Werbeanzeigen
Start Kultur “Siz kendi kendinizi yönetemezsiniz, sizi de biz yönetiriz”

“Siz kendi kendinizi yönetemezsiniz, sizi de biz yönetiriz”

ALMANYALILAR- Yerel siyasi partilerin en tepedekilerine ve göçmen politikacıların meclise seçilen milletvekillerine sorduklarımıza tepkisizlik sürerken, bu defa kültür ve sanat emekçisi biri konu hakkında söz aldı.

Hamburg’un en eski tiyatro emekçilerinden, nice tiyatrocu yetiştirmiş, tiyatro oyunu yazmış ve sergilemiş, tiyatro yönetmeni, oyuncu, yazar, senarist, kameraman, köşe yazarı, YouTuber ve eleştirmen Ferman Karayiğit şunları aktardı:

Almanyalılar: Hamburg’da nihayet hükümet kuruldu. Senatörlüklere kimlerin getirildiği saptandı. Bu gelişmeler bağlamında göçmenlerin yeni kurulan hükümette üst düzeyde de temsil edildiğine inanıyor musunuz? Neden?

105484917_3244689965593901_540501520111110910_n
Ferman Karayiğit: Hayır inanmıyorum zira yabancı kökenli bir senatör yok. Nasıl bir zaman ve çağda yaşadığımıza iyi bakılmalıdır, hani derler ya hangi devirde yaşıyoruz diye. Bu saatten sonra elbette göçmen kökenli senatörler, bakanlar, üst düzey bürokratlar, yabancıların doğrudan temsilcileri, onlarla yakın, dürüst ve samimi ilişkiler kurabilen insanlar kesinlikle olmalıdır. Neredeyse bir milyona yakın göçmen kökenli insan yaşıyor bu şehirde, nüfusun üçte biri diyorlar. 80 binden fazla Türkiyeli içlerinde en kalabalık grubu oluşturuyor. Neden bakanları, senatörleri olmasın, çok anlamsız.

Yalnız bir noktanın altını çizmekte fayda var. Şimdi burada demokrat ilerici takılıp kendi hakları için bas bas bağırmak yerinde ve doğru bir tavır. Ama aynı duyarlılık, demokratlık ve hak arama sahiplenme bilinci ve mantığı nedense kendi ülkemizde yaşanan poltik gelişmeler karşısında sus pus oluveriyor. Her iki ülke kıyaslanmalı, baskının ve haksızlığın her türlüsü her iki ülkede de kınanıp ayıplanmalıdır. Buraya gelince kızıp öfkelenmek, haklı taleplerde bulunmak iyi ama sözkonusu memlekette hak ihlalleri olunca gözlerini kapa olmaz. Bu samimi ve doğru bir davranış olmaz. Bunun adını koymak gerekirse eğer ikiyüzlülük, riyakârlık en yakışık alanı olur.

Halkın milyonlarca oylarıyla seçilmiş temsilcilerinin politika yapma hakları ellerinden alınınca ses çıkarma, seçilmiş belediyelere kayyumlar atanınca üç maymunları oyna, her türlü muhalefetin baskı altına alınmaya çalışılmasını görmezden gel, muhalif politikacıların, baroların haklı ve demokratik taleplerini, bu son yürüyüşlerini sahiplenme ama burada demokrat kesil. Kimseleri buna inandıramazsınız. Sen kalk ABD’deki özellikle siyahilere karşı sergilenen ırkçılığı yargıla, karşı çık, burada göçmen kökenli bir senatörün seçilmemesine kız, öfkelen ama memleketindeki antidemokratik yasaklara, baskıcı ve yasakçı politikalara itiraz etme, sesini yükseltme. Bu davranış etik olarak da yargılanıp ayıplanacak doğru olmayan bir tavırdır.

-Yeni kurulan hükümetin ırkçı olup olmadıklarına dair neler dersiniz? Irkçılık sadece sokakta insanlara saldırmak olarak mı anlaşılmalıdır? Politikada sizce ırkçılık nasıl olur?

Şimdi örneklemeler ve kıyaslamalar yaparak anlatmaya çalışayım: Bir defa Almanya’da ırkçılığın olmadığını söylemek, her şeyden önce inandırıcı ve gerçekçi değil. Dünyanın her yerinde “ötekiler” olarak nitelendirilen, başka halklara, dinlere yönelik ırkçı davranışlar mevcut. Bazı ülkelerde ise ırkçılık bir devlet politikası, bir hükümet istencidir, bazı ülkelerde ise ırkçılık bireylerin kendi özgür tercihidir. Almanya anayasında, parlamentosunda, kurumlarında ırkçılık yasaklanıp, lanetlenmesine rağmen yaşamın her alanında ırkçı davranışlarla karşılaşmamız mümkün. Ama kasıtlı ve bilerek, istenilerek yürürlükte olan bizdeki gibi resmi bir devlet politikası değil.

Değinmeden olmaz ama bizim ülkemizde ırkçılık Almanya’ya kıyaslanacak olursa eğer geleneksel bir devlet politikasıdır. Siyasetçisi, polisi, basını, imamı açık açık ırkçılık yapabiliyor. Hitlerin “Kavgam” kitabını okuduğunuzda söylemleri bizim siyasetçilerden hiç de öyle farklı değil. Bugün “solcu” geçinenler bile, evlerini başlarına yıktığımız mülteciler için “S… gitsinler” diyebiliyor.

Türkler mültecilerden, Ermenilerden ve Yahudilerden nefret eder. Kürtlerin yarısı Suriye´li ve Ermeni’yi düşman görür, sevmez. Alevilerin içinde bile mültecilerden nefret edenler çoğaldı. Tüm bunlar bir devlet politikasıdır. Tarih boyunca yapay düşman yaratan yüce (!) bir devletimiz var. Kamboçya, Pakistan tarzı bir “mal vatandaş” yaratmak istiyorlar. Hem de öyle bir vatandaş ki yoksulluğunun nedenini bile dış güçlere bağlıyor. Kendi iradesi ile düşenemeyecek biçime getirilmiş. Siyasetçilerin kokuşmuş mafya ilişkilerini bile dış güçlerin oyunu olarak algılıyor. Şimdi cehaletinden mi, korkusundan mı nedir düşmanı içeride, içlerinde aramaya, sorgulamaya ve bulmaya korkuyor. Tüm bunları aşmadan, içimizdeki ırkçılıkla hesaplaşmadan Almayayı yargılamak bana mantıklı gelmiyor.

-Dünya çapında ırkçılığın tırmanışa geçtiği bu günlerde Alman politikacıların bile en tutucularının ırkçılığa işaret ettiği bir dönemde Hamburglu Yeşiller ve Sosyal Demokratların bu duyarsızlıklarını nasıl yorumlamalıyız?

Samimi söylemek gerekirse eğer ben hiç hayal kırıklığına uğramadım. Eskiden beri sol liberal çizgideki hemen her partinin iktidara geldiklerinde ikiyüzlü politikalara dört elle sımsıkı sarılmalarını, çizgileirnden sapan poltikalar yürütmelerini biliyoruz. Ortada duruyor yakın tarih, okumasını bilmek gerekir. Özellikle bu partilerin Afganistan, Irak, Libya, Ortadoğu politikalarına bakmak gerekir. Silah ticareti, insan hakları vb. konularda ne kadar samimiyetsiz politikalar izledikleri öteden beri biliniyor. Kendilerine istedikleri kadar demokrat, sosyal, çevreci, toplumcu, vb. sıfatlar yapıştırsınlar, iktidara geldikten sonra hangi ekonomi politiği yürürlüğe koydukları malum. Ee böyle genel anlamda değerlendirdiğinizde neden şaşırıp hayal kırıklığına uğrayalım ki. Bence bu davranışları ile farkına varmadan gerçek yüzlerini ve tabiatlarını da bilmeden sergilemiş oldular. Hangi konuda duyarlılar ki, bu konuda duyarlı olsunlar diye de sorulabilir.

-Her seçim öncesi göçmenlere de nice vaatlerde bulunanlar daha yeni hükümeti kurarken onları unuttular. Almanya’nın en çok göçmeni bulunan şehirlerinden biri olan Hamburg’da sizi de biz yönetiriz dediler. Bundan siz şahsen ne gibi rahatsızlıklar duyuyorsunuz? Kişisel olarak bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Benim kişisel yorumum bu davranışın adı küstahlık ve ukalalıktır. Yani bizleri küçük görme, hor görüp aşağılama, tepeden bakmanın diğer adıdır denilebilir. Dünyanın dört bir yanında yaptıkları gibi, yukarıda da değindiğim ülkeler özgülünde yani bir Afganistan, Irak, Libya, Ortadoğu, Asya, Afrika ve daha nice yerde gizli açık uyguladıkları politikalar ve resmen söyledikleri gibi, “siz kendi kendinizi yönetemezsiniz, sizi de biz yönetiriz” mantığının pratik bulmuş halidir. Kınanmalı, teşhir edilmeli, eleştirilmelidir. Bu politikaları ABD başlattı, günümüzde Almanya ve Fransa öderliğinde sürdürülmektedir.

-Teşekkürler

24.06.2020

Werbeanzeigen

Almanyalılarhttp://almanyalilar.com
Online Magazin. Unparteiisch, Objektiv und Aktuell.
- Advertisment -

Most Popular

Drei Raketen-Start-ups starten in die 2. Runde des deutschen Wettbewerbs für Mikrolauncher

Beim Mikrolauncher-Wettbewerb des DLR Raumfahrtmanagements haben drei Teams die zweite Runde erreicht: HyImpulse Technologies aus Baden-Württemberg, IsarAerospace Technologies und Rocket Factory Augsburg aus Bayern...

Afrika’dan göç deniz ürünleri sayesinde mümkün oldu

Küresel ısınma ve çevre kirliliği nedeniyle her geçen gün daha da kaynakları yok edilen denizler, günümüzden on binlerce yıl önce insanlığın yok olmasını önlemiş Birçok...

„Die einseitigen Aktionen der Türkei müssen ein Ende haben.“

Bei ihrem Ratstreffen in Brüssel haben die EU-Außenminister gestern (Montag) über die Beziehungen zur Türkei und die Reaktion der EU auf das sogenannte Sicherheitsgesetz...

„Schritt für Schritt hin zu mehr Normalität“

Für einen wichtigen Programmteil des Rettungs- und Zukunftsprogramms NEUSTART KULTUR hat Kulturstaatsministerin Monika Grütters heute erste Fördergrundsätze bekanntgegeben. Hiervon profitieren insbesondere Museen, Theater, Musikclubs...

Recent Comments

Metin Yetişen on Ayşe Yılmaz Yetişen: Sevdam
Hürmet Kırmızı on Ayşe Yılmaz Yetişen: İnadına
davut aksen on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on DOMiD im Filmporträt
Mükremin Yorar on “Sadece Alman” Kiracı
Mükremin Yorar on Türkiye´de Las Tesis
Mükremin Yorar on Cem Karaca – Almancılar
Mükremin Yorar on Wohin mit der Deutschen Bahn?
Mükremin Yorar on 9 ayda 88 saldırı
musa bobur on Çocuklar Sana Emanet
ismail Firdevsoglu on Sabahattin Ali: Kuyucaklı Yusuf
%d Bloggern gefällt das: