2.4 C
Hamburg
Mittwoch, Dezember 2, 2020
Start News Interview “Göçmenlerin haklarının savunulması ve genişletilmesi ile ırkçılığa karşı mücadele, esas olarak hükümet...

“Göçmenlerin haklarının savunulması ve genişletilmesi ile ırkçılığa karşı mücadele, esas olarak hükümet dışındaki örgütlerin işi olmalıdır”

ALMANYALILAR – Hamburg’da yeni kurulan hükümette neden göçmen kökenli bir senatör yok sorunsalını politikacıların yanı sıra yazar, aydın, sanatçılara da sormaya başladık. Bu konuda toplumun farklı kesimlerini de tartışmanın içine çekmenin yeni düşünceleri doğurup farklı bakış açılarını katarak bizleri zenginleştireceği kanısındayız. Bu defa Hamburglu olmasa da Almanyalı, uzun yıllardır aramızda sürgünde yaşayan üretken bir kaleme, politikacı bir akademisyene aynı soruları sorduk. Engin Erkiner sorularımızı şöyle yanıtladı:

Almanyalılar: Hamburg’da nihayet hükümet kuruldu. Senatörlüklere kimlerin getirildiği saptandı. Bu gelişmeler bağlamında göçmenlerin yeni kurulan hükümette üst düzeyde de temsil edildiğine inanıyor musunuz? Neden?

 

Engin Erkiner: Almanya’da yaşadığım 1982 yılı sonbaharından beri Hamburg’a birkaç kere gelip gittim, bu kentte yaşamadım. Dolayısıyla sorularınıza Almanya genelinde bildiklerim ve gözlemlediklerim bağlamında cevap vermeye çalışacağım.

Hamburg’da yeni kurulan hükümette göçmenlerin üst düzeyde temsil edilip edilmeyeceği sorusunun olumlu ya da olumsuz cevaplandırılması bence önemli değildir, çünkü asıl önemli olan böyle bir temsilden çok hükümetin göçmenlerle ilgili politikasıdır. Göçmenler üst düzeyde temsil bile edilecek olsalar, bu temsilci hükümetin konuyla ilgili politikasının dışında uygulama yapmayacaktır. Böyle bir temsil, gerçekleştiğinde bile, sembolik bir temsildir; önemli olan hükümetin göçmenlerle ilgili politikasıdır.

Yeni kurulan hükümetin ırkçı olup olmadıklarına dair neler dersiniz? Irkçılık sadece sokakta insanlara saldırmak olarak mı anlaşılmalıdır? Politikada sizce ırkçılık nasıl olur?

Irkçılık konusunda hükümetin uygulamalarına bakmak gerekir. Sonuçta Almanya’da hiçbir hükümet –federal ya da eyalet düzeyinde- “biz ırkçıyız” demez.

Irkçılık tabii ki sokakta insanlara saldırılmasından ibaret değildir ve şunun da eklenmesi gerekir; bu saldırıları yapanlar bazı yerlerde cevabını da almaktadırlar.

Politikada ırkçılık zamanla büyük oranda değişti; şu anlamda ki artık Alman kökeninden geleni yüceltmek gibi açık ırkçılık eskisine göre daha azdır ve görüldüğü yerde de kınanmaktadır. Genel olarak biliniyor ki, Biodeutsch artık kalmadı. Bunun yerini başka örnekler alabiliyor ve bunlar da esas olarak kültüreldir.

Jürgen Habermas “anayasal yurtseverlik” kavramıyla eski ve yeni Almanlar konusuna da açıklık getirdi. Belirleyici olan ülkenin anayasasına olan bağlılıktır, gerisi kişiye göre değişebilir.

Birkaç yıl önce Bavyera’da adını hatırlamadığım bir politikacı Habermas’ın bu kavramının yeterli olmadığını, yeni Almanların ve genel olarak göçmenlerin Alman kültürünü de benimsemeleri gerektiğini belirtmişti. Kendisine göre mesela düğünler Alman düğününe benzemeliydi vb. Öncü kültür ya da Leitkultur olarak da bilinen bu anlayış yeni ırkçılığın, kültürel temele dayanan ırkçılığın iyi bir göstergesidir. Bu gösterge farklı şekillerde kendini ortaya koyabilir.

Şu belirleme yapılabilir: bir halkı yüceltmek, başkalarını aşağılamayı kaçınılmaz olarak içerir. Tarihte ve bugün önemli performans gösteren bir halkın yüceltilmeye ihtiyacı yoktur, bunu herkes görebilir. Almanya örneğinde özel olarak Alman olmayı yüceltmek, Alman kültürünün karışmamasını istemek ise ırkçılığın son çeşididir denilebilir.

Herfried ve Marina Münkler’in yazdığı “Die neuen Deutschen” kitabında; Almanya’da “yeni Almanların” çoğalmasından ve bu nedenle eskilerin de kendilerini değiştirmesi gerektiğinden söz edilir. Değişme korkusu ve değişmeye direnmek, bunun için gerekçeler bulmak ırkçılığa yol açan başlıca faktördür denilebilir.

Dünya çapında ırkçılığın tırmanışa geçtiği, Alman politikacıların bile en tutucularının ırkçılığa işaret ettiği günlerde Hamburglu Yeşiller ve Sosyal Demokratların bu duyarsızlıklarını nasıl yorumlamalıyız?

Hamburg’daki Yeşiller ve sosyal demokratların ırkçılık konusundaki duyarsızlıklarına gelince, bence bu partilerden fazla şey beklenmektedir. Almanya son 20-25 yılda değişti. Eskiden CDU göçmen karşıtı parti olarak bilinir, SPD ve Yeşiller ise bu konuda daha olumlu olarak düşünülürdü.

Bu eskidendi. Bir eyalet hükümetinde yer alan göçmen kökenli ilk (Türkiyeli ve kadın) bakan Aşağı Saksonya’da CDU bünyesinden çıkmıştı. Partileri eyaletlerdeki tutumlarına göre ayrı olarak değerlendirmek gerekir ama açık olan bir şey varsa o da CDU’nun eskisi gibi olmadığıdır. SPD ve Yeşiller de göçmenler konusunda eskisi gibi değildir.

CSU bile Bavyera’daki seçimlerde listesinden çok sayıda Türkiye kökenliyi aday olarak göstermişti. Seçilir ya da seçilmez orası ayrı konu ama yirmi yıl önce böyle bir uygulama düşünülemezdi.

Yaşadığım Hessen eyaletinde CDU-Yeşiller hükümeti bulunuyor ve geçtiğimiz yıl Kassel’da üst düzey bir CDU’lu politikacı ırkçılar tarafından öldürüldü. Yirmi yıl önce böyle bir olay yine düşünülemezdi.

Tekrarlayacak olursam; her partiyi eyalet bazında ayrı değerlendirmek, SPD ile Yeşiller’den de göçmenler konusunda yirmi yıl önceki tutumlarını beklememek gerekir.

Her seçim öncesi göçmenlere de nice vaatlerde bulunanlar daha yeni hükümeti kurarken onları unuttular. Almanya’nın en çok göçmeni bulunan şehirlerinden biri olan Hamburg’da sizi de biz yönetiriz dediler. Bundan siz şahsen ne gibi rahatsızlıklar duyuyorsunuz? Kişisel olarak bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Hamburg’da kurulan yeni hükümette göçmen kökenli kişi ya da kişilerin yer almamasının çok da önemli olmadığı görüşündeyim. Alsa iyi olurdu ama aldığı zaman da anlamı sembolik olur ve hükümet politikasının dışına çıkamazdı.

Göçmenlerin haklarının savunulması ve genişletilmesi ile ırkçılığa karşı mücadele esas olarak hükümet dışındaki örgütlerin –dernekler ve benzeri kuruluşlar gibi- işi olmalıdır. Hükümette yer alacak göçmen kökenli bir kişi de politikadaki etkinliğini ancak hükümet dışındaki güçlü bir örgütlenme tarafından desteklendiği zaman gösterebilir. Göçmen kökenli kişinin hükümetteki karşı eğilimlerle iyi mücadele edebilmesi, göçmenlerin haklarının genişletilmesiyle ilgili anlayışını dayatabilmesi ancak böyle bir örgütlenmeye dayanabilmesiyle mümkündür. Bu olmadan hükümette yer alan göçmen kökenli bir kişi ancak sembolik anlam taşır ve işlevli de olamaz.

Kraldan fazla kralcı göçmen tipini de unutmamak gerekir. Mesela birkaç yıl öncesine kadar mültecilerin toplu olarak bulundukları Giessen kentinde onlara her türlü zorluğu çıkaran kişi de göçmen kökenliydi.

ABD polisinde siyah karşıtı ırkçılık yaygındır ama siyah polis sayısı da az değildir. Burada “iyi siyah-kötü siyah” ayrımı yapılmaktadır ve poliste siyahların bulunması, bu kurumda siyahlara karşı ırkçılığı engellememektedir.

Benzer durum göçmenler için de geçerlidir. Hükümette bir göçmen kökenlinin bulunması mutlaka “işler yolunda” anlamına gelmez.

Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ederiz.

18.06.2020

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Rekordnachfrage nach Abbiege-Assistent von Mercedes-Benz Lkw

Mit einem schweren Lkw im Stadtverkehr auf teilweise engen Straßen und in unübersichtlichen Kreuzungsbereichen unterwegs zu sein, ist für viele Berufskraftfahrer eine große Herausforderung....

ING Basketbol Süper Ligi

Aliağa Petkimspor: 67 - Empera Halı Gaziantep Basketbol: 66 Salon: ENKA Hakemler: Özlem Yalman, Kerem Baki, Kaan Büyükçil Aliağa Petkimspor: Yiğitcan Turna 3, Ray 15, Wimbush 13,...

Deutsche Post DHL Group setzt Ausbildungsengagement in der Corona-Pandemie uneingeschränkt fort

Auch in 2021 bietet Deutsche Post DHL Group eine breite Auswahl an Ausbildungsberufen an. In der Corona-Pandemie zeigt sich Deutsche Post DHL Group als...

İsveç’te oğlunu 28 yıldır kilitli tuttuğu iddia edilen yaşlı kadına soruşturma açıldı

İsveç'te oğlunu 28 yıl boyunca bir apartman dairesinde kilitli tuttuğundan şüphelenilen 70'li yaşlardaki kadına soruşturma açıldı. Soruşturmayı yürüten savcı Emma Olsson, akrabalarından birinin yaşlı kadının...