ALMANYALILAR

Ali Şeker: SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI

İnsan, sevmediği bir insanı veya bir kenti ya da kuru kalabalığı, kalbinde öldürerek tekrar sevebilir mi ?.. Çocuk kitapları başkalarını sevebileceğimizi bizlere söylüyor. O halde bizler de bu koronavirüslü günlerin güncesinde, sevmediğimiz her şeyi kalbimizde öldürerek sevebiliriz.”

sürü

Haziran’ın ayının 1’nde normalleşmeyle birlikte, sosyal mesafe kurallarına uyanların pek de çok olmadığını insan gözlemleyebiliyor. Anladığımız kadarıyla koronavirüs salgınından korunmanın salt maske takma zorunluluğuyla bireye sorumluluk yükleyen ve bekle de gör, sorumluluğuna katlan anlayışının benimsendiği bir süreçle, korkularımızla birlikte yaşayacağız. Çarşıda – pazarda ya da toplumun bu sıcak yaz günlerinde uğrak yeri olan işletmelerin tıka basa doluştuğu mekanlarda, mesafe olayının çok da gözetlendiğini söylemek mümkün değil. Sürü bağışıklığına heba edilen sekiz haftalık kısmî sokağa çıkma kısıtlamalarının umarım tersi bir durum söz konusu olmaz. Durum öyle anlaşılıyor ki, Haziran’ın on beşinden sonra temâsı olup da belirti göstermeyen kişilerden test istenmemesi kararı alındı. Öznesi hekimlerin büyük çoğunluğunun koronavirüs için en sağlam test olarak gördüğü PCR isteme ölçütlerine sınırlama getirildi. Ekonomik olarak zora giren hükümetin siyaseten de zora girmesi kaçınılmazdı. Ve dolaysıyla siyasi gündemi üç milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesiyle tekrar politikada dar alanda sıkışmış vaziyetini alarak kendi zorba gündemini topluma dayatmasıyla sıcak gündem her gün değişkenlik gösterebiliyor Türkiye ‘ de.. Kendini muhalefet olarak konumlandıran partilerin özellikle CHP ‘nin suskunluğunu kendine siper olarak giymesi, milliyetçi – muhafazakâr – ırkçı ve faşist AKP – MHP bloğunu daha da pervasızlaştırdığı toplumun gözünden kaçmayan bir gerçeklik. Bu sıkışmışlık üzerine HDP ‘nin iki koldan Ankara‘ya başlattığı, “ Darbelere karşı demokrasi yürüyüşüne de CHP‘nin sessiz kalması demokrasi adına kabul edilemez, bu davranışı, rehavete kapılma halinden başka bir şey değildi. Vaka sayılarının olduğundan çok daha az gösterildiği gerçeğinin ötelendiği birçoğumuz tarafından bilinen bir gerçektir. Toplumun da bu günlük vaka sayılarına göre, koronavirüse karşı korunma kurallarını savsakladığı gözlemlenen bir durum tespitidir. Hiç bir kimlik /inanç ve de renkler arasında eşitlik olamayacağına göre, öznesi hiç biri kendi arasında eşit değildir. Aslolan sömürenlerin insanları metafizik duygularına göre çoğunluğun aklına kapatmasıydı. Çoğunluk mekanizma doktrini ulus devlet olma anlayışı bu noktada, tek seslilik – tek renklilik paradigmasına dayanak olarak düzenini sürdürür. İnsanların ten renginin de çok da önem arz etmediğini pratik yaşamda görmek mümkün. İster ten rengi siyahî, isterse beyaz olması hiçbir şey fark etmez, muktedir olanlar için… Seksen üç milyonluk bir ülkede yüzde üçüne yakın bir test kiti taraması yapıldığı sağlık bakanı tarafından açıklandı. Yaklaşık olarak nüfusun yüzde üçüne tekabül eden bir sayıya denk gelen bir oran bu… Yani her on kişiden üç kişiye koronavirüs testinin yapıldığı gerekli kurumlarca açıklandı. Bu da nüfusumuza göre çok düşük bir test kiti yoklamasıdır diyebiliriz. En az geride seksen bir milyon insanın kaldığını varsayarsak, umarım sonraki gelen günlerde daha kötü bir tabloyla karşılaşmayız. Son kırk sekiz saatlik kısmî sokağa çıkma kısıtlamasına giriyoruz. Bu kadar kalabalık kendi içine kapalı muhafazakâr, her şeyi kimlik/inanç üzerinden devşiren, tek dertleri var olan iktidarlarını sürdürmenin zeminini koruma yarışı içinde olan, kendi düzenlerini yürütme politikalarına heba etmelerinin son dönemecinde olduğumuzdur. Bu ülkenin politik genleri üzerinde çok rahat hareket alanı bulmalarının zemini her koşulda zaten hazır ve nazırdı. 1 Haziran’dan itibaren birçok yaşam alanında yasağın kaldırılmasıyla birlikte normalleşmenin henüz çok erken olduğunu belirten TTB , endişelerini kamuoyuyla paylaştı. Küresel virüs salgının Türkiye ‘ deki seyrinin diğer dünya devletlerinden çok farklı algoritmalarla halka yansıtıldığı hemen hemen aklı başında olan herkesin bildiği bir gerçek… Tek elde yönetilen bir sürecin faturasının yine yoksul ve demokrasi isteyen kesimlere kesileceği sonucunu hep beraber yaşayacağız. Her gün yeni bir koronavirüslü güncesiyle uyanıyoruz. Öncesi maske takma zorunluluğu, kırk sekiz ili kapsayan yeni bir uygulamayla il valiliklerine bir genelgeyle bildirildi. Bu illere bağlı ilçelerin durumu ise kaymakamlıkların inisiyatifine bırakıldı. Daha sonra Türkiye genelinde vakaların çoğalma seyrine paralel olarak, herkesin dışarı çıkarken maske takma zorunluluğu getirildi. Koronavirüslü günlerle birlikte Türkiye gündemi çoklu sistem tıkanıklığıyla birlikte, muktedir olanın kendine yararı dokunan yeni genelge ya da yasalarla iktidarını daha da uzun ömürlü kılma çabaları her şeye rağmen devam ediyor. Seçim sistemiyle baroların yapısını değiştirme planına karşı en az atmışa yakın baro başkanları Ankara ‘ ya adalet yürüyüşü başlattı. Bütün hukuksuzluğa karşın bir santim bile geri adım atmayan hukuk insanlarının mücadelesiyle bu yasa teklifi daha sonra geri çekildiği söylendi, çok kısık bir sesle, bütün muğlaklığına rağmen… Sürü bağışıklığıyla insan olarak his ve duygularımızın da değişkenlik gösterdiği, değişikliğe rağmen kendini bilen insanların, sürü bağışıklığından azade, kendini korumanın bir fiil toplumun da korunması olduğu gerçekliğiyle yüz yüze geldiğini anlıyoruz. Onca hekim ve bilim insanının bilinçsiz maske takmanın yararından çok zararı olduğunu defalarca söylemelerine rağmen, sağlık bakanlığının bu konuda halkı bilinçli bir şekilde uyarmadığı, gözlemlenen koronavirüs güncesi olarak aklımızda yer edindi. Birey olarak açık alanda maske takmanın çok doğru bir anlayış olduğunu söylemem mümkün değil, ama sokakta veya herhangi bir alış veriş noktasında mesafe olayının da çok gözlemlendiğini söylemem pek de olası değil. Koronavirüslü günlerin güncesinde, salgının, toplum ve bireye indirgendiği bir süreci, sürü bağışıklığının iktidarca tüm yükü bireylere bir plan çerçevesinde yüklediği gerçeği, işlerlik kazanmış bir algoritma olarak yaşayıp hep beraber göreceğiz…

Kaybettiğimiz yakınlarımızın cenazelerine bile gidemediğimiz bu kötü sürecin tanıklığını toplum olarak yaşamanın acısını bir kez daha bu salgın bize öğretti.

Uzaklara gidince, yakınınızdaki daha sonra sizin yokluğunuzun farkına varır. İş işten geçmiş olur. Hüzün duygusu her iki taraf için durmadan çağıldar.”

Ali Şeker

28.06.2020

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: