5.2 C
Hamburg
Freitag, April 23, 2021
StartLifestyleFamilieÇocuklarınız sizin aynanızdır, kendinizi görürsünüz!

Çocuklarınız sizin aynanızdır, kendinizi görürsünüz!

Hamburg Eğitim Ataşe Vekili Lütfi Dede ile söyleşi

ALMANYALILAR – Çocukların aldıkları eğitim, yetiştikleri ortam, aldıkları kültürel davranışlar ve büyüklerin davranış biçimlerinin çocukların hayatına şekil veren konular olduğunu söyleyen Hamburg Eğitim Ataşe Vekili Lütfi Dede, özellikle kadına yönelik şiddetle mücadelede kız ya da erkek çocuklarının doğru öğretilerle yetiştirilmesinin çok önemli olduğunu dile getiriyor. Eğitimli ya da eğitimsiz, dünyada birçok kadının aile içinde şiddete maruz kaldığını ifade eden Lütfi Dede ile çocuk eğitimiyle kadına yönelik şiddetin bağlantısı üzerine Almanyalılar okurları için sohbet ettik:

Almanyalılar: Kadına yönelik şiddetle çocuk eğitimi arasında nasıl bir bağ var?

Lütfi Dede: Genel olarak eğitimin sadece kadına yönelik şiddetle değil, her konuyla bağlantısı var ve bu nedenle ‘her şeyin başı eğitim’ diyoruz. Çocuk sünger gibidir, sizin verdiğinizi çeker ama engel olamayacağınız bir gerçek var ki; bu da çocukların büyükleri örnek almalarıdır. Bu örnekler maalesef her zaman iyi örnekler olmayabiliyor. Bu nedenle çocuklarımızın yanında hal ve tavırlarımıza, konuşmalarımıza dikkat etmeliyiz. Onlar bizim aynamızdır, kendimizi görürüz. Çocuk okulda aldığı eğitimle evde öğrendikleri arasında çelişki görürse bir paradoks yaşar. Bu nedenle evdeki yaşantının da okuldaki eğitimi desteklemesi gerekiyor. Evde annesi şiddete uğrayan bir çocuğa istediğiniz kadar şiddetin kötü olduğunu anlatsanız da bir gün eşine veya arkadaşına, hatta kendisinden güçsüz olana şiddet uygulama ihtimali yüksektir. Çocuklarımıza kadın-erkek eşitliğini, pozitif ayrımcılığı öğretiyorsak bunu kendimiz de uygulamalıyız.

“Eğitimli kadın şiddete uğramaz” tezi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Katılmadığım bir tez. Şiddet mağduru veya şiddet uygulayan çok sayıda eğitimli insan olduğunu gerek seyrettiğimiz haberlerde, makalelerde ve gerekse araştırma sonuçlarında görüyoruz. Bu durum kişilerin yetiştikleri kültüre göre farklılıklar gösteriyor. Bazı toplumlarda şiddete uğrayan kadın bunu dışarı yansıtıp gereğini yapıyor, bazı toplumlarda ise kadın, farklı öğretilerle yetiştirildiği için şiddete uğraması sanki kendi suçu, kendi ayıbıymış gibi sineye çekip susuyor. Veya ne yapacağını bilemediği için bununla yaşamak zorunda kalıyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede erkek çocuklarının eğitiminin özel bir önem taşıdığından yola çıkarak, anne-babalara ne gibi görevler düşüyor?

Kız olsun, erkek olsun, anne-baba ilişkileri medeni bir şekilde, aynı göz hizasında, karşılıklı anlayışla yürüyorsa çocuklar bu eğitimi zaten yaşam tarzı olarak alıyor. Sürekli kavga ve tartışmanın, küçümsemenin yaşandığı ortamda yaşayan çocukların davranışları zaten okula da yansıyor. Erkek çocuklarının kız öğrencilerine baskıcı yaklaşımları, küçümseme ve hatta şiddet boyutları bunu ortaya koyuyor. Yani çocuk evde yaşadıklarını içselleştiriyor. Anne-baba olarak bunun bilincinde olup, çocuklarımızın ilerde nasıl bir hayat kurmalarını istiyorsak ona göre davranışlarımızı belirlemeliyiz. Zira sizin davranışlarınız, çocuğunuzun ilerde eşine, mesai arkadaşlarına ve çevresine davranış biçimlerini belirleyecektir.

“Kadının saçı uzun aklı kısa”, “Eksik etek”, “Elinin hamuruyla erkek işine karışma” gibi öğretilerle yetiştirilen kız çocuklarının özgüveni yüksek bireyler olarak topluma kazandırılması mümkün mü?

Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı davranış biçimleri var ve biz burada yaşasak bile o kültürü buraya taşıyoruz. Yeni nesillerle birlikte değişimler yaşansa da hala ataerkil, erkeğin baskın olduğu bir toplumuz. Eşine kaba davranan bir babayı örnek alan erkek çocuk rahatlıkla annesine kaba davranma hakkını görebiliyor kendisinde. Bizlere düşen görev, kız ve erkek çocuklarımızı eşit görüp eşit yetiştirmeliyiz, adaletli davranmalıyız. Mesela erkek çocuğa, her şeyi kız kardeşinin yapacağı duygusu yüklenmemeli. Her şeyi kadından bekleyen zihniyetle yetişen erkek çocuk, ilerde eşine, iş arkadaşlarına aynı gözle bakabilir. Eğitim ve kültürel altyapı çok ciddi anlamda rol taşıyor. Bize öğretilen yanlış öğretileri de tekrar etmeyerek, tekrar edeni de uyararak aşabiliriz.

Çocuğumda şiddet potansiyeli var, ne yapabilirim?

Ebeveynlerin farklı farklı sosyo-kültürel altyapıları olduğu için bazı aileler bunu hiç fark etmeyip hayatın doğal bir parçası olarak görebiliyor. Bazen ‘erkektir yapar’ veya ‘kendini savunuyor’ ya da ‘iyi yapmışsın’ diyerek ödüllendiren bile var. Öncelikle ailenin bu sorunu tespit edip kabul etmesi, sorunu görmesi lazım. Sorunun çözümünde yeterli olmadıkları yerde öğretmen, pedagog veya psikolog gibi uzmanlardan destek almalarını tavsiye ederim.

“Balık baştan kokar” derler. Bizim kadına yönelik şiddetle veya şiddetle mücadelemiz nasıl olmalı?

Karakterin oluşmasında sadece eğitim değil, inanç, yetişme tarzı, bölge, mahalle büyük rol oynuyor. Bu nedenle bu tür sorunlarla mücadelede tek başımıza değil, her türlü kurum ve kuruluşlarla topyekûn mücadele etmemiz gerek. Geçmişte yerleşmiş yanlış öğretileri kullanmamak, kullanınca ayıplamak ve zaman içinde yok etmemiz gerek. Sadece okullar değil, tüm kurumların ortak hareket etmesi gerek şiddetle mücadele konusunda. Yani okulda öğretilenle sosyal çevrede öğretilen aynı olmalı. Yanlış şeyleri ‘kültürümüz bu’ diyerek kabul etmenin manası yok. Kadınların eşit bireyler olduğunu kabul edip sık sık pozitif örnekleri ön plana çıkarmalıyız. Sadece dile getirmek yetmez, bunu hayatımızda uygulamalıyız. Tüm bunları sadece özel günlerde söylemek yerine 365 güne yayarak yaşam tarzı olarak içselleştirmeliyiz. Ayrıca şiddet suçlarına daha caydırıcı cezaların verilmesi gerekmektedir. İşi şiddet raddesine vardırmadan önleyici eğitim ve tedbirler alınmalı.
Hepinize şiddetsiz bir yaşam diliyorum.

Teşekkür ediyoruz.

25.11.2020

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular