6 C
Hamburg
Montag, November 23, 2020
Start News Interview “Yazı, kendisine akacak bir yatak bulmada pek mahir, kendi zamanını da, duygusunu...

“Yazı, kendisine akacak bir yatak bulmada pek mahir, kendi zamanını da, duygusunu da yanında getiriyor.”

Behçet Çelik ile Söyleşi

ALMANYALILAR- Küresel salgın tam gaz devam ediyor. Bir yandan yeni koşullara alışmaya çalışıyoruz, diğer yandan dar alanlara sıkışıp kalmamak için her türlü yaratıcı yanlarımızı devreye sokup günü, hayatı her şeye rağmen güzel kılmaya çalışıyoruz. Böylesi günlerde edebiyatçılar ne yapıyor sorusuna bu defa modern öykünün usta kalemlerinden Behçet Çelik ses verdi. Almanyalılar bu vesileyle uzağı yakınlaştırmaya devam ediyor. Usta bir kalem, yetkin bir edebiyatçı bu günleri nasıl yaşıyor, neler hissediyor, nasıl yorumluyor bilmek istedik:

Almanyalılar: Bir öykücü olarak küresel salgın size ne anlam ifade ediyor? Onunla ilk tanışmanız nasıl oldu, var mı yakınlarınızda veya gözlem alanınızda tanık olduğunuz bir vaka? Neler hissettiniz?

Behçet Çelik: Ocak ayının başlarında gazetelerde Çin’deki yeni hastalıkla ilgili tek tük haberler çıkıyordu. O günlerde işlerim nedeniyle Adana’daydım. Oradayken yakın bir arkadaşım bu hastalıkla ilgili kaygılı bir mesaj gönderdi. Esas olarak dikkatimi o zaman çekti. Mart başlarında artık Türkiye’de de yayılmaya başladığını tahmin ediyordu herkes, nitekim kısa sürede kapanma kararı geldi. Bunu izleyen günlerde halen devam eden büyük bir belirsizliğin içine girdik. Planlar yapmanın mümkün olmadığı zamanlar, daha hayli zaman günübirlik kararlarla yaşayacağız gibi görünüyor. Şükür olsun gözlem alanımda tanık olduğum bir vaka olmadı. Yabancısı olduğumuz bir hastalık, bilim insanları da daha bütünüyle çözebilmiş değiller, halen şu meçhul mesela, farklı iddialar yayımlanıyor: Virüs havada ne kadar süreyle kalıyor, korunmak için kullanmakta olduğumuz maskeler yeterli mi? Sanırım tedirginlikle belirsizliği iç içe yaşıyoruz ve bu ikisi birbirini zaman zaman tetikliyor.

Çok şeyin değişeceği bir eşik olduğunu düşünüyorum bu salgının. Çalışma düzenlerinden insan ilişkilerine kadar. Gelgelelim, bütün dünyada bu ortak sorununun başka küresel sorunlarla yakın bağı olduğu görmezden gelinmeye devam edecek. Başlangıçta farklı olacağı yanılsamasına kapıldığımı itiraf etmeliyim, ama kısa sürede pek bir şeyin değişmeyeceği ortaya çıktı. Kapitalizm, iklim krizi, bölgesel savaşlar bizi felaketlerle dolu bir dünyaya götürüyor – çoktandır içindeyiz aslında. Salgının bunlarla bağı görünmez kılındı kısa sürede; küresel soruna karşı küresel dayanışma yerine her ülke kendi içine kapanmayı yeğledi. Bu da köklü, küresel çözüm umutlarını kırıyor, geçici, palyatif çözümlerle idare edeceğiz gibi görünüyor. Ama nereye kadar?

Tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Kimileri bunu salt politik bir sürece indirgiyor, kimileri küresel ekonomik gelişmelerle açıklamaya çalışıyor. Biz edebiyat bağlamında ele alacak olursak yine sizin salgının ortaya çıkışından bu yana gözlemleriniz neler? Yani edebiyat kabaca salgından nasıl etkilendi?

Doğrusunu söylemek gerekirse henüz edebiyatın nasıl etkilendiğine ilişkin gözlemlerim pek yok. Bu dönemde üretilenler çok fazla alenileşmedi. Bu ürünleri görmeden bir şey söylemek doğru olmaz. Bununla birlikte yayın dünyası bu salgından fazlasıyla etkileneceğe benziyor. Piyasaların genelinde olduğu gibi kitap pazarının da küçüleceğini zannediyorum. Satışlar e-ticaret sitelerine kayacak, hatta Türkiye’de bir türlü beklendiği ölçüde tutunamayan e-kitap pazarı da genişleyecek gibi görünüyor. Başta dediğim gibi yazarların ve yazılanların nasıl etkilendiğine dair şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Eve kapandığımız aylarda yazarlar üretken olabildiler mi, her yana hâkim olan belirsizlik kalemlerinin hareket etmesini engelledi mi, kışkırttı mı, bilemiyorum. Bununla birlikte, başkalarının da hep söylediği gibi distopik metinler artabilir gibi geliyor bana da. Özellikle ticari edebiyat bu konuya hevesle atlayacaktır; şimdiden yayımlanmaya başladı ilk örnekleri. Belirsizliklerle çevrili olmak insanı genelde hareketsiz kılar, ama edebiyat bu belirsizliğin içinden yeni imkânlar devşirebilir. Belirsizlik alanlarının genişlemesi, aynı zamanda kolay kolay değişmez sandığımız kimi belirliliklerin, sabitliklerin geri çekilmesi anlamına da geliyor, burada bir boşluk beliriyor, bu boşluğun içinden yeni biçimler, yeni yordamlar çıkma potansiyeli var, ama bunların nasıl olacağına dair bir öngörüm yok.

Behçet Çelik Foto Cebrail Özmen 2

Okuru olmadan yazar ne yazar, neleri yazabilir? Sosyal mesafe, düzenli bir araya gelinememesi, birçok sanat ve kültürevinin kapılarını kapatmak zorunda kalması, kısıtlı devlet destekleri, gittikçe azalan bir okur çevresi sizde de soru işaretleri oluşturuyor mu? Nereye bu gidişat bağlamında?

Görünen o ki gidişat fiziksel olarak bir araya gelmeden sanal birlikteliklere doğru olacak. İnternet üzerinden eğitimin olağan hale gelmesi gibi kültürel birliktelikler için de olağan biçim sanal toplanmalar olacak sanırım. Aylar sonrası için çağrıldığımız etkinliklerin büyük ihtimalle ekrandan yapılacağı söyleniyor. Salgın çok büyük ekonomik krize neden olmadıkça okurun yok olmayacağını düşünüyorum. Hatta dışarıya çıkamadıklarında insanların kitap okuma alışkanlığı artabilir de. Beni asıl olarak ürküten bu salgını ekonomik zorlukların izlemesi. Bu durumda insanların ilk vazgeçtikleri kalemlerden biri kültür-sanat. Yayınevleri de ekonomik krizlerde ayakta durabilmek için satış garantisi olan kitaplara yönelecekler. Yeni ve farklı olanları yayımlamak riskli görünecek onlara. Bu uzunca bir süre bir durağanlık ve tekdüzelik getirebilir kitap dünyasına.

Kültür, sanat ve edebiyat da insanlık kadar eski, onunla birlikte nice uygarlıkların yıkılışına ve doğumuna tanıklık etmiş. Bu bağlamda bu ilk küresel salgın da değil? Edebiyatçı içinde bulunduğu tarihsel anı ve ortamı nasıl algılar? Şahsen siz ritminizde veya çalışmalarınızda yeni perspektiflere yöneldiniz mi, düşünme ve çalışma metotlarınızda ne gibi farklılaşmalar oluştu?

Başka bir işte çalıştığım için uzun yıllardır evde kesintisiz bir biçimde edebiyatla ilgilenme imkânım olmamıştı. Dolayısıyla ister istemez kendimi yeni bir ritim içinde bulduğumu inkâr edemem. Evden çıkmama imkânı olan şanslılardan olduğum için bu yeni ritimden pek şikâyetçi olmadım. Gene de bu yeni ritme alışmak kolay olmuyor.

Yeni bir perspektif ya da metot farklılığına karar verebilmek için mevcut halin içinde zaman geçirmek ve bu halin değişmeyeceğine, kalıcı olduğuna ikna olmak lazım. Kendi adıma böyle bir netliğim olmadığı için bu anlamda yeni bir perspektif ya da metot üzerinde pek kafa yormadım. Başta da dediğim gibi genel bir belirsizlik hâkim ve buna karşı elimizden sadece günübirlik tasarıların peşinden gitmek geliyor – ya da bende öyle oldu, diyeyim. Şu an üzerinde çalışmakta olduğum bir metin varsa onu tamamlamaya odaklanabiliyorum daha çok. Daha ötesine dair plan yapamıyorum. Herkes kadar salgından etkilendiğim açık; bunun yazdığım metinlere nasıl yansıyacağını kestiremiyor olsam da.

Kaldı ki edebiyatçının içinde bulunduğu ânı çok bilinçli bir şekilde algıladığını sanmıyorum. Edebiyat tarihsel anlara bigâne kalır demek istemiyorum, ama edebiyatın bu ânı nasıl gördüğü ancak o ânın geçmesinin ardından bilinebilir. Bu bilgi de sadece yazılan metinlerdedir. Edebiyatçıların bugün söylediklerinin, kendi aralarında sohbetini edip dergilerde, söyleşilerde “Şöyle olmalı, böyle olmalı,” demelerinin pek bir hükmü yok. Bugünlerde üretilen metinler daha sonra ele alındıklarında, “Edebiyat da küresel salgın ânını şöyle algılamış,” denebilir ancak.

Son olarak da sizden ve son çalışmalarınızdan bahsedelim. Ne yazıyorsunuz, nasıl yazıyorsunuz bu günlerde? Unutmadan bu arada “Almanyalılar” sayfamızı nasıl buluyorsunuz, kişisel bir değerlendirmede bulunursanız bizleri sevindirirsiniz.

Salgının ilk aylarında kurmaca bir şeyler yazmak gelmedi içimden. Daha çok okumayı ertelediğim kitapları okudum ve bunlar üzerine yazılar yazdım. Sokağa çıkma yasakları sona erdikten sonra tek tük kurmaca metinler üzerinde çalışmaya başladım, bu dönemde öykü yazmak bana daha cazip geldi. Roman yazabilmek, aylar yıllar sürecek bir çalışmaya odaklanabilmek için süreklilik duygusuna ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Aslında roman yazmaya cesaret edememenin nedeni uzun yıllar boyunca roman yazmak için kesintisiz zaman bulamayacağım düşüncesiydi, daha doğrusu bu yöndeki önyargımdı. Kesintisiz zaman ihtiyacının doğru bir saptama olmadığını yaşayarak öğrendim yıllar içinde, romanları yine gündüzleri başka işte çalışırken ve zamanım her gün kesintiye uğrarken yazabildim. Beri yandan bu salgın döneminde hiç olmadığı kadar yazmaya ayırabileceğim kesintisiz zaman imkânı önüme çıktığında romana yönelemedim. Kesintisizlik olmalı derken daha önemli bir şeyi göz ardı etmişim, süreklilik duygusunu. Şimdilerde esas ihtiyaç duyulanın kesintisizlik değil süreklilik duygusu olduğunu düşünmeye başladım. İçinde bulunduğumuz belirsizlikler dünyasında süreklilik duygusu da erozyona uğruyor.

Bu dönemde öyküye yönelmem de bununla ilgili olabilir. Öykü için belirsizlik daha bitek bir alan. Belirsizliğin içinden geçmek öykü için daha kolay. Bu öykünün kısa sürede yazılıp tamamlanmasıyla ilgili değil, öyküde bir şeyler anlatırken sıklıkla birçok alanı belirsiz bırakırız; öykü belirsizliklerle bu yüzden daha barışık. Tabii, yazmak için ihtiyaç duyulan zaman da çok önemli bir etmen. Belki zamanla süreklilik duygusunun da çok elzem olmadığını yaşayarak öğrenirim. Yazı biraz da böyle, kendisine akacak bir yatak bulmada pek mahir, kendi zamanını da, duygusunu da yanında getiriyor.

Almanyalılar” sayfanızı incelerken şunlar geçti aklımdan: Çift dilli ve iki ülkeden haberlerle kotarılmış bir sayfa hazırlamak hiç kolay olmasa gerek. Anladığım kadarıyla özel bir izlerçevresi olan bir sayfa sizin hazırladığınız, kendi içinde çeşitlilik barındıran, tek tip olmayan bir izlerçevre üstelik. Çift dil ve iki ülkeden haberlere yer verilen sayfanızın önemli bir görev gördüğünü düşünüyorum. Günümüzde kültürel meselelerde de bir içe kapanma var, kendi kültürümüze kapanıyoruz; sizin sayfanızınsa tam aksine çeşitlilik arz eden içeriğiyle kültürel bir açılmaya vesile olma potansiyeli çok yüksek.

Teşekkürler.

Süleyman Deveci / 17.08.2020

Fotos: behcetcelik.com / David_Konecny / Cebrail Özmen

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Trakya’nın filme konu olan ünlü „Yapıncak yaprağı“ tescillendi

Zeytinyağlı sarmanın ana malzemesi olarak tercih edilen, Tekirdağ'da yetiştirilen Yapıncak üzümünün tüysüz ve ince narin yapılı yaprağı tescillendi. Tarım ve Orman Bakanlığı Tekirdağ Bağcılık Araştırma...

Unternehmen brauchen Liquidität

BVR-Präsidentin Kolak: Unternehmen brauchen Liquidität - Länderinitiative für Steuererleichterungen jetzt umsetzen Um Unternehmen in der Coronakrise zu entlasten, regen Wirtschaftsverbände sowie die Bundesländer Bayern, Baden-Württemberg...

Dalağında kist tespit edilen çocuk riskli bir ameliyat yerine robotik cerrahiyle sağlığına kavuştu

Karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu hastanede dalağında kist tespit edilen 17 yaşındaki Derya Bozkurt, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik dalak kisti...

Gemeinsame Erklärung von Frankreich, Deutschland, Italien und Großbritannien zur Lage in Libyen

Frankreich, Deutschland, Italien und Großbritannien begrüßen die Ergebnisse der ersten Runde des Libyschen Politischen Dialogforums, das vom 7. bis 15. November in Tunis getagt...