-0.1 C
Hamburg
Freitag, Januar 15, 2021
Start News Autoren Süleyman Deveci: Ne kadar yazmalı?

Süleyman Deveci: Ne kadar yazmalı?

Ne kadar yazmalı sorusuna kesin ve genel geçer bir yanıt vermek oldukça güç. Kimi otuz sayfa yazmasına rağmen en küçük bir yorgunluk belirtisi göstermezken bir diğeri tek sayfa ile kendisini artık içi boşalmış hissedebilir. Kimi yazarın lûgatında yorulmak sözcüğü yoktur. Üretmenin, çalışmanın mutluluğuna varmıştır. Ama bu herkes için uygulanabilir mi? Öyle basmakalıp, yüzeysel şekilcilikle yazmanın zerre kadar ilgisi olmadığını bilenler bilirler. Yazmanın başlı başına bir sanat olduğunu bilmeyenler ha bire ona bir kılık kıyafet giydirmeye çalışır, belli belirsiz kalıplara koymaya çalışırlar. Ne mümkün?

Yazmayı varlığının orta merkezine yerleştirmiş bir yazar için ölene kadar yazmalı, diye yanıtlanabilir yukarıdaki soru. Yazmaktan başka bir yeteneği olmayan insanlar içinde aynı şey söylenebilir. Yazabildiği kadar yazmalı, yanıtı da sağlıklıdır. Kimin çapı, dimağı, potansiyeli ne kadarına yetiyorsa o kadar yazmalı. Yazarın kendisine ne kadarı yetiyorsa, ne kadarı ruhundaki açlığı doldurmaya yetiyorsa o kadar yazmak yine yanlış olamaz. Keşke öyle sıradan bir matematik sorusu olsaydı bu. Ne olur ne yapar insan evladı bir yanıt bulurdu. Oysa yazmak insanın ruhuyla, psikolojik durumuyla, içinde bulunduğu koşullarla doğru orantılı. Denize düşen yılana sarılır misali onunla tanışıp bir daha bırakmayanların varlığı gibi, tesadüfen onunla tanışıp tutkulu bir bağ ile bağlananlar da mevcut.

Marifet gerçekten çok yazmakta mı? Sanmıyorum. Ama şurası unutulmamalı ki bazılarımız sürekli bir üretkenliğin içerisinde olabilmemiz için çok ve kesintisiz yazarız. Sanki ara versek nefes alamayacakmış hissine kapılırız. Yazamayınca mutsuz, sorunlu, geçimsiz ve çekilmez biri olabiliriz. Yazmak bizi düzeltir, ayar verir, yaşama devam etmemize adeta vesile olur. Bu arada hayat tecrübesi olmayan, düş ve fantezi dünyası zayıf, hele hele okumaya mesafeli birinin istediği kadar çok yazsın, ciddi bir şey üretemeyeceği ortada. Marifetin çok yazmakta olduğunu sanmak ne büyük bir yanılgı.

Bu herkes böyle mi olur, olmalı bilinmez. Yıllarca tek bir romandan başka bir şey yazmayan birinin ortaya çıkartacağı eser mükemmelliği yakalayamıyorsa ne yapalım o yazarı? Etkileşim, algı, büyük bir sevgi, hatta şiddetli bir tutku işin içinde olmadığı sürece ne yazılsa, ne kadar yazılsa boş. Zira böylelerinin kalemi salt güçlü olmakla kalmayıp hayatın hemen her boyutunu orasından burasından alabildiğine bütün hatlarıyla yansıtır. Bunları okumak haz ve keyif vermenin yanı sıra nice öğretici detaylarla alabildiğine kaplıdır. Birden o satırların sahibiyle ne kadar ortak yanlarımız olduğunu görürüz, anında empati kurup onu çok yakınımızda, yanımızda, bazen aklımızda, bazen de kalbimizde hissederiz.

İyi bir edebiyatçının çalışkan ve yetkin bir kalem olduğunu hepimiz biliriz. Yazdıkça kendisini mutlu hisseden birine sınır koymaya çalışmak, hareket alanı çizmek demek ne büyük bir yanlış. Ne kadar yazmalıya en iyi yanıtı her yazar kendisi verir. Kendisini yaşayana kadar, yazarlığını konuşturduğunu hissettirdiği ana kadar, doyana kadar, kendince başarıyı yakalayana kadar, meşhur olana kadar gibi seçenek ve olasılıklar çoğaltılabilir. Sağ eli artık yaşlılıktan tutmayınca sol eli ile yazan ustalar var, gözleri okumaktan bozulmasına rağmen kendisine düzenli kitap okutup, kafasındakileri yazdıran büyük kalemler. Şimdilerde teknoloji var, belki çok daha kolay böylesi zor şartlar altında her şeye rağmen yazabilmek. Çılgınca bir tutku ve o biçim bir bağımlılık değil de nedir bunun adı?

Küstahlar çok değil ne yazıldığına bakılmalı der. Çok yazanın çok yanılması mümkün ama sürekli kendisini yenilediği de tartışmasız. Ufku dar yazar kadar topluma zararlı başka insanların olabileceğini sanmak aptallık. Yazarlığın kıstası olmalı, on eserden aşağı ürün verene yazar denmemeli. Zira o on eser boyunca yaşayacakları, yaratacakları, akıtacağı ter onu gerçek anlamda bir yazar yapacaktır.

Süleyman Deveci / 12.01.2021

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular