15.1 C
Hamburg
Sonntag, April 18, 2021
Start Home Hüseyin Habip Taşkın: KÖKLER YERİNDEN OYNANINCA

Hüseyin Habip Taşkın: KÖKLER YERİNDEN OYNANINCA

Farkedilmeyen Bir Krallıkta güneşin göz kırptığı bir günde Adıbilinmeyen köyde hareketlilik vardı. Seçim zamanında bile kapılarına oy için gelen olmamıştı. Köylü şaşkındı. Muhtaro daha şaşkındı çünkü Krallığı temsil ediyordu. Kendisine ‘cümbür cemaat geliyoruz’ denmemişti. Zaten hiçbir şey bugüne kadar kendisine denmemişti.

Köy ormanlığın içinde ağaçların dalları arasında, yeşilliğin süslediği kamuflajla görünmezlik zırhına bürünmüştü. Yirmi beş hane birbirlerine birazcık uzaktı. Köyün insancıkları birbirine akrabaydı. Nüfus olarak gelişememişlerdi. İpini koparan şehre kapağı atmıştı. Gidenlerin geriye dönüşleri görülmemişti. Kalanlarsa kendi bildikleriyle harmanlanıyorlardı.

Köyün aşağısında gürül gürül akan bir dere ormanın yeşilliğiyle bütünleşmişti. Sabahları orkestranın çıkarmış olduğu müzik aletlerine benzer kuş sesleri ormanlığın içinden yayılarak, yirmi beş haneyi ziyaret ederdi. Oradan dağın yamacına doğru çıkarak, mavimsi gökyüzüyle buluşurdu. Kuş sesleri derenin şırıltısıyla bir sevdalı gibi buluşur, karşıki dağın ormanlığı arasından yayılarak gökyüzünde sonsuzluğa yolculuk yapardı.

Köy meydanı denilen yer küçücük bir düzlüktü. Yirmi beş hane Krallığın emriyle toplanmıştı. Neden toplandıklarını bilmeyen insancıklardan Adı Ayağıtoprakta olan köyün en yaşlısı, ağırlığını koymak için gün bugündür hesabıyla:

“Ne demiş Çekikgözlü? Nerde hareket var orada bereket var demiş.”

Gözler kendisine alıcı gibi çevrilmemişti. Adet yerini bulsundu, ne de olsa köyün büyüğüydü. Koltuk altında gelişi güzel tahta değnekleriyle bekleyen, Kederliyus ‘hareket var’ sözüne bir kere kafayı takmıştı. Değneklerinden güç alarak dik durmaya başladı:

“Doğru diyorsun ama savaşta da hareket var. Bacağımın birini savaşta çatışmada kaybettim. Mermiler sağanak yağmur gibi dolu dolu yağıyordu. Koca rabbim hareket yaratmıştı biz kulları için. Ara sıra bombalar eşlik ediyordu. Bir tanesi bu senin payına düştü dercesine booommm diye bir ses kulağımın zarını deldi geçti. Sonrasında ben benden geçmişim. Ayağımı savaşın hareketli anında berekete dönüştürerek vermiş oldum. Savaştan sonra bana ‘sen çok böyyük adamsın’ dediler. Sonrasında Adıbilinmeyen Köyde çok böyyük adam unutuldu.”

Konuşmalar etraftaki hareketlilikle kesildi. İnsancıklar kime bakacaklarını şaşırdılar. Jetler gökyüzünden düşmana korku salarcasına ikide bir geçiyordu. Alçak uçuşla helikopterin biri geçiyor, diğeri arkadan takip ediyordu.

Silahlı üniformalısı, sivili dağda, derede tepede çoğaldı. Ellerde siyah bayraklılar her yeri örümcek ağı gibi kapladı. “Yaşasın Kralımız Külyutmaz.” Diye bağırıyorlardı. İnsancıklarda biraz şaşkınlık vardı, eh, korku ile bağıranlara eşlik ediyorlardı, kalabalığın arasında yabancı kalmışlardı.
Gökyüzünde bir helikopter göründü. Alkışlarla, bağrışmalarla her türlü hayvanı ormandan kaçırmışlardı. Helikopterin otomatik kontrollü kapısı açıldı. Kralın siyaha boyanmış gür saçı ilk önce gözüktü. Sonra biraz ciddi yüzü gözüktü. İsteksizce aşağıya el salladı. Aşağıdan bağırıyorlardı:

“Yaşasın Kralımız Külyutmaz. Öl de ölelim. Vur de vuralım.”

Kral komando eğitimi verircesine ormanın aşağısına doğru iple iniyordu. Konuşma yapacağı yere çevik bir hareketle kendini aşağıya bıraktı. Ayakları toprak zeminle buluştuğunda yer yerinden oynadı. Bağrışmalar, alkışlar arasında Kralımız Külyutmaz gülmeye başladı. Eline mikrofonu alır almaz:

“Benim için canınızı verir misiniz?”

Coştukça tozutan topluluk:

“Vur vur inlesin, herkes seni gördüğünde titresin.”

Adıbilinmeyen Köyde ilk defa Krallığın gücü var olmuştu. İnsancıkları şaşkındı.

Kralımız Külyutmaz suratını astı. Ağaçlar muhteşem kalabalığın önünde engeldi. Bağırmaya başladı:
“Ben bu ağaçlara gününü göstermesini bilirim. Bana engel çıkaranı, çengellerim.”
Galeyana gelen Kral yanlıları:

“Yak de yakalım. Kes de keselim.”

Kralımız Külyutmaz havaya girdikçe kullarına tepeden bakmaya devam ediyordu. Konuşmasına başlayacaktı ki, asıl konuşmasını unuttu. Başka havadan gürlemeye başladı:

“Bana bakın, aleyhimde atıp tutanlar, huzurumuzu bozmak isteyenler bir avuç çapulcudur. Gereken cevabı çok yakında müjdeli haber olarak vereceğim. Ey buranın insancıkları sizlere her türlü hizmeti sunmuyor muyum?”
Muhtaro ne diyeceğini şaşırdı. İçi cız etti. Adı Ayağıtoprakta yutmuş dilini harekete geçirmeye çalışsa da boğuk sesi duyulmadı. Kederliyus öfkeyle bakıyordu. Kralımız Külyutmaz zamanında savaşmak için sıfır teloranslı farklı bir sınır içine topraklarını genişletsin diye kuzucuklarını sokmuştu. O kuzucukların içinde Kederliyus’da vardı. Şimdi bir kenarda unutulmuş, işe yaramaz bir varlık olarak yaşamının sonunu bekliyordu.

Birbirlerine bakınıp koro halinde:

“Öl de ölelim. Vur de vuralım.”

Bağrışmalarına diğerleri de eklenince, her şeyciklerin iyi gittiğine Kralımız Külyutmaz böylelikle insancıklarına onaylatmış oldu.

Muhteşem şölen bitmişti. Ortalıkta cıs çıplak kalan Adıbilinmeyen Köylüleriydi.

Aradan aylar geçti. Kralımız Külyutmaz’ın buraya niçin geldiğini, konuşmasında neyi ima ettiğini çözememişlerdi ki, greyderlerin bir o yandan, bu yandan çıkıp dereye doğru yol açmalarına bir anlam veremediler. Ardından ağaçların köklerinden söküm işlemi başlatıldı.

Sözcü seçtikleri Adı Ayağıtoprakta ve yirmi beş hanenin kadını, erkeği çocuğu ağaçlara kıymayın efendiler diyerek çalışanların önüne geçtiler. Sözcü aldığı havalı destekle:

“Ne hakla köyümüzün ağaçlarına kıyıyorsunuz?”

Kralın atadığı sorumlu Yiyici:

“Ahı gitmiş vahı kalmış zavallı köylü sen kiminle konuştuğunun farkında mısın? Kralımız Külyutmaz’ın atadığı sorumlu benim. Buraya şato konacak, sizlerde ufaktan yol alacaksınız.”

Adı Ayağıtoprakta karşısındakini göremiyor, ne dediğini duyamıyordu. İmdadına Kederliyus yetişti:
“Bu toprakta kök salmışız, üremişiz. Hayvanlarımızı otlatmışız, tarlalarımızı ekmişiz. Kralımıza fazladan vergi vermişiz. Bir dediğini iki etmemişiz. Kendi toprağımızdan sürülmekte neymiş?”
Yiyici bir adım geri çekildi. El işaretiyle silahlı siviller etraflarını çevirdi:

“Bunları yıkın falakaya Kralımız Külyutmaz’a karşı koymak ha…”

İlk önce Adı Ayağıtoprakta yere yıkıldı. Ayak tabanları patlayıncaya kadar elin yardımıyla sopa bir indi bir kalktı. Birkaç sopadan sonra kendisinden geçti. Sıra Kederliyus’a geldi. Koltuk değnekleri bir anda yok olduğunda yüzüstü toprağı öptü. Sırtına, bacaklarına sopa inip kalkarken ciyak ciyak bağırıyordu:

“Kralımız Külyutmaz için ayağımın birini savaşta kaybettim. Yaşasın Kralımız.”

Dese de payına düşeni ciyaklayarak aldı.

Köylüler kök salmış topraklarından kökleri sökülerek bilinmezlik diyarına gönderilmişlerdi. Sabahları kuş sesleri duyulmaz olmuş, tilkiler, köpekler, ayılar, tırtıl böcekleri, kelebekler, domuzlar yaşam alanlarını terk etmişlerdi Kralın kralın…

Hüseyin Habip Taşkın / 18.02.2021

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular