-3.2 C
Hamburg
Montag, März 8, 2021
Start Kultur Geschichte Uğur Mumcu, katledilişinin 28. yılında anıldı: Failleri hala karanlıkta

Uğur Mumcu, katledilişinin 28. yılında anıldı: Failleri hala karanlıkta

Araştırmacı gazeteci-yazar Uğur Mumcu, katledilişinin 28. yılında, bombalı saldırıya uğradığı evinin önünde anıldı.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te bombalı saldırıya uğradığı evinin önünde anıldı. Anma törenine, Covid-19 tedbirleri ve sokağı çıkma kısıtlaması gereğince yalnızca Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı çalışanları, Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, kızı Özge Mumcu Aybars ve oğlu Özgür Mumcu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bazı CHP milletvekilleri ve basın mensupları katıldı. Kılıçdaroğlu, tören öncesi Mumcu’nun evinde eşi Güldal Mumcu, kızı Özge Mumcu ve oğlu Özgür Mumcu ile bir süre görüştü.

Mumcu ailesi ve Kemal Kılıçdaroğlu, önce Faili Meçhuller Anıtı’na, sonrasında da Mumcu’nun hayatını kaybettiği alana karanfiller bıraktı, mum yaktı.

„28 YIL GEÇTİ, FAİLLER HALA KARANLIKTA“

Anmada basına konuşan Kılıçdaroğlu, 28 yıl geçmesine rağmen dosyanın hala aydınlatılamamasına sitem ederek şunları söyledi:

„28 yıl önce, binlerce kişi onu sonsuzluğa uğurladık. O, halktan birisiydi bir kuvayi milliyeciydi. Araştırmacı gazeteciliği ondan öğrendik. Karanlığa ışık tutmayı ondan öğrendik. O karanlıklara ışık tutan birisiydi. Bütün karanlıkların aydınlanacağını söylediler. 28 yıl geçti asıl failler hala karanlıkta. O ölmeden önce ‚Vurulduk ey halkım, unutma bizi‘ diyordu. Biz onu unutmayacağız. Onu unutmamız mümkün değil. Uğur Mumcu, medyanın önderidir. Uğur Mumcu, bir Cumhuriyet değeridir. Bizler var oldukça Uğur Mumcu var olacaktır.“

„GAZETECİLER HALA SALDIRIYA UĞRUYOR“

Eski gazeteci, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Türkiye’de gazetecilerin hala saldırıya uğradığını hatırlatarak, „28 yıl geçmiş aradan, ama Türkiye’de gazeteciler hala tehdit altında, saldırıya uğruyor. Uğur ağabey o zaman yazdığı yazılarla bugünümüze ışık tutmaya devam ediyor. Onun yükselttiği, yücelttiği gazetecilik meşalesi, gazetecilikte, halkın haber alma hakkında kararlı olan kuşaklar tarafından hep yukarıda tutuldu, tutulmaya devam edecek. Hangi baskı, yasak, sansür olursa olsun, Türkiye’de gazeteciler gerçekleri yazmaya devam edecekler“ dedi.

„UĞUR MUMCU HEPİMİZİN HOCASIYDI“

Eski gazeteci, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, anmaya her zaman geleceğini vurgulayarak, „Uğur Mumcu hepimizin hocasıydı. Acı bir gün. Uğur Mumcu yalnızca iyi bir gazeteci değildi, Türk aydınlanmasının, Anadolu aydınlanmasının önemli isimlerinden birisiydi. Dik bir gazeteciydi, kalemini hiç satmadı. Karanlık güçler elimizden Uğur Mumcu’yu aldılar. Üstadımızı rahmetle anıyoruz. Her yıl anmaya devam edeceğiz“ dedi.

Dilan Esen

Ankara’daki evinin önünde 24 Ocak 1993’te uğradığı bombalı suikast sonucu yaşamını yitiren araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun bugün 28’inci ölüm yıldönümü.

Prof. Dr. Emre Kongar, gazeteciliğe yeni bir soluk katan Uğur Mumcu’yu, Uğur Mumcu gazeteciliğini, suikasta giden süreci ve geçen 28 yılı BirGün’e anlattı.

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİN ÖNCÜSÜ

Mumcu’nun araştırmacı gazeteciliğin öncüsü olduğunu söyleyen Kongar, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak” ifadesinin Mumcu’ya ait olduğunu hatırlattı. Mumcu’nun yazılarını, konuşmalarını bilgi ve belge sahibi olmadan yayımlamadığına dikkat çeken Kongar, “Köşe yazarlığında birtakım insanların deneme stili kendilerinden menkul dedikoduları yazmaları veya gerçeklere uygun olmayan fikirler söylemeleri Uğur için çok yanlış bir şeydi. Uğur bu geleneği bozdu ve doğru bir yere oturttu. Ona belgeci gazeteciliğin, araştırmacı gazeteciliğin öncüsü diyebiliriz” dedi.

Belli baskı dönemlerinde bilim insanları ve yazarların üretimden alıkonduğu sıralarda gazetecilerin bir şeyler yapmaya çalıştıklarını vurgulayan Kongar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genellikle toplumsal ve siyasal olaylar hakkında araştırma ve konuşma yapması gerekenler sustuğunda tek konuşabilen, tek gerçekleri aktarabilen kesimler gazeteciler kesimi olabiliyor. İşte Uğur bu kesimin öncüsüydü ve genç gazeteciler onun yolundan yürüyerek mesleklerini yapmaya çalıştılar. Uğur’un ikinci özelliği temel, toplumsal süreçleri görebilmesi ve toplumu biçimlendiren temel toplumsal süreçlerin analizlerini iyi yapabilmesiydi. Esas olarak din eğitimi, imam hatip okulları biçiminde Türkiye’ye egemen kılındı. Uğur özellikle eğitime, göçe ve bir de siyasetle, din ve ticaret arasındaki ilişkilere dikkati çekti. Siyaset, ticaret ve tarikat üçgeni şeklinde üçlü bir köşegen kurdu. Bütün mafya ilişkilerinin, yolsuzlukların ve karanlık ekonomik alışverişlerin, mali birtakım yolsuzlukların hepsinin bu üçgen içerisinde olduğunu belirtti. Ona göre bu üçgen aslında emperyalizmin bir ortağı olduğu ve onun desteğiyle gelişen bir tuzaktı.”

Kongar, “Türkiye’de demokrasinin en büyük düşmanı, demokratik hak ve özgürlükleri sadece kendileri için isteyenlerin halkı aldatmasıdır” şeklinde konuştu.

SATIR SATIR ANLATTI

Mumcu’nun açıkça 1970’lerde başlayan din eğiliminin onun öldürüldüğü zamana kadarki yaklaşık 20 yıl içerisinde Türkiye’ye egemen olduğunu belirten Kongar, sözlerine şunları ekledi: “Türkiye bir din devletine götürülüyor demokrasi tahrip ediliyor, diyordu. Bunun yankı bulduğu yerde köyden kente göç eden ama şehirlileşemeyen nüfusun din üzerinden aldatılmasıydı. Adeta geleceği gören bir insan gibi bugünlerde yaşananları satır satır anlattı. Önce olayları tek tek izler ondan sonra onların nedenlerine ve sonuçlarına bakar ve sonra hepsini birleştirip nasıl bir etki yaratacaklarını anlamaya çalışırdı. Buradan çıkmıştır siyaset, tarikat ve ticaret üçgeninin ilişkileri. Bunu emperyalizmle birleştirdiği zaman Türkiye’ye kendi rejimini ihraç etmek isteyen komşu ülkeler, Türkiye’nin yönetimini kendi dış politikasının bir aracı olarak kullanmak isteyen büyük ülkeler Uğur’un merceğinin altına girdiler. Nitekim öldürülmesinde de bu tür ilişkilerin hem Türkiye’ye kendi rejimini ihraç etmek isteyenlerin hem de emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin çok büyük etkisi vardır.”

Mumcu’nun dinle, tarikat ilişkilerini; siyasetin ticaretle olan yozlaşmış ilişkilerini; dinin, ticaretle olan ilişkilerini açığa çıkardığını aktaran Kongar, “Uğur’un öldürülmesi birkaç amaca yönelikti. Esas olarak bağımsız, özgür, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin istikrarsızlaştırılmasına dönüktü. Her insan eleştirisini, düşüncesini özellikle iktidara yönelik eleştirisini ifade edebilme hakkına ve özgürlüğüne sahip olmalıdır. Uğur bir ölçüde bunu engellemek için öldürüldü. Uğur Mumcu’nun öldürülmesi Türkiye’ye yapılmış bir suikasttır. Türkiye’nin Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, laiklik, hukuk devleti, sosyal devlet yolunda ilerlemesini engelleyen bir cinayettir” diye konuştu.

MÜTHİŞ BİR BASKI MEVCUT

Uğur Mumcu cinayetinin Türkiye’deki ekonomik ve mali yolsuzlukların da ortaya çıkmasını engellemek için gerçekleştirildiğini söyleyen Kongar, son olarak şunları dile getirdi: “Günümüzde baskı Uğur Mumcu zamanındaki baskıdan daha da yoğun. Olaylar da aynen Mumcu’nun dediği gibi gelişti. Dolayısıyla bugünlerde onun öngördüğü değişmeleri vurgulamakla uğraşıyoruz. Bugünlerdeki en büyük sorun yargının Mumcu zamanında olduğundan çok daha siyasallaşmış niteliği. Günümüzde müthiş bir baskı söz konusu.”

***

Bugün Bir mum da sen yak

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, yurttaşları bugün saat 20.00’de evde bir mum yakmaya çağırdı. Etkinliklerin pandemi koşullarına uygun yapılacağını duyuran vakıf, bugün yapılacak anmalardaki kısıtlılığa dikkat çekti. Öte yandan çok sayıda basın meslek örgütü de Mumcu’yu andı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun yaptığı açıklamada, “Halkın vicdanı olan Uğur Mumcu bu saldırıları organize edenlerin karanlık ilişkilerini afişe ettiği için öldürüldü” denildi.

BirGün

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular