-1.1 C
Hamburg
Samstag, Januar 16, 2021
Start News Autoren Süleyman Deveci: Hayatın Parçası veya Kendisi Yazı

Süleyman Deveci: Hayatın Parçası veya Kendisi Yazı

Yazının hayatın bir parçası olduğuna inananlar olduğu kadar onun aslında hayatın ta kendisi olduğunu iddia edenlere de rastlamak mümkün. Bunun entelektüel bilinçle, yazıyla doğrudan ilintili olarak edebiyat anlayışının, kültürel ve sanatsal ufkun darlığı veya genişliğiyle mutlak bir ilişkisi olduğu malum. Yazmayı hayatının merkezine, tam ortasına henüz yerleştirmemişler için yazmak bir hobi olabilir, gelip geçici bir heves, kazayla bulaşılmış bir uğraşı. Hayatın her alanında olduğu gibi burada da uyanık geçinen kerizlere denk gelmek mümkün. Es kaza bulaşanlarda genellikle gelip geçici bir heves ve uğraşı olarak da adlandırılabilir. Böyleleri geçici bir heves, öylesine bir meşguliyet olduklarını bilseler de bazen onun değişik ve yenilikçi yanları olduğunu görerek, yazarak da hayatın güzelleştirilebileceğinden yüzeysel olarak dem vururlar, iyi bir tiyatro oyuncusu takılırlar. Ama oyundan anlayanlar kiminle muhatap olduklarını kolay anlarlar.

Yazı hayata ait çok ciddi, katı ve güçlü bir olgudur. Etki alanları gözönünde bulundurulduğunda onca baskı, sansür ve yasaklamalara maruz kalmaları başka türlü açıklanamaz. Uzun zaman onunla meşgul olanlar bazen ipin ucunu kaçırabilirler. Ne söze, ne de hizaya gelmeye razı olurlar. Yazının özgürlükçü ruhu nasıl da sarıp sarmaladığını, özgürleştirdiğini çok iyi bilirler. Yazarak her şeyin yapılabileceğini, her hedefe ulaşılabileceğini iddia ederler. Yazı ile gerçek dünya arasındaki bağ kopar ve yazı uzun bir süre sonra hayatın ta kendisi olup çıkabilir. Fanatizm, radikal bir hırs olabileceği gibi büyük bir tutku veya aşk da olabilir yazmaya karşı hissedilenler. Yazmak dışında başka bir şeyi olmayanlar, beceremeyenleri de hesaba katmalı.

Yazılar ve yazanları bin bir çeşitler, o kadar çok, renkli ve değişik tınılara, renklere, seslere sahipler. Hayatın bir parçası olmasına izin verip unutulmaz eserler veren yazarlar da mutlaka vardır edebiyat tarihinde. Şan, şöret, ün ve parayı o biçim yakalamış dönemin en popüler yazarı olmayı başarabilenler de. Yazmak böylesi yazarlar için baştan çıkartıcı bir etki yaratmamış olabilir; yazmanın dışında, daha önemli, öncelik sırası olan uğraşılarda karar kılmışların varlığı da göz ardı edilemez. Yazmak ile arasındaki bağı ve dengeyi bir türlü tutturamayıp ipin ucunu kaçırarak yazmayı hayatının merkezine yerleştirenler arasında ciddi bir başyapıt ortaya koyamadan, çekip giden yazarlara da rastlanılabilir. Neymiş, yazıyı da, yazarı da darkalıpçı düşünme biçimleriyle anlamak, kavramak mümkün değildir. Onlara önyargısız yaklaşmak, hem hayatlarına, hem yaşam tarzına, dahası günlük hayatlarında yazının tuttuğu yerin önemine, en çokta yazdıklarına bakarak onları anlamaya çalışmak en doğru yaklaşım olacaktır.

Yazı ile kurulan ilişki, geliştirilip beslenilen, büyütülen bağ, onda nasıl kalınacağı konusunda yer yer yol gösterir. Aşk nefret ilişkisi gibi bir kıyaslama burada o kadar da yanlış olmayacaktır. Yazmak mutluluğu yakalamaya vesile olacağı gibi nice mutsuzlukların, yalıtılma ve yanlızlaştırılmaların da kapılarını açabilir. Bunu önemseyenler olduğu kadar zerre kadar umursamayanlar da vardır. Su akar nehrini, akışını bulur misali sadece yazmanın en doğrusu olduğuna inananlar da vardır. Yani onun bize şekil verip belirli bir kalıba oturtacağına inanan kendiliğindenciler. Arayanlar, gerçeğin peşinden koşanlar, mutluluk mu, mutlak bilgi mi, Nirvana’mı, artık her neyse onu yazarak yakalayabileceklerini, bulabileceklerini sananlar da. Hepsinde ortak nokta içinde yaşadıkları sürece müdahale etmeden hangi yazı, hangi yazıcı asıl hedefine ulaşabilmiş ki?

İster hayatın bir parçası olsun, ister hayatın ta kendisi olsun eleştirmenlerce beğenilip okurca beğenilmeyen her yazı ve yazar unutulmaya mahkumdur. Bunun okur kuyrukçuluğuyla, popülizmle, geriden koşmakla bir ilgisi yok. Yazının ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu, ne tür bir yazarla karşılaşıldığını her ne kadar rakamlar ve satılan kitap sayısı belirler gibi saçma sapan anlayışlar yerleşik anlayış olsa da, işin gerçeğinde, en derin köklerde okur yazarı da, yazıyı da ölçer, biçer, değerini ve notunu verir. Gerisi lafı güzafdır.

Süleyman Deveci / 26.12.2020

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular