3.7 C
Hamburg
Samstag, Februar 27, 2021
Start News Autoren Süleyman Deveci: Zoraki yazılmış satırlar

Süleyman Deveci: Zoraki yazılmış satırlar

Bazı köşe yazarları değil bir tek bu stil de inat eden. Koca koca romanları, kalın kitapları yazanları bile var. Ya yazar kendisi için yazmıştır o satırları, kendisinden başkası okuyunca anlamasın veya aynen kendisi gibi düşünsün, hissetsin, algılasın hissederler; ya da ne saçmaladıklarının kendileri bile farkında değildirler. Zoraki yazılmış gibi durmalarına rağmen yığınla saçmalıklar, gevezeliklerle tıka basa dolu gibidirler. O an gözü takılan her şeyi yazıya koymak için çabalamış biri gibidir. Hani okuyunca eğlendiren, oyalayan yanı olsa belki bir seviyeden sonra katlanabilir, tahammül edebilirsiniz. Yok o da değil.

Laf olsun torba dolsun diye konuşanlar, boşa gevezelik edenler olduğu gibi yine böyle yazanlar da mevcuttur. Ne yazdığını bilmeyen, yazdıklarının ne anlama geldiğini bilmeyen yazarlar. Bu işin patenti yok, okulu, koruması, sınırı yok. Önüne gelen yazar önüne gelen medyada yazabiliyor. Daha çok kendi dünya görüşüne yakın demeli. İş yazı yazmaktan çıkıp artık küfüre, kavgaya, her türlü karalamaya kadar varabiliyor. En çok gazeteciler, köşe yazarları arasında böylelerine tanık oluyoruz. Oysa köşe yazarlığı artık gazetecilikte en üstteki ligde koşuşturmacanın adıdır. Yani dünyada olup bitenler, hayata dair bilgece donanım en üst seviyededir. Siyasetten spora, ekonomiden sanata her konuda az çok bilgi sahibidir bu insanlar. Dahası olmalıdırlar. Ama günümüzdekilerin satırları cehalet kokar, koku binlerce km uzaktan buralarda dahi hissedilir.

Zoraki yazılmış satırlarda yazıya duyulan saygıyı yakalamak imkânsız. Sevgi hiç yok. Bilgi desen kırıntısına rastlanamaz. Yazar bir şeyler mi anlatmak istiyor, ne demek istiyor, yoksa bir şeyler mi göstermek istiyor, saklıyor mu, teşhir mi ediyor, yansıtıyor mu, gerçeği karartıyor mu hiçbir şey anlamayabilirsiniz. Bazen de tam tersi çok basit bir şeydir. Hepsini toplasanız bir satırda derdini ifade edebilecek laf yığınına denk gelirsiniz. Ama yazar uzattıkça uzatmıştır. Neden? Çünkü denetleyen yok, amiri yok, sorumlusu yok. Varsa bile, o da aynı cehalletten beslenen otlakçı gibidir. Donanımı o kadardır, belki de hiçbir yaptırım gücü ve otoritesi yoktur. Oysa kültür ve sanatta ki cehalet hayatın her alanını kapsar, siyasetinden tv’sine, medyasından üniversitelerine. Doğal olarak yazarlarına da, gazetecilerine de.

Demem o ki bir tek göçmen yazarlar arasında yazı katliamı milli bir spor değil memlekette de aynı tas aynı hamam. Bu hep böyle miydi? Hayır. Ortada yazarın olmadığı noktada birilerinin çıkıp ben yazarım, ben gazeteciyim, ben kalem erbabıyım demesiyle bu sonuca, buralara geldik. Zamanla bu seviye daha da düşebilir, aksine kalitesiz yazı ve sahipleri, tutturamayıp dışarıda kalabilirler. Bunun için ama önce mevcut durumun ayaklar altındaki seviyesini görmek gerekir. Ülkenin cumhurbaşkanı sanatçı çıkartamadıklarından yakınıyor. Yazar çıkartamadıkları için, beynelmilel anlamda gazeteci dahi çıkartamamışlardır. Zira yazının standartlarına kafa yoran bir merci yok. Edebiyat çevresi de çürümüş vaziyette, hayat alanları kısıtlanmış, yaratıcı olmamaları için dört bir yandan kuşatılmışlardır. Yirmi yıl önce çok mu farklıydı? Değilse bile rezalet bu kadar belirgin, yaygın ve yerleşmiş değildi kesin.

Zoraki yazılmış yazılar ve satırlar her daim okuru değil yazıyı yazanı bağlar. Zamanla kendini, yazısını, yazmayı düzeltir, toplar, üstesinden gelirse öylesi yazılar arada kaynar gider. Ben merak ettiğim, ilgi duyduğum böylesi birine denk geldiğimde önce hangi üniversiteyi bitirdiğine bakıyorum. Varsa da bir yerlerde hayat hikayesine, yurt dışına gidip gitmediğine, kariyerinin gelişim seyrine. Ölçülerimi geçenleri okumaya devam ediyor veya okunacak yazarlar listeme alıyorum. Öbür türlüsü çekilecek gibi değil. Adı belli böylesi son günlerin moda deyimi ile “sözde”yazarları ve yazıları daha ilk paragraf bitmeden terk etmek en doğrusu.

Süleyman Deveci / 16.01.2021

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular