilerin sayısı pekte önemli değildir. Kurla koyun sürüsü ikileminde görüldüğü gibi onları yemek gibi bir seçeneği her zaman el hafızasında vardı. Bir sürüde kaç tane portakal, kaç tane elma olduğunun sayısal çoğunluğuna bakmasızın, acıktığında kurt kurtluğunu yapar çevrebilimin ona bahşettiği kusursuz yapısıyla, onca senedir açlığını giderdiği portakalın sonunu getirmese de! Artık yemek alışkanlığını kendine daha yakın bulduğu gam ve kederde kalp atışları aynı renk ve aynı seste çarpan kendi ırkına da diş bilemeye yavaş yavaş başlamıştır. Süreç kurgulu bir saatin tik – taklarıyla tıkır tıkır işler, bu masalın sonunu ben de sizler gibi merak etmeye başladım. Masal ya bu! Ve belki de kurt bu portakal ve elmalar sürüsünde yer alan portakal ve elmaları on dokuz senedir çok iyi idare etmiş, her gün birisini afiyetle midesine indirirmiş. – Masal bu ya, böylece devam edermiş! Ta ki bu portakal ve elmaların uyanacakları bir günün ertesine evrilirmiş hep birlikte uyanmaları… Bazen de masumane davranışlarımızdan dolayı pazar yerlerinde ya da bir manav tezgâhında, genel bir toplum histerisiyle ellerimiz hep çoklukta olan kırmızı elmaları seçer. Ama elmanın diğer renkleri olan hafif sarımsı veya hafif yeşilimsi renklerini görmezden geliriz. İşte insan psikolojisi ya da sürü psikolojisinin baskın ya da çoğunlukta olan her şeye karşı, korkularımız ve kendini daha rahat güvende hissettiğimiz bir “ Kimlik – inanç – düşünce “ eğilimiyle böylece sürüye giriş yaparız. Yanlış anlamazsanız ben bu çiçek, diken ve su metaforuna çok fena halde kafayı kattım. Çok uzun bir süre iktidarda kalmak isteyenlere; Paulo Coelho’nun güzel bir cümlesiyle tarihe not düşmek istiyorum. “ Çiçekler, hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretir bize. “

“ Her çiçeğe su vermeyeceğiz.” Burada aslolan yöneten insanların kendi başarısızlıklarını gizleme adına böyle bir cümleyi kullanma gereğini hissetmiştir, diye de insan düşünmeden edemiyor. Ve de böyle düşündüğümüz de doğrudur. Çiçek, diken ve su metaforu üzerinden ayrıştırıcı bir dille, İnsan Hakları Eylem Planı ‘ nı açıkladı totaliter bir sistemin başındaki zati muhterem… Burada kim çiçek, kimin diken olduğuna siz karar veriniz, acaba yalnız farklı kimlik- inançlardaki Kürtler ve diğer halklar mı diken? Bilindiği üzere çok uzun bir süredir, yönetenlerin bu paragdima üzerinden, barış masasının devrilmesinden bu yanadır ki, totaliter bir sisteme çoktan geçmişlerdi, Türk – Kürt ve diğer halklara hayırlı olsun. Tarih sürecinde hafızalarımıza kazınan bir cümleyi bütün Türkiye vatandaşlarına hatırlatmamda bir sakınca olmadığını var sayıyorum. Evet, yan komşumuz olan halkları dövdürmeyecektik!

“ Evet, aç gözlüğümüzle, doğaya – hayvana bil cümle bütün evrene ne kadar mütevazı ve duyarlıyız… İnsan olmak olgusu ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın o noktadan sonraki evresi, baş dönmesi ve bilinç bulanıklığıyla korku duygusuna yenik düşmesidir. En dipte ise: toprak ve su yan yana biz insanoğluna en dipte akmanın kutsiyetini bir kez daha öğretir. İnsanın ayakları toprağa bastıkça kendine ve çevresine karşı bir o kadar daha vicdanlı ve aklıselim bütün güzelliklere görebilir. Özel mülkiyeti ortadan kaldıran ve fazla toprak içinde hiç kimsenin başka biriyle kavga etmesine gerek olmadığını, bizlere sevgiyi hoş görüyü öğreten ve ifade eden güzel bir cümle. Aşağıdaki satırlara bir virgül niyetine bırakıyorum. Bize bir bütünün parçalarından biri olduğumuzu yeniden hatırlatır. Doğanın çağrısına bedeniyle cevap olanlar için, toprak hiçte seçici değildi. Artık o toprak seninde yurdun olur, sevdiklerini “ anne ve babanı “ uğurlarken… Yerli ve milliyim diyenlere benim de naçizane söyle bir cevabım olacak, bu topraklar üzerinde kim yaşıyorsa bu ülke onunda yurdudur… Yerli ve milli olmanın ötesinde de önce insan olmanın gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Kendi dışındaki herkesin de bir ağırlığı ve yeryüzünde kapladığı belli bir özgül ağırlığı vardır.

Yine insanın aç gözlülüğüne dair: Bu konuyla alakalı şöyle bir tarihe uzanıyorum, karşıma Güney Kore halk deyimi çıkıyor. Ve o müthiş deyimle kişiliğimi tekrar buluyorum desem yeridir. İnsana, doğaya, hayvana, kadına, börtü – böceğe ve tabii ki çocuklara karşı henüz ders kitaplarında hiç okutulmayan, bu değimle insan olduğumun tekrar tekrar ayrımına varmak oldukça güzel. Önümüzde toprak var ki ayaklarımızla her kara parçasına yürüyebiliyoruz. Ah, keşke! Bu Güney Kore halk deyimi: bütün kutsal kitapların ve de bütün inanç kitaplarında mersiyelerinde bu evrensel doktrin de yer almış olsaydı ne güzel olurdu…

“ Ayak bastığım her yer benim toprağımdır, fazlasına ihtiyacım yok. “

“ Her çiçeğe su vermeyeceğiz. “ Ama bu sizlerin başarısızlığınızı gizlemeye yetmez. Bütünün parçalarından birini öldürmek, yok saymak, yüksünmek, gücün en tepe noktasında her şeyi göz ucuyla tartmak, çok sesli, çok dilli bir evrenden farklı kimlik ve inançları aforoz etmekte birlikte yaşama çare olmayacaktı. Yeniden tayin edilen bir partinin yan kolları olan, yargı, yasama, yürütmesiyle – dikta diktatörel bir sisteme evirimişken ne kadar da kolay, her şeyi yok saymak kolaycılığa kaçmak değil mi? Kürt sorununun demokratik çözümü ve diğer sorunların çözümsüzlüğü her geçen gün daha da derinleştikçe, bütünün parçalarından biri, biri her gün ölüyor. Yönetenlerin beklentilerinde biraz cesur, biraz rahat, biraz da dengeli olması bu ülke insanın yararına olurdu… Toplumsal hafızamızda ikinci veya üçüncü daha çok seçenek şıkı her zaman vardı, yeter ki genel sorunlarımızı birbirimizle rahatlıkla konuşabilelim…

Anlamaya çalışıyorum, kendilerine yerli ve milli diyenleri ama kelimelerin nereye hangi yolun veya dört yolun sapağında duracağına kararı veremedim. Ben hatırlamasam da benim doğduğum topraklarda yani öznesi “ Kürdistan’da “ kaç dedesinin ismini bilen ve bu topraklarda yaşayıp ebediyete uğurlandıklarını biliyoruz. Siz bu milli ve yerli olma – olmak kavramını uzun zamandır dilinize dolayıp, iktidarda kalmak için politika yaptığınızı büyük çoğunluk bilmezse de bilenlerimiz var. Türkiye coğrafyasında kendinizce mili ve yerli diye yeni bir kimlik yaratıp bunun üzerinden ötekileştirici bir dille, sizin gibi düşünmeyen milyonlarca T.C vatandaşını idealize ettiğinizi bilmelisiniz. Bu sizin milli ve yerli üretiminiz olan kavramlar üzerinden, diğer Türkiye vatandaşı olan kimlik ve inançları yok saydığınızın da bilinmesini istiyorum. Ama bunun dışında Türkiye’de halk olarak yaşayan kimlik ve inançların olduğunu da sizlerde gayet iyi biliyorsunuz. Merak edenlerinizin var olduğunu biliyorum. Bu konuda biraz da siz okuyup araştırabilir, tarihin gerçek tanıklığına başvurabilirsiniz. Şeceresini merak edenlere buradan duyurulur. Ben birey olarak pek de merak etmiyorum…

“ Ah, gözlerini açsa yetecekti! Güneşin altında güzellik her yerdeydi. “

Ali Şeker

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular