ALMANYALILAR

Ali Şeker: KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ (5)

“ KENDİLERİNİ, BU EVRENDE BAKMAMIZ GEREKEN, GÖKYÜZÜ ZANNEDEN BİRİLERİ VAR!..

“ Belki de, bu cümle başka düşün yazın insanları tarafından, defalarca kaleme alınmış bir cümle. Dünya hiç bu kadar çok kirlenmemişti. “ Farklı inanç ve kimliklerin tahammülsüzlükleri, yaşadığımız gezegen üzerinde canlı – cansız varlıkları yok saymalar, ekonomik ve sosyal sorunlar, ülkemizde ve başka kıtalarda yoksulluk kol geziyor… Bu koronavirüslü günlerin güncesinde, küresel bir korkuydu bu korku, psikolojik olarak almış başını gidiyor. Ancak; bütün insanlığın genel korkusu şimdilik sadece sağ kalmakla sınırlı.
Bugünden korkmak, yarından korkmak, şimdiden korkmak, şu anda korkmak…
.“ Hiç kimsenin elinde değil, kendi özgürlük alanını belirlemek.  Artı ve eksinin vicdan duvarında, adilane tartılmasını yaşam öğretti bize. Umut ve korkularımızla… “ Küresel olan bu koronavirüs salgını; ulusları kendi sınırları içine çekerken, her ulusun dilsel – dinsel politikalarıyla toplumu kimi iktidarların despotik faşist  – tekçi yönetimlerin insafına terk etmiş, çok çetrefilli bir çerçeveye hapsetmiş bir vaziyette. Yaşamın hiçbir alanına dokunmadan yaşamak, insan olma duyumuzdan en güzeli olan dokunma duyusundan mahrum bir şekilde, uzun ömürlü bir yaşamı tasarlamak hiç yaşamamakla eş değerde olsa gerek. Bu kısmi sokağa çıkma kısıtlamalarıyla birlikte, iktidarın tek elde geleceğini planlama çabaları tüm hızıyla devam ederken… “  Biz toplumun şimdilik yarına dair bir planlamasının olmaması, gelecek günler açısından çok kaygı vereci bir şey olsa gerek.”  Bu süreçte fetva verenler mi dersiniz, seçim kanununu acilen değiştirmeyi mi dersiniz, buna benzer düzeni yeniden dizayn etmek soruları, almış başını son hızla gidiyor. Geçtiğimiz bu özel ve ruhani günlerde, dünya halklarına sevgi ve barış getirmesi temennileri yerine, sürekli olarak toplumun farklılıkları üzerinden vurmaya çalışan, düzen sürdürücüleri ortalık yerde epeyce peydahlandı. Bu hiç hayra alamet değil!.. Gündemle hiç alakası olmayan, bir konu başlığı bugünlerde tartışmaya açıldı, LGBT bireyleri hakkında söz söylememesi gereken şahsiyetlerin ulu orta yerlerde, açıklamalar yapması çokta şık hareket olmadığını ifade etmek istiyorum. Bırakınızda, insanlar kendi cinsel tercihlerini nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşasınlar. Ne olur, buna da söylenecek bir çift sözünüz olmasın… Küçücük çocuklara taciz ve tecavüzü hoş gören bir egemen anlayışın sürdürücülerinin bu konuda söz söylemeleri çokta ahlaki değildir… Diyarbakır ‘ da gözaltına alınan 12 Kürt siyasetçi ve Kadın savunucuları tutuklandı. Dün “ Dilgeş “ annesiyle birlikte cezaevine girdi. Büyütülmek üzere demirparmaklıklar arasındaki soğuk hücresine gönderildi. Şimdi büyüme sırası, biz büyüyen orta yaşlardaki insanlarda acaba nasıl bir vicdan muhasebesi yapacak, diye düşünemeden edemiyor insan!..
“ Koronavirüslü günlerin güncesinde; bu evrende ya da bu yerküre üzerinde bizler dışında canlı – cansız varlıkların, hayvan ve bitki çeşitliliğinin olduğu diyalektiğini ıskalamadan, ama altında ruh barındıran varlıkların olduğu gerçeğini, çok iyi görmemiz gerektiğini duyularımıza fısıldıyor her canlı – cansız varlık…

virüs

“ Geleceği; yani yarını ön görme tasarımlarımızı elimizden alan, küresel ama toplumları kendi yaşadığı ülkenin sınırlarına istem dışı hapseden, çok yönlü her ülkede farklı farklı seyreden bir algoritma. Bir virüsle gün be gün “ amaç “ sağ kalma – kalmak psikolojisiyle yaşamak çok zor olmalıdır, sosyal bir varlık olan insanoğlu için “

Bu koronavirüsle birlikte: Öznesi sosyal bir varlık olan biz insanların önünde iki seçeneği duruyor, uzunca bir süre hiçbir şeye dokunmadan, ya a sosyal bir varlığa dönüşeceğiz, üstenci bir dillin belirlediği anti demokratik yönetimler yaşamımızı belirleyecek.  Ya da her ulus kendi iç dinamiklerine göre, kendi faşist sistemini sömürü aracı olarak, veya sosyal bir düzenini kendi toplumunu koruma adına belirleyeceklerdir”. Türkiye özelinde yetmiş kusur gündür ki, toplumsal olarak çokta sosyal olmayan tekçi bir anlayışla, “ sosyal ve mesafe “ bu iki sözcük yaşamın her evresinde bizimle birlikte yürüyeceğe benziyor, epeyce uzun bir süre daha… Beş duyumuzdan biri olan dokunma duyusuna sosyal bir varlık olarak, bizler artık veda mı, ediyoruz sorusu insanın aklına takılmıyor değil?  İnsan maddeci ve metafizikçi yönleriyle yaşamın her alanıyla iletişim halinde olmazsa, yaşamasının bir anlam ifade edebileceğini düşünmek bile insanı insan olmaktan kaynaklı, yalnızlıkla imtihanı farklı bir canlıya dönüştürmeyebilir, sadece boğar… Düşünün ki, bir hayvana dokunduğumuz zaman hayvan sevgi ifadesi olarak ya bizlere dokunarak sevgisini belli eder. Veyahut bir kedi ya da köpekse sırnaşarak veya kuyruğunu sallayarak belli eder.  Hiçbir şeye dokunmadan yaşamı düşünmek bile, insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Bir dostla karşılaşınca ellerimizle tokalaşmadıktan sonra, karşımızdaki insanın sıcaklığını hissetmeyiz. İzmir ‘ de bir camiden “ Çav Bella “ şarkısı yirmi saniye kadar çalındı. İktidar kıyamet koparıp bu yaşanan olay karşısında, düşmanca provakatif mesajlar verebiliyor. Cami minaresinden “ Çav Bella “ şarkısının çalınmasına ya da yapılan provokasyonuna tepki koyanlar, Neden İstanbul ‘ da bir kaldırıma rast gele gömülen Kürt çocukların, 261 cenaze için tek bir cümleleri yok? İslam dininde: Ölüye, cenazeye, mezara saygı yok mu? Bu ikinci eylemi gerçekleştirenlerde zere kadar vicdan olduğuna inanmak saf dillilik olur. Daha önce farklı inanç merkezlerine, güvenlik güçlerince kapılar kırılarak içeriye izinsiz bir şekilde girdiklerini biliyoruz. Camilerde onca küçük ve masum çocuklara tecavüz edildi, ama on iki bin imamı olan bir ülkede, bu tecavüzler için bir cümle sarf edilmiş değil. Şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum, meşru inancın neredeyse yüzde doksan altısını temsil eden bir ülkede, “ enternasyonal “  bir şarkının bu kadar gündem olacağını düşünmek bile, bütün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen otoritenin toplumu iyi yönetemediğinin açık bir ifadesidir. Bugün karşılık bulan provakatif eylemler:  Biliyoruz ki, seçim dönemlerinde iktidarın sözlerini kendine yakın bulduğu “ Dombra “ şarkısı bir camiden propaganda aracı olarak kullanıldı. O zaman çoğunluğu aynı inanca sahip olan bir vicdan insanın, bırakın aykırı bir ses, bir eleştiri olmadı. Bilerek isteyerek, bu kısmi sokağa çıkma kısıtlamaları kapsamında evde kendi isteğimiz dışında, salgından dolayı hanelerden dışarı çıkmamız, bizlere şunu dedirtebiliyor. İnsan biyolojik olarak sosyal bir varlık olduğuna göre, yaşamın her alanına dokunarak yaşamını idame eder. Canlılar arasında en ideal yaratılmış gelişkin bir canlı varlıktır insan… Dolayısıyla hiçbir şeye dokunmadan yaşamsının olanağı mümkün değil. Eni sonu kendi etrafında örülen, bu küresel virüs çemberini yarmanın bir yolu da bulacaktır. Ama bunu sosyal mesafe, maske, ellerini su ve sabunla yıkama gibi tedbirlerle ne zamana kadar sürdürebilir. Yukarıda da bahsettiğim üzere, İnsan ve sosyal varlık kavramları birlikte insanı insan yapan değerler bütünüdür. Bilinen tarihin başlangıcından bu yana, insan hiçbir zaman yalnız bir varlık olarak tasvir edilmemiştir. “ Her şeyi iktidar belirlediğine göre, ne yazık ki, gelecek ön günlerin şimdilik karanlıktan başka bir sözü yoktu… “

 Ali Şeker / 25.05.2020

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: