Werbeanzeigen
Start Menschen „60 yıldır bir türlü evsahibi olamadık, misafirliğimiz sürüyor”

„60 yıldır bir türlü evsahibi olamadık, misafirliğimiz sürüyor”

ALMANYALILAR-Hamburg’da yeni kurulan koalisyonun, göçmenleri dışlayan ve görmezden gelen politikalarına karşı gösterilen tepkiler devam ediyor. Farklı kesimlerden insanlar tepkilerini daha çok sosyal medya üzerinden kişisel düzeyde sergileseler de yerel göçmen politikacılarının ve basınının tepkisizliğine de kızanlar dikkat çekiyor.

Hamburg’da seçmenlerin yakından tanıdığı politikacılara yönelttiğimiz soruları görmezden duymazdan gelenler olduğu kadar duyarlılık gösterip yanıtlayanlar da var. Bu defa sorularımızı “Hamburg’un Muhtarı” olarak tanınan, yılların semt meclisi üyesi deneyimli sosyal demokrat politikacılardan Behçet Algan yanıtladı.

Almanyalılar: Hamburg’da nihayet hükümet kuruldu. Senatörlüklere kimlerin getirildiği saptandı. Bu gelişmeler bağlamında göçmenlerin yeni kurulan hükümette üst düzeyde de temsil edildiğine inanıyor musunuz? Neden?

DSCN4183 - Kopie

Behçet Algan: Karşılaştığımız bu durum hiç doğru bir hareket olmamıştır. Her iki parti gerek Yeşiller olsun, gerekse de kendi partim SPD olsun bunda samimi davranmamışlardır. Ben de şahsen büyük bir hayal kırıklığı yaratmışlardır. Bu iki göçmen dostu partiler gelinen noktada CDU’nun yani muhafazakarların bile gerisine düşmüşlerdir denilebilir. Meclis yönetimi partinin yönetiminde olsun, ilçe yönetimlerinde olsun göçmen kökenli politikacılara hemen hiçbir görev vermemeleri, belki ağır konuşacağım ama bu konudaki iki yüzlülüklerinin adeta ispatı olmuştur. Anlamsız bir misafirlik serüveni sonu gelmeksizin devam etmektedir. Nedense bir türlü ev sahibi olamadık gitti, 60 yıldır halen misafiriz.

Almanyalılar: Yeni kurulan hükümetin ırkçı olup olmadıklarına dair neler dersiniz? Irkçılık sadece sokakta insanlara saldırmak olarak mı anlaşılmalıdır? Politikada sizce ırkçılık nasıl olur?

Yok ben öyle düşünmüyorum. Irkçılıkla suçlamak çok ağır bir itham olur. Bu yakışmaz. Şunu bence önce kavramamız gerekir ki ırkçılık sadece Hamburg’a özgü bir illet değil. Günümüzde ırkçılık hastalığı kuzeyden güneye, doğudan batıya dünyanın her ülkesinde hatta her şehrinde yaşanan ciddi bir olgu. İnsanları birleştiren değil aksine ayrıştıran toplumsal ve bireysel bir hastalık. Şimdi bunu ne önler? İşleyen, cezai yaptırımı olmayan yasaların olduğu bir ortamda her yer kaos olur. Önüne gelen istediği gibi davranır, ırkçılığın her türlüsünü gerçekleştirebilirler. Bunları, bu türden ilkel davranışları ancak yasalar engeller. Öbür türlü sonunun daha da vahim yerlere gidebileceği ortada.

İnsaflı ve mantıklı düşünmek gerekir. Biz bu insanları ırkçılıkla kalkıp suçlarsak eğer demezler mi bize, eğer öyle bir anlayışımız olsa neden göçemenleri milletvekili yapalım, neden sözcü yapalım, politikanın orasında burasında görev ve sorumluluklar verelim, hatta seçme ve seçilme hakkını verelim diye. Hamburg’da 700 bine yakın göçmen kökenli insan yaşıyor. Biliyoruzki bunların ezici çoğunluğunu Türkiyeliler, dolayısıyla oy kullanan seçmenler, yani bizler oluşturuyoruz. İlk anda çok iyi ve güzel görünüyor. Ama gelin görünki kazın ayağı tam da öyle değil. Yahu oy kullanıyoruz ama neden kendimize en yakın partiye üye değiliz, üyeysek eğer neden bir komisyona üye değiliz, niçin delege olmuyoruz? Yani iğneyi başkasına batırırken çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekir.

Politikada ırkçılığın nasıl yapıldığını aslında en iyi biz biliyoruz. Burada demokrat, ilerici partilere oy veriyoruz ama memlekete gidince en gerici, en yobaz partilerin seçilmesi, güçlenmesi için elimizden gleeni yapıyoruz. Bu da bir nevi iki yüzlülüktür iyi görmek gerekir.

Siz parti içi çalışmalar yaparken muhakkak göçmenler için yarı politika, yerliler için böyle politika demiyorsunuz. Ama dünya çapında ırkçılığın tırmanışa geçtiği bu günlerde Alman politikacıların bile en tutucularının ırkçılığa işaret ettiği günlerde Hamburglu Yeşiller ve Sosyal Demokratların bu duyarsızlıklarını nasıl yorumlamalıyız?

Bırakın en muhafazakar politikacıları başbakan ve cumhurbaşkanı bile Almanya’da ırkçılığın varlığına daha yeni değindi. Yani ırkçılığın varlığının kabulü net ve açık. İnkar eden yok. Yine de açık ve saydam davranıp yer yer federal düzeyde bakan da yapsalar örneğin Aydan Özoğuz örneğinden sonra doğru dürüst kimseye görev vermediler. Şimdi iki sorun var: İlki bu arkadaşların yani bakanlık, senatörlük yapacak adayların yeterli düzeyleri var mı, ikincisi sorulmalı yeni bir politika mı Almanya’da yürürlüğe konuldu? Bakılmalı.

Her seçim öncesi göçmenlere de nice vaatlerde bulunanlar daha yeni hükümeti kurarken onları unuttular. Almanya’nın en çok göçmeni bulunan şehirlerinden biri olan Hamburg’da sizi de biz yönetiriz dediler. Bundan siz şahsen ne gibi rahatsızlıklar duyuyorsunuz? Kişisel olarak bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Bütün dünya ülkelerinde var olan bu illetten elbette ben de kişi olarak rahatsızlık duyuyorum. Ama aynayı kendimize de tutmamız gerektiği konusunu hatırlatırım. Türkiye’de bugünlerde milyonlarca insanın demokratik haklarını kullanarak seçtükleri Kürt siyasetçilere yapılanları görmezden gelerek en tehlikeli virüsün ırkçılık olduğunu görüp kabullenmek gerekir. Buna dikkatinizi çekerim. Eğer ırkçılığa karşı gelecek isek, bir itirazımız varsa her türlüsüne karşı gelmeliyiz. Genel gözlemim özellikle dünya çapında Obama döneminden sonra ırkçılığın her yerde göze çarpan bir biçimde arttığını görüyoruz. Oysa nice insan çok daha iyi ve farklı olacağını bekliyordu. Irkçılığı babavatanımızda da, anavatanımızda da görüp birebir yaşamak inanın beni üzüyor. Bir Selahattin Demirtaş örneğindeki gibi seçilmiş milletvekillerinin siyaset yapma haklarının engellenmesi, kendilerine cezalar verilip hapislere atılmaları da üzüntü veriyor. Bu konulara itiraz etmemek, böyle baskıcı politikalara ses çıkartmayıp hep Almanya’yı, Avrupa’yı veya başkalarını suçlamak da düpedüz iki yüzlülüktür.

Teşekkürler

20.06.2020

Werbeanzeigen

Almanyalılarhttp://almanyalilar.com
Online Magazin. Unparteiisch, Objektiv und Aktuell.
- Advertisment -

Most Popular

Drei Raketen-Start-ups starten in die 2. Runde des deutschen Wettbewerbs für Mikrolauncher

Beim Mikrolauncher-Wettbewerb des DLR Raumfahrtmanagements haben drei Teams die zweite Runde erreicht: HyImpulse Technologies aus Baden-Württemberg, IsarAerospace Technologies und Rocket Factory Augsburg aus Bayern...

Afrika’dan göç deniz ürünleri sayesinde mümkün oldu

Küresel ısınma ve çevre kirliliği nedeniyle her geçen gün daha da kaynakları yok edilen denizler, günümüzden on binlerce yıl önce insanlığın yok olmasını önlemiş Birçok...

„Die einseitigen Aktionen der Türkei müssen ein Ende haben.“

Bei ihrem Ratstreffen in Brüssel haben die EU-Außenminister gestern (Montag) über die Beziehungen zur Türkei und die Reaktion der EU auf das sogenannte Sicherheitsgesetz...

„Schritt für Schritt hin zu mehr Normalität“

Für einen wichtigen Programmteil des Rettungs- und Zukunftsprogramms NEUSTART KULTUR hat Kulturstaatsministerin Monika Grütters heute erste Fördergrundsätze bekanntgegeben. Hiervon profitieren insbesondere Museen, Theater, Musikclubs...

Recent Comments

Metin Yetişen on Ayşe Yılmaz Yetişen: Sevdam
Hürmet Kırmızı on Ayşe Yılmaz Yetişen: İnadına
davut aksen on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on DOMiD im Filmporträt
Mükremin Yorar on “Sadece Alman” Kiracı
Mükremin Yorar on Türkiye´de Las Tesis
Mükremin Yorar on Cem Karaca – Almancılar
Mükremin Yorar on Wohin mit der Deutschen Bahn?
Mükremin Yorar on 9 ayda 88 saldırı
musa bobur on Çocuklar Sana Emanet
ismail Firdevsoglu on Sabahattin Ali: Kuyucaklı Yusuf
%d Bloggern gefällt das: