5.2 C
Hamburg
Freitag, April 23, 2021
StartLifestyleFamilieKadına yönelik en ağır şiddet: Evlat acısı

Kadına yönelik en ağır şiddet: Evlat acısı

Mölln Vahşeti Kurbanlarından Havva Arslan ile Söyleşi

ALMANYALILAR – Almanya tarihinin en kara günlerinden biri olan, Almanya’da ilk ırkçı kundaklama olayı olarak kayıtlara geçen 23 Kasım 1992 Mölln Katliamının, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Uluslararası Mücadele Günüyle acı bir yakınlığı var. 23 Kasım 1992 tarihinde Mölln’deki evleri iki Neonazi genç tarafından yakılarak kayınvalidesi Bahide Arslan’ı (51), 10 yaşındaki kızı Yeliz’i ve 14 yaşındaki yeğeni Ayşe’yi ırkçı zihniyetlere kurban veren, kendisi ve aile fertleri ağır yaralanan Havva Arslan (55), acıların en büyüğü olan evlat acısını tadarak kadına yönelik şiddetin en ağırını yaşadı. Havva Arslan, 28 yıllık acısını ilk kez Almanyalılar okurlarıyla paylaştı:

Almanyalılar: Havva Hanım, acınızı yürekten paylaşıyoruz. Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Havva Arslan: (Derin bir iç çekişle birkaç saniye dalıyor söze başlamadan önce) Evlenip Almanya’ya geldim ve ilk çocuğumu 17 yaşındayken kucağıma aldım. Buradaki insanlarla diyaloglarımız güzeldi. Tam kendimizi o topluma ait hissetmeye çalışırken 1992’de bu acı olayı yaşadık. Ondan sonra da acıdan başka bir şey yaşamadım dersem yeridir. Tek hedefim, geride kalan 3 yavrumu, saçlarının teline zarar vermeden büyütmek, vatanına, milletine, ailesine ve üzerinde yaşadığımız ülkeye hayırlı birer evlat olarak yetiştirmek oldu. Yaşadığımız acılara rağmen asla evlatlarımızı nefret söylemleriyle büyütmedik. Irkçı ve hasta zihniyetlerin yaptıklarını tüm topluma mal etmedik. Bugün onları topluma kazandırmış olmanın huzurunu yaşıyorum ama 23 Kasım 1992 tarihi benim tüm yaşam sevincimi beraberinde alıp götürdü. Yaşadığım acılardan sonra delireceğimi sanmıştım ama çok şükür delirmedim. Yangında camdan düştüğümde belim kırılmıştı ve sakat kalmaktan çok korkmuştum. 1,5 sene koltuk değnekleriyle yaşadım ama çok şükür, iyileştim. İyileşmeyen tek şey, yüreğimize yakılan ateşin verdiği büyük acı oldu ve bu acı asla sönmez.

O gece neler yaşadığınızı bize anlatır mısınız?

Henüz 28 yaşındaydım. 22 Kasım gece saat 23.15 gibi hepimiz yattık. Tam uykuya dalmışken kayınvalidemin “ev yanıyor” diyen çığlıklarıyla uyandım. O an hissettiğim tek şey, yanımda yatan 7 aylık oğlum Namık’ı kucağıma alarak camları açmam gerektiğiydi ve öyle de yaptım. Aşağıda insanlar toplanmıştı ve bir çarşaf germişlerdi. Bana kucağımdaki oğlumu aşağı atmamı söylediler. Ben Namık’ı aşağıya attım ve aşağıdan oğlumu tuttuklarını gördüm. Sonra kayınvalideme, diğer çocuklarımı kurtarması için seslendiğimi hatırlıyorum. Ondan sonrası benim için kapkaranlık. Camdan kendim mi atladım yoksa dengemi kaybedip mi düştüm, hiçbir şey hatırlamıyorum. Fakat kafamın üstüne düşmüşüm ve olay anında belim ve birçok kemiğim kırılmış. Fakat ben bayıldığım için o anlarla ilgili bir şey hatırlamıyorum.

Olaydan sonra gözünüzü ilk açtığınızda neler hissettiniz, neler yaşadınız?

(Gözleri dolu dolu ve sesi titreyerek anlatıyor) Hastanede olayın ertesi günü gözümü açtığımda eltimin çığlıklarını ve ağlayışını duydum ilk olarak. Kıpırdayamıyordum ve vücudumun her tarafı ağrıyordu. Kendime gelmeye başlayınca aynı odada, perdeyle ayrılmış bölümde birisinin daha nefes alışverişini duydum ve kim olduğunu sordum. 8 yaşındaki oğlum İbrahim’in orada yattığını söylediler. İçim biraz rahatlamıştı. Namık’ı ben camdan atarak kurtarmıştım, İbrahim de kurtulmuştu. Diğer çocukları da kayınvalidem kurtarmıştır diye düşündüm ve Allahıma şükrettim. Kayınvalidemin, kızımın ve yeğenimin kurtulamadığını bana bir hafta sonra söylediler. O an sanki dünya başıma yıkıldı, gök karardı ve ben asla bir daha o eski Havva olamadım. Almanya benim için karanlıklar ülkesi oldu adeta ve hayatım da böyle geçti. Acılarla büyüdük ondan sonra. Yeğenin 14 günlüğüne yanımıza misafir gelmişti. İnsan düşmanları onu da elimizden aldı.

O zamanlar 8 yaşında olan İbrahim nasıl kurtarılmış?

Kayınvalidem İbrahim’i bir battaniyeye sarıp buzdolabının yanına oturtmuş ve tekrar almaya geleceğini söylemiş. Sonra da yukarda yatan kızımı ve yeğenimi kurtarmaya gitmiş. Sonra da bildiğiniz gibi çatı çöktü ve altında kalarak vefat ettiler. Bu arada gelen itfaiyenin sıktığı sular İbrahim’i alevlerden korumuş ve sonra içeri girip oğlumu kurtarmışlar. O da uzun yıllar boyunca, yangın anında soluduğu zehirli duman nedeniyle sıkıntılar yaşadı, tedavi gördü. Irkçı zihniyetler bizim sevdiklerimizi, hayatımızı, sağlığımızı, yaşama sevincimizi elimizden aldılar.

O olaydan daha önce sözlü veya fiziksel ırkçı saldırılara maruz kaldınız mı hiç?

Hayır, hiç öyle bir şey yaşamadım. Tam aksine komşularımızla, Mölln halkıyla çok güzel ilişkilerimiz vardı. Bir restoranımız vardı. İki Almanya’nın birleşmesinden sonra kayınvalidem Doğu Almanya’dan gelenlere ücretsiz çorba dağıtır, yemekler ikram ederdi.

Yaşadığınız acı süreçte size yeterince sahip çıkıldı mı?

(Kırgın bir tavırla) Bize kimse sahip çıkmadı. Evimiz yandığı için bizi önce eski-püskü bir eve yerleştirdiler ve ev tamir edilene kadar burada kalabileceğimizi söylediler. Olaydan 5 ay sonra eşim askere gitti ve ben eltim ve çocuklarla baş başa kaldım. Bir gün bize gelip ‘size yeni bir ev bulduk’ diyerek bizi alıp ormanın içinde bir konteynır eve götürdüler. Biz iki kadın ve çocuklarla öyle bir yerde oturmaya cesaret edemediğimiz için kabul etmedik. İyi ki de etmemişiz, çünkü aynı gece o konteynırı da yaktılar. Biz taşınmış olsaydık belki de bu kez Azrail’den kaçmayacaktır. Suçumuz yokken bizi suçlu durumuna soktular. Hamburg’a taşınıncaya kadar sesimizi çıkarmadık korkumuzdan.

Her yıl yapılan anma etkinlikleri sizi nasıl etkiliyor?

Aslında yaşadığımız bu büyük acıyı tekrar tekrar hatırlamak ağır bir duygusal yük ama öte yandan da toplumun her kesiminden insanların acılarımızı paylaştıklarını görmek, yanımızda olmaları bize güç veriyor, umutlarımızı yeşertiyor. Onlar bizim en büyük tesellimiz. Bu 23 Kasım’da tüm gün kızım, yeğenim, annem aklımdan çıkmadı. Yeliz benim ilk göz ağrımdı. ‘Yaşasaydı şimdi nasıl görüyor olurdu, ne yapıyor olurdu?’ gibi sorular aklımdan bir an bile çıkmadı. Kendimi başka şeylerle meşgul etmeye çalıştım. Ben her gün bu evlat acısıyla yaşıyor, yaşlanıyorum. Ama olayın yaşandığı gün tabii ki duygular yoğunlaşıyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin, çok ağır.

Teşekkür ediyoruz.

25.11.2020

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular