2.2 C
Hamburg
Sonntag, November 29, 2020
Start Home ABD’de isyan harlanıyor: Sokaklar kuşatıldı, AVM’ler yakıldı, karakollar basıldı…

ABD’de isyan harlanıyor: Sokaklar kuşatıldı, AVM’ler yakıldı, karakollar basıldı…

George Floyd’un öldürülmesinin üzerinden 5 gün geçtikten sonra ABD’de 30 büyükşehire yayılan eylemler sokağa çıkma yasaklarına, tehditlere ve polis şiddetine rağmen daha da büyüyor. Sokaklar, meydanlar, köprüler kuşatılıyor, AVM’ler, bankalar, lüks araç galerileri yakılıyor, karakollar basılıyor. Siyahlara yönelik polis şiddeti ve bunlara karşı kitle tepkileri yeni değil ancak eylemler ilk kez bir ırk/siyah meselesinin ötesine geçmiş durumda

 

Siyahi vatandaş George Floyd’un ırkçı ve geçmişi şiddet ve suçla dolu bir polisin dizinin altında can vermesinden bu yana 5 gün geçti.

İlk bir-iki gün beklenen tepki yok gibiydi halkta. Korona salgınını sadece kendine yontarak işçileri fabrikalara, hem de hiç korunmasız, gitmeye zorlayan devlet, protestolara gelince birdenbire salgın hastalığın zararlarını halka anlatmaya çalışıyor.

Nerede bir protesto varsa, maske ya da sosyal mesafe bahanesiyle işçilere saldırıyor. Ama en ufak bir kaygı olmadan elde içkilerle kapasitesinin çok üzerinde yüzme havuzunu doldurup partiler yapanlara şimdiye kadar polisin bir şey söylediği yok.

Bu yüzden başta siyahiler ama genelinde bütün halk bir şoktan geçmek zorundaydı ırkçı polisin zevkle, ellerini cebine atıp, elleri arkadan kelepçeli ve yerde yatan siyahi vatandaşı tadına vara vara, yavaş yavaş boğup öldürmesinin ardından. Hemen sokaklara dökülmedi halk.

Sonunda olaylar patlak vermeye başladı. İlk önce cinayetin işlendiği Minneapolis’te daha sonra birkaç yerde, daha da sonra tüm ülkede ırkçılığa, polis saldırganlığına ve polis şiddetine karşı halk sokaklara çıktı. 30 Mayıs itibarıyla 30 büyükşehirde gösteriler durmadan devam ediyor.  Virüs salgınının canı cehenneme.

ABD’deki bu direniş ilk kez artık bir ırk-siyahi direnişi olmaktan çıkmış durumda. Belki siyahilerden fazla beyaz, Yahudi, Müslüman, Latin halk da beraberce yılların birikmiş çöküşüne tepkilerini gösteriyorlar. Bütün polisle çatışmalarda en önde daha fazla beyazların olması pek çok Amerikalıyı şaşırtıyor. Halbuki şaşıracak bir şey yok. Kapitalizmin içinden çıkamayacağı kadar derin bir krize girmesi siyahileri olduğu kadar herkesi de etkiliyor. Ev borçlarından daha fazla öğrenci borçlarının olduğu bir ülkede her dört kişiden biri işsizse en ufak bir sallantıda halk sokağa çıkacaktır.

Eskiden olduğu gibi bunu artık siyahilerin bir meselesi olarak ele alamıyoruz. Bu, bir sınıf karakterinde, kapitalizme karşı halkın hoşnutsuzluğunun ayaklanmasıdır.

Evet, bir siyah-beyaz karşıtlığı şeklinde görülse de polisin bir tane daha siyahiyi katletmesi olarak gösterilse de toplumun çöküşünün etkilediği büyük bir sessiz kitle polisin cinayetiyle tetiklenmiştir.

Ortaya çıkan video o kadar korkunçtu ki, polisi savunabilmek, her zaman ve her yerde yapıldığı gibi polisin ne olursa olsun ne yaparsa yapsın, haklılığını iddia etmenin aptallık olacağı açıktı.  Her zamanki yaklaşım bırakıldı. Devlet başka bir şekilde savunmaya geçecekti.

Ne zaman bir polis cinayeti olursa yetkililer konunun araştırıldığını, konunun adalete intikal ettiğini ve bu yüzden soruşturmanın etkilenmemesi ve hukukun bağımsız çalışması için bu konuda konuşmanın doğru olmadığını söyler. Yani salt yargının bağımsızlığı uğruna davanın tartışılması rafa kaldırılır. Ancak, yetkililer bizi temin ederler ki, olayın her bir açısı bağımsızca araştırılacak ve eğer suç tespit edilirse tabii ki suçlular kanunun verdiği en acımasız cezalarla cezalandırılacaklardır. Bu açıklamalar ardından halk yetkili birisinin bu olaya baktığı, olayın güvenilir ellerde olduğu kanaatiyle rahatlar, konu unutulur, birkaç ay geçince, kendi polis memurunu kendi “inceleyen” polisler bir suç olmadığına karar verir ve sessiz sakin dosya kapatılır. Ölen öldüğüyle kalır, ailesi birkaç söz eder, onu da hiçbir medya yansıtmaz, konu unutulur, hayat devam eder. Ama arada bir de cinayetler hiç beklenmezken ellerinde patlar.

Yumuşak pasifikasyon planı

Ancak bu çeşitli deneylerden geçerek ispatlanmış taktiğin bu kez, bu kadar bariz bir cinayet karşısında işlemeyeceği daha baştan belli olmuştu. Bu yüzden derhal savunmanın taktiği değiştirilip, geçici siperlerle günü geçiştirmek gerekiyordu. Devlet planını değiştirdi, cinayeti haklı gösteren, kabul ettirici, polisi savunan, aktif, saldırgan ya da olayı arka plana iten, dondurucu, unutturucu ve kafa karıştırıcı olağan savunma yerine pasif savunmaya geçti devlet güçleri. Her şey adım adım yapılacaktı, taktik olarak başta bir iki adım geriye atmak olayları yatıştıracaktı. Devlet daha sonra, olaylar yatışınca gelip polisin haklılığı konusunda bastırabilirdi ama bugünler çok kırılgan olduğundan gereksiz riske girmek işleri zora sokardı. Ekonomik kriz ülkeyi yıkarken, pandemi krizi ülkeyi çökertmişken polis cinayetleriyle halkı ayaklandırmanın zamanı değildi.

Hemen beyaz belediye başkanı Jacob Frey bu olayın kabul edilemeyeceğini TV’ler önünde neredeyse hıçkırdığı bir poz vererek bildirdi. Oysa 2017’de bu polis şiddetinin tavan yaptığı şehre “yaraları sarmaya” geldiğini söyleyen bu belediye başkanı kendi şehrinde her gün sokaklarda halkı, özellikle de siyahileri taciz eden polisleri kontrol altına alacak hiçbir şey yapmadı. 19 kez suç işlediği tespit edilmiş olan bir caniye hâlâ polis üniforması giydirerek, işlediği her türü suçu affedip sokağa saldı. Cinayetin sadece tesadüfen bir videoya yakalandığı için ortaya çıkmasıyla da iki gözü iki çeşme kendisinin halkın yanında olduğunu göstermeye çalıştı. Halkı pasifize etme planı başlamıştı. Ama öldürülen siyahi yerine, gene de protestocuları hedef almayı unutmadı. Gösteriler için “Biz bunlardan çok daha iyi insanlarız, ne cins insanlar kendi şehrini yakar?” diye tepkisini gösterirken halka da abanın altından sopa göstermeden yapamadı.

Yeni seçilen bu “ilerici, liberal” belediye başkanı seçilmeden önce “polisi kontrol altına almak, ırkçılığa karşı mücadele etmek, sorumlulukları belirlemek için polislerin her birisinin omuz kamerası taşıması” konularını gündem yaparak seçilmişti. Son cinayet bu konudaki başarısızlığının en bariz ispatı. Gene de işten atılan katil eski polisin derhal gözaltına alınmasını da talep ederek herkesin sorduğu caninin neden hâlâ serbest dolaşabildiği sorusunda tarafını seçmek zorunda kaldı. Kendisini “solcu” olarak lanse etmiş ve seçimi kazanmıştı ama her liberal gibi seçilmek için halka söz verdiği polisi kontrol altına alma sözünü yerine getirememişti. Bu ise Trump’la ağız dalaşına girmesine sebep olmuş, belediye başkanının kullandığı “solculuk” yaftasını Trump kullanarak gösterilerin ciddileşmesiyle onu zayıflıkla, solculara hafif davranmakla ve berbat bir lider olmakla suçladı. Doğru ya, neden ateş açmıyordu cinayeti kınayan binlerce kişiye polis?

Trump şehirleri yakıp, dükkanları mahvedenlerin belediye başkanının izin verdiği anarşist, solcu, sokak kabadayıları olduğunu söylüyordu.

Direnişin tüm ülkeye yayılmasının ardından, direnişi durdurmak için, şaka gibi gelebilir ama, TV kanalları derhal doktor ve tıp profesörlerini haber programlarına çıkartmaya başladı bile.  Bunların mesajları evlerimizi dolduruyor: Bağırma, slogan atma, yüksek sesle konuşma ağızlardan tükürük salacağı için korona virüsünün yayılmasına neden olabilirmiş. Bu mesaj polisin cinayetine karşı gösterileri konu alan programda ciddi ve bilimsel suratlar takınılarak bize aktarılıyor CNN televizyonunda. (Wolf Blitzer, 05.30.2020 Saturday panel around 8:00am)

Bu pasifikasyon planının yavaş yavaş arka planı da ortaya çıkmaya başladı. Başta ufak ufak konuyu değiştirecek bilgiler yem olarak atılmaya başlandı. Bunların ilki öldürülen Floyd ve öldüren polis Derek Chauvin’in aynı gece kulübünde güvenlik sağladıkları bilgisi ortaya çıktı.  Bunun üzerine atlayan sağcı ve Trump taraftarları olayın ırk ve polis baskısıyla hiçbir alakası olmadığını ve belki aralarında bambaşka bir olaydan dolayı, kişisel bir nedenle Chauvin’in Floyd’u öldürmüş olabileceğini ima etmeye başladılar.

Ardından otopsi raporu geldi. Otopsi raporunda Floyd’un “boğulma nedeniyle ölmüş olduğu konusunda hiçbir olguya rastlanmadığı” yazılıydı. Yani 3 polis memuru elleri arkadan kelepçeli ve yerde yatan bir insanın üzerine oturmuşlar, bir polis neredeyse 9 dakika dizini adamın boynuna bastırmış, adam “Anam, anam, nefes alamıyorum, lütfen, nefes alamıyorum, lütfen, lütfen” diye yalvararak öldürülmüş ve otopsi bunda boğulma olmadığını yaymaya başlamıştı.

Her zamanki ima edici, kafalara şüphe yerleştirici yayınlar başlamıştı. Acaba başka bir tıbbi sorunu mu vardı ölen Floyd’un? Yani polisin boynuna dayadığı dizi değil de ölüm nedeni bambaşka, bilinmeyen tıbbi bir sorundan dolayı olabilir, Floyd kendi başına başka bir nedenle ölmüş olabilirdi. Yani polis sorumlu olmayabilir, kim bilir? Boğulma olmadığına göre… belki vücudunda uyuşturucu mu vardı? Kim bilirdi? Bunlar televizyon programlarında önerilen alternatif açıklamalar.

Hatırlamakta yarar var. 1975’te Los Angeles’ta gene bir siyahi vatandaş polisin o zamanlar kullanmaya yetkili olduğu boyun sıkma şeklinde tutulmasıyla ölmüş, otopsisi ölümün polisin kolunu zanlının boynuna dolayıp sıkmasından dolayı olduğunu göstermişti. Üç ay sonra başka birisi gene polisin aynı tutuşu yüzünden öldürülüyordu polisin elinde. Çok geçmeden bir-iki ay sonra gene bir başka siyahi adam polisin aynı tutuşu yüzünden polisin elinde hayatını kaybediyordu. 1982’ye gelindiğinde 12’si siyahi, 16 kişi polisin boyunlarını böyle tuttuğu için Los Angeles’ta hayatını kaybetmişti. Hatırı sayılır ırkçılığıyla tanınan Los Angeles Polis Müdürü Daryl Gates aynı sebepten bu kadar ölüm olmasına karşın sanıkları yine bu şekilde tutmayı savunmuş ve o meşhur sözlerle tarihe geçmiş ve “Poliste ya da polisin böyle tutmasında bir sorun yok. Siyahilerin anatomisi değişik olduğundan ölüyorlar” demişti. Hatta bilimsel, tıbbi bir açıklama da getirmişti, “Siyahilerde bu türlü tutuş olunca normal insanlarda olduğu gibi boyun damarları yeterince açılmıyor” diyerek de tıp bilimine katkı sunmuştu. Bu kayda geçmiş açıklamayı beyazların çoğu hatırlamaz, çünkü polisin beyaz ve siyahlara davranışı tamamen değişiktir.

Olayların sarpa sarmasıyla işin içine Trump da karıştı. Ama her seferinde yaptığı gibi özrü kabahatinden beter hale geldi. Her ağzını açtığında cahilliğini, beceriksizliğini, yeteneksizliğini tekrar tekrar ispat ettiği gibi bunda da başta ne şiş yansın ne kebap mantığıyla bir basın toplantısında cani polisin yargılanmasını isteyip istemediği sorulduğunda, “Ben ona karışmam, bilmem” diyerek kaçtı gitti. Ama yüz yüze tartışmalardan kaçındığı ve hep yaptığı gibi gidip odasının güvenli yalnızlığında bir tweet atarak göstericileri kabadayılık yapmakla suçladı ve okuyanların gözlerine inanamadığı bir şey yazdı, “Yağmalar başlarsa, ateş açma da başlar” diye yazdı.

Bu sözler özellikle siyahilerin çok iyi bildiği sözler. Aynı Los Angeles’ın ırkçı polis müdürü gibi bu sözler de 1967 yılında New Orleans’ın belki daha da ırkçı polis şefi tarafından siyahilere söylenmiş bir tehditti. Bu tehdit tamamen aynı kelimelerle hem polis şefi William Hanley tarafından hem de siyahlarla beyazların tamamen ayrı yaşamasının hukuken dayatılmasını öneren o zamanlar başkan adayı olan ırkçı Vali George Wallace tarafından siyahilere karşı söylenmişti.  Polis şefi William Hanley bu sözlerin ardından, “Gecekondularda yaşayan 15-21 yaşları arasındakilerin peşindeyiz. Eğer bizi polis şiddetiyle eleştirenler olursa olsun. Umurumuzda değil.” Hiçbir siyahi bu sözleri asla unutamaz.

Trump’a neden bu sözleri, bu ırkçıların bayrağı haline gelmiş, “yağmalar başlarsa ateş açma da başlar” deyimini kullandığı sorulunca, “Ben bilmiyordum bunun ırkçılarca kullanıldığını” diyerek her zamanki gibi hem kendisinin destekçisi ırkçılara mesaj göndermiş hem de sıyrılıp kaçmaya çalışmıştır. Ancak, amacı hemen aynı 1967’ler gibi ırkçı devletin yapacağı polisin yetmediği yerlerde askeri sokaklara sokmaktı. Trump da göz kırpmadan orduyu çağırmış ve ardından ateş açılacağını hiçbir şüpheye yer bırakmadan ilan etmişti. Ama bu bile ayaklanmayı etkilemedi.

Önceki gece bütün ABD ayaktaydı. Pasifik Okyanusu sahillerinden Atlantik Okyanusu sahillerine kadar her büyük şehir polis şiddetine karşı ayaklandı.

Gösteriler durmuyor, sistem dişlerini gösteriyor: “Adalet yoksa barış da yok” 

Yumuşak pasifikasyon operasyonu işe yaramamış, halk devletin hukuk ve adalet çerçevesinde suçluları yargılayacağına inanmamıştı. Sanki alay eder gibi devlet yetkilileri olayda sorumluluğu tespit edilen 4 polisin işinden atılmasının onlara yeterince ceza olduğunu söylemeye çabalıyordu.  Ancak bunu da ciddiye alan olmadığından karakollar, devlet binaları, dükkanlar her yerde yanıyordu. Olayın 5. gününde ölüm haberleri gelmeye başladı. Dükkanlarının önünde uzun namlulu silahlarla nöbet tutan faşistler de boy göstermeye başladı. İlk ölüm de iki gün önce Minneapolis’te dükkanını koruyan birisinin göstericilere açtığı ateş sonunda vuku buldu.

Detroit’de dün ırkçı, faşist olduğu söylenen bir kişinin önüne gelip duran bir arabadan açılan ateşle öldürüldüğü haberi de yeni geldi.

Kaliforniya’daki Oakland şehrinde önceki geceki gösterilerde bankalar, dükkanlar göstericilerce kullanılamaz hale getirildi. Mercedes bayiliğine giren göstericiler galerideki çok lüks araçları yakıp, ötekilerini de boyayla satılamaz hale getirdiler.

Oakland’da Mahkemelerin ve FBI’ın da bürosunun olduğu binanın önüne gelen bir araçtan açılan ateşle bina önünde nöbet tutan iki özel polis yaralandı. Daha sonra bunlardan birisinin öldüğü haberi geldi. Yerel polisin olayları kontrol altına alamaması ve FBI nöbetçisinin öldürülmesi nedeniyle olay derhal yüksek derecede acil olarak Federal yetkililerin eline verildi.  Çatışmaların devlet binalarına saldırıya kadar yükselmesi devletin hafife alacağı bir şey değil.   Ama belki bunun duyulmasının başkalarına cesaret vereceği düşüncesiyle mi, AVM yangınlarını dakika dakika veren medya öldürülen polis hakkında dikkatlice pek yayın yapmıyor. Ancak cumartesi günkü bir haberde FBI binasında öldürülen polis olayının bir “yerli terörizm” olarak inceleneceği bildirildi.

Göstericiler her yerde ellerinde cinayet kurbanı Floyd’un son sözleri olan “Nefes Alamıyorum” pankartlarıyla dolaşıyorlar. Bu sözler ne gariptir ki polisin elinde ölen bir siyahın ilk kez söylediği sözler değil.

Gösteriler dinmeyince planın ikinci adımı uygulamaya kondu. Flaş haberlerle polis memurunun tutuklanarak 3. dereceden cinayetle suçlandığı duyuruldu. Bunun gösterileri durdurması bekleniyordu. Devlet bir adım daha geriye çekilmiş kendi katillerinin yargılanacağını bildirmişti.  Yeter ki ayaklanma dursun. Floyd’u öldüren eski polis Chauvin eyalet savcısı tarafından 3. dereceden cinayetle suçlanıyordu. Eğer kanunun verdiği en fazla cezayı alırsa eski polis 25 yıl hapis yatabilir. Ama ABD gibi bir ülkede bunun neredeyse imkânsız olduğunu anlamak zor değildir. Ancak bu karar da tartışma yarattı. Neden Chauvin 3. dereceden cinayetle suçlanıyordu? Cinayetin işlendiği eyalette en hafif cinayet suçu 3. derece suçlaması. 1. derece cinayet kasıtlı ve planlı cinayetlere, 2. derece kasıtlı ama plansız öldürmelere ve 3. derece cinayet de ne kasıt ne de planlama olmadan, dikkatsizlik, kaza gibi nedenlerle ölüme neden olanlara yönelik suçlamalar içindir. Herkes şunu soruyor, dizinin altında nefes alamadığını söyleyen birinin boynuna 9 dakika daha basan birisi kasıtsız mı insan öldürmüştür yoksa bile bile mi katletmiştir maktulü? O zaman neden en hafif cezayla, sanki kazayla olmuş gibi suçlama geliyor?

Ok yaydan çıkmış durumda ve halk evlerine dönmüyor. 30 büyükşehir altüst durumda. Her bir şehirde “Adalet yoksa barış da yok” sloganları sokaklarda yankılanıyor. Polis gücü tükenmiş durumda, ordunun işi ele alması bekleniyor. Ta DNA’sına kadar ırkçılık üzerine kurulu bir ülkede adaletin nasıl sağlanabileceği şüpheliyse de konuyu gözler önüne getirmek önemli oluyor.

İfade özgürlüğü mücadelesi

Bu tartışmaların arasında hiç beklenmeyen bir adalet, demokrasi ve ifade özgürlüğü şampiyonu boy gösterdi. Orduyu çağırıp ateş açtırtacağını bir tweetle sosyal medyadan duyuran Donald Trump’ın şahsi mesajı Twitter şirketi tarafından şiddet içerdiği ya da şiddet önerdiği için bir ihtar alıyordu. Buna bozulan Trump ifade özgürlüğünü kısıtlayan şirketlere karşı yaptırım yapacağını söylüyordu. Yağma başlarsa ateş açmanın da başlayacağı sözlerini bu kez değişik şekilde yumuşatmaya ve izah etmeye çalışarak Beyaz Saray’ın hesabından atan Trump gene bir ihtar alıyordu. Kendisine karşı çıkılmasına pek alışık olmayan Trump derhal işe koyuldu.

Trump, attığı mesajlarında giderek sesini daha yükseltip, ama aynı zamanda da sanki öldürülen Floyd’un anısını korur pozlarına girdi. “Bu kabadayılar George Floyd’un anısına hakaret ediyorlar. Buna izin vermeyeceğim. Vali Tim Walz’la konuştum ve ona ordumuzun sonuna kadar onunla beraber olduğunu söyledim” diye göz korkutuyordu.

Ancak Twitter şirketiyle Trump arasındaki çatışma daha önceleri başka bir nedenle başlamış şimdi rövanş oynanıyordu ama şirketin Trump’ı utandırması bu bardağı taşıran son olay oldu.  Trump yalan yanlış ve eksik bilgilerle mesajlar atınca Twitter bunların yalan haber olduğunu yakalamış ve gene ihtar çekmişti.

Trump, yaklaşan seçimlerde kendisinin karşı olduğu “postayla oy kullanma” konusunda mesajlar atmış, tamamen kanuni ve yıllardır kullanılan “postayla oy” konusunda eğer uygulanırsa yolsuzluk, hırsızlık, vs. yapılacağını savunmuş, Twitter da bunun gerçek olup olmadığını araştırmış ve Trump’ın yanıltıcı bilgi yaydığını mesajlarına yapıştırmıştı. Küplere binen Trump bunun siyasi bir eylemcilik olduğunu ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması olduğunu söylemişti.

Aynı “demokrasi olmayan Üçüncü Dünya ülkeleri”nde olduğu gibi Trump bir kararnameyle sosyal medya şirketlerini hedef almış, “keyfi olarak kısıtlamaların kalkması için” yani sözde ifade özgürlüğü için Adalet Bakanlığı ve savcılara talimat göndermişti.

Artık kimin kiminle olduğunun, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belirsiz olduğu günlerde Trump’ın yardımına Facebook başkanı ve açıktan Trump karşıtı Demokrat Zuckerberg yetişti.   Trump’ın ırkçı mesajlarını koruyan Facebook sahibi, Facebook’un gerçekleri kontrol etmek görevinin olmadığını, olmaması da gerektiğini gözlerini bile kırpmadan söyleyiverdi. Ne gariptir ki, Zuckerberg’in Facebook’u meşhur OLMAYAN kişilere tam da kendisinin söylediği sansürü uyguluyor ama nedense çok fazla para yardımı yaptığı siyasetçilere bu kuralı uygulamıyor. Yani siyasetçilerin Facebook’ta açık açık yalan yanlış bilgi yayma hakkı var, ama başkalarının özellikle de Facebook’un hoşuna gitmeyen haberleri gerçek olsa da yayanların yazması derhal sansürlenebiliyor. Şimdiye kadar Zuckerberg’i yere göğe sığdıramayan Demokratların en üst kıdemlisi senatör Nancy Pelosi birdenbire Facebook sahibini Trump’a yardakçılıkla suçladı.

Solcu milletvekili Alexandria Ocasio-Cortez ise Facebook’un zaten aşırı ırkçıları koruduğunu ve faşist ve beyaz ırkçıların yaydıkları haberlerle yaşadığını söyledi. Bütün bunlar cinayet işleyen polislerin devlet tarafından nasıl korunacağı konusundaki kararsızlıktan kaynaklanıyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez

30 Mayıs itibariyle şehirler hala ayakta ve yanıyorlar. 30 en büyükşehir gösterilerle inliyor.  Göstericiler Minnesota eyaletinde en az bir AVM’yi ateşe verdi. Minneapolis’te duruma hâkim olamayan polis acil durum ilan ederek orduyu tam yetkiyle şehre çağırdı. 2500 ek polis ve asker Minneapolis’e yollandı. Sokağa çıkma yasağı konan şehirde bunu dinleyen yok. Bu yasağa uymama cezası bu şehirde 1.000 dolar ve 90 güne kadar hapis. Trump ordunun “sınırsız” bir güçle göstericilere saldıracağını ilan etti. II. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez karşılaşılan bir durum bu.

Atlanta’da CNN haber televizyonunun merkezi göstericilerin ablukası altında ve zararların büyük olduğu söyleniyor. Polis ise hedef gözeterek ve özellikle kameraları hedef alarak boya mermileri atıyor.

Los Angeles’ta polis bazı yerlerde saldırıyor ama pek çok yerde geri çekilmek zorunda kaldı.  Pek çok polis arabası göstericilerce hasara uğratıldı. Şu anda televizyon iki taraftan sarılan polisin Edinburg ve 3. Sokakları arasında sıkışmış olduğunu ve halkın polis arabalarının camlarını indirdiğini ve polis ve sistem karşıtı grafitilerle kaplandığını göstermekte. Göstericilere plastik mermi atılıyor. 29 Mayıs gecesi 500’den fazla gözaltı vardı.

Miami’de gösteriler yüzünden her türlü etkinlikler iptal edildi.

Los Angeles’ta (30 Mayıs saat 15.00) halk polis arabalarının üzerine çıkmış, polis çaresiz ve çok yakın mesafeden halka gaz ve patlayıcı ve ses bombalarıyla saldırmaya çalışıyor. İnanılmaz bir direnişle halk geri çekilmiyor, sokakta copla vurulan kadınlar, halk, göstericiler geri çekilmeyi reddediyorlar. Bir kadının midesine sopasıyla bütün gücüyle vurdu, kadın iki büklüm oldu ama yerinden kımıldamadı. İkinci, üçüncü darbeyi de yediği halde yerinden kımıldamıyor. Her yer camları kırılmış, polis araçlarıyla dolu. Neredeyse bütün polis araçlarının üzerine polisleri ve sistemi kınayan sloganlar yazılmış.

İki polis arabası hemen polislerin yanında tamamen yanmakta. CNN spikeri kendisinin en az 12 polis aracının yakıldığını gördüğünü söyledi. Cumartesi gecesi Los Angeles’ta akşam 20.00’de başlayacak sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ayrıca bizim sayabildiğimiz 9 polis aracı da tamamen kullanılamaz hale gelmiş durumda.

Washington’da halk yakalayabildiği Gizli Servis arabalarını kullanılmaz hale getirdi.  Dün Beyaz Saray göstericilerin çok yaklaşması sonucu kilitlenme durumuna getirildi.  Trump eğer Beyaz Saraya girerlerse “göstericileri vahşi köpeklerin ve en berbat silahların beklediğini” söyledi.

San Francisco’da trafiğin merkezi olarak bilinen Bay Köprüsü geçici olarak göstericilerin eline geçti ve trafik durduruldu.

Texas eyaletinin Houston şehrinde şu ana kadar 117 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

New York’ta en merkezi ve turistik Times Square’de çatışmalar başladı. Polis ne yapıp edip bu New York’un en merkezi yerini göstericilere vermemek niyetinde ama göstericiler giderek artmakta. New York’ta polisler bugün başlarına kasklar geçirmişler, 29 Mayıs’ta bu çok yoktu. Halk polise dolu su şişeleri atarak geri çekilmesine neden oldu pek çok yerde. Brooklyn mahallesindeki çatışmalardan sonra polis bir daha öyle dünyaya yayılan videoların olmasını istemiyor artık ama yapabileceği bir şey yok. Polis taktiği hiç kimsenin durmaması, herkesin devamlı yürüyüp alanı açık tutabilmek. Arada bir de aniden 8-10 kişiyle beraber tek bir insanın üzerine yoğunlaşıp saldırıyor ve o kişiyi gözaltına almaya çalışıyorlar.

29 Mayıs’ta New York’ta bazı polis karakolları teker teker göstericilerin ellerine geçti. 88. Karakol elden çıkınca polis şefliği derhal bütün polis güçlerinin oraya gitmesini emretti. Bu sırada 84. Karakolun ve Brooklyn North karakollarının da göstericilerce abluka altında olduğunu bildirdi polis şefliği. Ertesi gün bu karakollardan haber alınmadı.

Polisin şiddeti halkı yavaşlatmak yerine öyle gözüküyor ki daha şiddetle direnişe devam etmesine neden oluyor. Nerede barışçıl, huzurlu bir gösteri varsa polis gelerek durumu şiddete itiyor.

Sendika.Org/ San Francisco (Mehmet Bayram)

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Anna Karenina – allerdings mit anderem Text und auch anderer Melodie

Anna Karenina – allerdings mit anderem Text und auch anderer Melodie von Clemens Sienknecht und Barbara Bürk nach Lew Tolstoi am Sonntag, 29. November um 20.00...

Perşembe Yaylası’nın cazibesi balon turizmiyle artırılacak

Ordu'nun doğa harikası Perşembe Yaylası'nın, sıcak hava balon uçuşlarıyla turizm cazibesinin artırılması hedefleniyor. Aybastı ilçesindeki 1500 rakımlı Perşembe Yaylası, her mevsim farklı doğal güzellikleriyle...

EU vereinbart engere Zusammenarbeit mit Australien

Kommissionspräsidentin Ursula von der Leyen und EU-Ratspräsident Charles Michel haben Donnerstag bei einer Videokonferenz mit dem australischen Premierminister Scott Morrison eine engere Zusammenarbeit zwischen...

29. Kalite Kongresi

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Ece Börü, salgının alışılagelmiş kriz yönetim modellerini devre dışı bıraktığını belirterek, "Ezberlerin bozulduğu ve geçmiş deneyimlerimize bakarak...