30.2 C
Hamburg
Donnerstag, August 13, 2020
Start Kultur Literatur Uluer Aydoğdu: Umalım, bu işlesin

Uluer Aydoğdu: Umalım, bu işlesin

 

Halway Sheyaamud / Umalım, bu işlesin[1]

Tek, biricik ve eşsiz olan yoktur, olsa hiçbir şey olmazdı!

Burada ‚yokluk‘ hem tek, biricik ve eşsiz diye bir şey yoktur hem de bu haliyle -tek, biricik ve eşsiz- olmayan bir şeydir o anlamındadır.

Kavramlaştırırsak: Bütün gerçek olmayandır, yaşa Adorno, öyleyse gerçek de bütün olmayandır.

Tek, biricik ve eşiz olanın ‚olabilmesi‘, yani bir hayatının olabilmesi için bu teklik, biriciklik ve eşsizlikten uzaklaşması gerekir ki hayat/ tarih dediğimiz süreç de aslında bu uzaklaşmanın hayatıdır/ tarihidir. Kendi yaşamlarımıza vuracak olursak daha ilk nefesi aldığımızdan itibaren bu teklik, biriciklik ve eşsizliğin, yani ‚birliğin‘ -1’lik- ifadesi olan denge durumundan/düzenden uzaklaşmaya başlarız. Kendimizi bildiğimiz an ise bütünlüğün –bütün, gerçek olmayandır- yitmeye başladığı andır. Bu an bir çatallanma eşiğidir aynı zamanda da. Bütünden/birlikten/dengeden/düzenden/cennetten kovulup kendi varlıklarımızın farkına varırız böylece. Tarihimiz başlamıştır. Diğer bir deyişle başlangıçtaki, nerdeyse mükemmel de diyebileceğimiz, düzen/denge/birlik/biriciklik/eşsizlik zamanın oku istikametinde yavaş yavaş ve hızlı hızlı bozulmaya, daha doğrusu bozunmaya ve sistem düzenden düzensizliğe, dengeden uzak denge durumlarına, birlikten çokluğa, biriciklikten bir doluluğa, eşsizlikten kendi içinde bir dolu benzerinin ortaya çıktığı durumlara doğru hareket eder.

Bu yüzden bütün sistemler başlangıç koşullarına (cennet, çocukluk) aşırı duyarlıdır. Herkes o birliği, denge halini arar, özler, ama bir yandan da geri-dönüşümsüz bir şekilde düzensizleşmeye, dengeden uzaklaşmaya, dolayısıyla da karmaşıklaşmaya başlamıştır. Karmaşıklaştıkça, bu karmaşıklığı yönetecek örgütlenmeler/oluşumlar (kendi bedenlerimizde kalp, beyin, sindirim sistemi vb.; toplumsal bedenlerde krallıklar, ulus-devletler, demokrasi vs.) ortaya çıkar. Ancak hepsi de öngörülemez (emergent) süreçlerdir. Bu bağlamda kaotik ortamların yeni yeni oluşum ve örgütlenmeler, kurum ve yapılar, daha genel anlamda yeni türler oluşturabileceğini öngörebiliriz, ama bunların neler olacağını bilemeyiz.

Kaçış Çizgisi

Diğer yandan bütün yapılıp edilmelerin yapma etme, bütün yapıp etmelerin de yapılıp edilme olduğu üzerinde de düşünmek gerekir. Karl Marx’ın Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’nde söylediği üzere „İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar“. Diyeceğim, yukarıda söz ettiğim gerçek olmayan bütün/ bütün olmayan gerçek içinde hareket ederiz. An ve an içinde olduğumuz ve aynı zamanda da içimizde olan bütün tarafından -içindeymişim meğerse içimde olanın- yapılıp ediliriz. Yapıp ettiklerimiz an ve an bu bütünü oluşturup şekillendirir. Örneğin „Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kabus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, tam da böylesi devrimci kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.“[2]Tam bir kaçış ya da kopuş ya da oluş aslında hem geleceği hem de geçmişi ortadan kaldıran bir şeydir. Yani hakikaten “geberip gitmesi gerekiyor bu dünyanın”[3], ama “Kim bize bir kaçış çizgisi üzerinde bütün kaçtıklarımızı tekrar bulamayacağımızı söyleyebilir?” Yani buradan çıkmak mümkün mü? Öyle ki “Sonsuz ana babadan kaçarak, kaçış çizgisi üzerinde Oidipus oluşların hepsini tekrar bulmuyor muyuz? Faşizmden kaçarken kaçış çizgisi üzerinde faşist katılaşmalara yeniden rastlıyoruz. Her şeyden kaçarken, nasıl anavatanımızı, iktidar oluşlarımızı, alkollerimizi, psikanalizlerimizi, ana babalarımızı yeniden oluşturmadan kaçabiliriz?”

Mutlak kaçış görünürlüklerden, anlaşılabilirliklerden, anlaşmalardan, geçmişten gelip geleceğe kalmalardan kaçıştır. Yeryüzü-oluş tam da bu yüzden elemelerden ya da elenmelerden geçip geleceğe doğru düz/doğrusal bir yürüme bandı değildir. Deleuze ve Parnet “Sonuç, yazmanın sonucu?” nedir diye sorarlar. Esas olarak “ayırt edilmezlik-oluş vardır.” Öyledir, “Oh hayır, bir yazar ‘tanınmış’, bilinen olmayı arzu edemez. Ayırt edilmez, en büyük hızın ve en büyük yavaşlığın ortak karakteri, yüzünü kaybetmek, duvarı delip geçmek veya aşmak, büyük bir sabır ile duvarı törpülemek; yazmanın bunlardan başka bir sonucu yoktur. Fitzgerald’ın gerçek kopuş diye adlandırdığı işte budur”. Kim ki geleceğe kalmak istiyor yol’dadır, yol yanılsaması ona varacağı yerler vaat eder. Buna kanmamak: “Sonunda tanınmaz olmak, tıpkı çok az insanın olabildiği gibi, işte hain olmak budur.”

Zihin, bilinç ve göz kapalı devresi

Achille mutlak kaçıştır, bu yüzden de aynı an’da hem hızını hem de konumunu belirlemeniz mümkün değildir. Tıpkı elektronlar gibi hareket eder Achille. Sürekli başka bir yerde olduğu için görünmezdir, ayırt edilemez oluştur. Elektronlar o kadar hızlı hareket ederler ki biz onları yakaladığımızı düşünürken onlar çoktan bir başka yere gitmişlerdir. Tanınmaz oluş budur işte. Böylece dağılırlar, sürekli kendilerini ortama yayarlar. Dağıtıcı oldukları kadar yaratıcıdırlar da. Fitzgerald şöyle der: “15 yıl önce Great Neck banliyösünün trenlerinde gördüğüm insanların aynısını hissediyorum: kara delik beyaz duvar sistemi olarak adlandırılabilecek bir sosyal sistem vardır. Daima baskın anlatımların beyaz duvarlarına iğnelenmişiz, biz daima öznelselliğimizin beyaz deliğine, her şeyden daha kıymetli benliğimizin kara deliğine saplanıp kalmışız. Bizim kimliğimizi veren ve kendimizi bize tanıtan nesnel belirlenmelerin hepsinin yazıldığı duvar; kendi bilincimizle, duygularımızla, ihtiraslarımızla, çok bilinen o küçük sınırlarımızla ve onları etrafa tanıtmaya çalışan isteklerimizle kendi kendimizi yerleştirdiğimiz delikler. Yüz bu sistemin bir ürünü olsa da, bu sosyal bir üretimdir: gözlerin kara deliği ile beyaz yanaklı geniş bir yüz. Toplumlarımız yüz yaratmak ihtiyacındadırlar.”

İktidar aygıtı bize bir yüz verir mi demek istiyor? Kesinlikle. Yüzle beraber bir kişilik, bir karakter verilir. Daha doğrusu kurulu yüzlerden birisini seçeriz ve böylece “kendi kendimizi yerleştiririz deliklerimize.” Yüzümüzün beyaz duvarında iki kara delik olan gözlerimiz her şeyi yutar aslında yutulduğunun farkında olmadan. Zihnimizde, iktidarın kodlarıyla tasnif edilen malzeme bilincimize, yani sahneye yansıtılır ve bunları zihnimize yeniden iletmekle sorumlu olan gözlerimiz bize yansıttığımız dünyayı gösterir. Dışarıya/dünyaya değil içe/kendimize bakıyoruzdur. Gördüğümüz budur ve işlem tamamdır. Yuttuğumuz dünya kara bir deliktir ve bizi yutmaktadır. Deleuze ve Parnet tam da bu noktada “… yüzü nasıl bozmalı” diye sorarlar. Sahi kişiliklerimizi, karakterlerimizi nasıl bozmalı? Yani oyunu? “Geriye, ezilmeden, çarpmadan duvarı nasıl geçmeli, dibinde dönüp durmak yerine, kara delikten nasıl çıkmalı, hangi parça kara delikten çıkmaya yarar? Sonunda artık sevmeye yetenekli olmak için aşkımızı bile nasıl kırabiliriz? Nasıl ayırt edilmez olmalı?”

İşte bu sahnede; sokakta, siyasette, sanatta süreksiz aklın sürek avı

Jim Morison, kertenkele kral, The Doors’da duvarların içinden geçer. Öyleyse yüzü bozmakla işe başlamak gerek. Öyledir, “İmleyenlik ve yorumlama dünyadaki iki hasalıktır, despot ve papaz çiftidir” ve etrafımız bunlarla doludur. Ne kadar kaçmaya çalışsak da bir yollu karşımıza çıkarlar, dünyanın başına gelmiş en büyük tehlike “sabitakıl”la birlikte. Mağaralara çekilip narsist oyalanmalardan söz ediyorum. Hat safhada ölümcül bir yargılama hastalığı… Böylece bir aşkınlık icat ederler. Yaşamın üzerinde bir heyhula gibi duran. Oradan doğru yaşamın aşağılanışını görürüz. Yaptıkları, uğraştıkları yaşamı üreten, yaratan bir şey değildir, tersine yaşamı boğup atar. Böyle yapsalar iyi, burada kalmaz, buradan kendilerine paye edinirler bir de. Mağaraya kapananların sefaleti işte, sokakta, siyasette, sanatta süreksiz aklın sürek avı.

Kendinde kendi kendine kendini dölleyip kendinde, kendi kendine kendini yaratmak, kendini yarattıkça varedip varettikçe varolmak. “Henry Miller’in saf su ile sarhoşluk sahnesi”ni hatırlayın! Bilmedikleri ya da bilmezden geldikleri şudur: Her şey yok olur! Asıl varlığı oluş, yani varoluş olan bir süreciz biz ve eşikte;

alır sözü bir varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığım Goethe; Mephisto eliyle:

“Hep yadsıyan o ruhum ben!

Çünkü oluşan her şey,

Yok olmayı hak eder…”[4]

der.

Diyeceğim insanı “dünyadan ayıran bu büyük camdan yapılmış pencerenin yok olduğunu görmek” istiyorum ben. “Tekrar balık olabilmek”[5]

Öyle görünüyor ki varolan biz’den, şimdiye kadar defalarca denememize rağmen, yeni, kozmik bir dengeye sıçrayamayışımız yapıp ettiklerimizin bizi yeni bir biz yapacak kadar yeni, yeterli ve güçlü olmayışından. Şöyle ki “Yeni bir dil öğrenen kişi (…) acemiliğinde her sözü önce ana diline çevirir; oysa ancak hafızasında anadilini yoklamaksızın yeni dilin içinde devindiğinde, o dilin içindeyken, içine doğmuş olduğu dili unuttuğunda, yeni dilin ruhunu ele geçirebilecek, o dilin içinde özgürce söz üretebilecektir.”[6]Diyeceğim şimdi yeni bir durumsa ya da yeni bir dünya istiyorsak bu yeni durumun, dünyanın anlam, değer ve kuralları, yani bilgisi de yeni olmalı. Varolan anlam, değer ve kurallar içinde kalarak yeni bir dünya yapamayız, ancak içinde olduğumuz ve aynı zamanda da içimizde olanın bilgisini yoklamaksızın yeni dünyanın içinde devindiğimizde, içine doğduğumuz dünyayı unuttuğumuzda, yeni dünyanın bilgisini, anlam, değer ve kurallarını ele geçirebilecek, bu yeni dünyanın içinde özgürce yaşayabileceğiz.

Umarım bu kez başarırız. Bu umutla, herkesin yeni yılını kutluyorum.

2014 (2014 tane 1’dir) yılı kaosun kalbinden kozmik bir dengeye açılan kapı olsun.

Öyledir, her hastalık yeni bir sağlık, her dengesizliklik yeni bir denge arayışıdır.

Öyledir, her yeni yıl kolektif bir sezgiyle o kapının açılmasını beklediğimiz için, her şeye rağmen, coşkulu ve umutluyuzdur.

Kaybetmeye devam etmek istemeyen bir türün erdemidir ummak. Her şeye rağmen.

Nice nice güzel, keyifli ve “şenbilgi”li yıllarınız olsun.

 

Uluer Aydoğdu

[1]A. Neher (bkz. Kaostan Düzene, Ilya Prigogine – Isabelle Stengers, İstanbul, 1998, s. 364.)

[2]Louis Bonaparte’ınOn Sekiz Brumaire’i, Karl Marx, Çev.:Tanıl Bora, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s. 30.

[3]“… bırak gebersin geberecekse dünya/ Gerçek gelişmedir bu. Haydi ileri.” Arturh Rimbaud

[4]Goethe, Faust.

[5]Henry Miller, Sexus.

[6][6]Louis Bonaparte’ınOn Sekiz Brumaire’i, Karl Marx, Çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s. 31.

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Sinop’ta festival ve benzeri eğlence faaliyetleri yasaklandı

Sinop'ta zorunluluk taşımayan festival ve benzeri eğlence faaliyetlerinin yapılmasına, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında yasak getirildi. Valilikten yapılan açıklamada, Vali Erol Karaömeroğlu başkanlığında toplanan...

Aydın’da sezonun ilk kuru inciri borsaya geldi

Türkiye'nin yanı sıra dünya genelinde de kuru incirin en önemli üretim merkezi konumundaki Aydın'da, sezonun ilk ürünü borsaya geldi. Aydın Ticaret Borsasında düzenlenen ilk ürün...

EU-Wettbewerbshüter genehmigen deutsche Beihilfen für Flughäfen und Schienengüterverkehr

Die Europäische Kommission hat zwei deutsche Beihilferegelungen genehmigt, mit denen Deutschland seine Flughäfen in der Coronakrise unterstützen und Innovationen im Schienengüterverkehr fördern will. „In...

Schneider Electric’ten „Dijital Otel Çözümleri“ eğitimi

Schneider Electric'in Learning Series kapsamında düzenlediği "Dijital Otel Çözümleri ve Otellerde EcoStruxure Mimarisi" online seminerinde EcoXpertlere ve son kullanıcılarına otel segment çözümleri hakkında eğitim verildi. Schneider Electric'ten yapılan...