ALMANYALILAR

Turgay Kılıç: Değmezdi…

Her ne kadar bir gazeteci olsam da, politika benim önceliğim olsa da; arada kendimi edebi kitaplarıma, edebi şiirlerime kapatırım. Geçen yıla ait şiir defterlerim vardır, ilham perilerinin bana uğradığı her an defterlerime veya telefonumun not bölümüne kaydederim, o en özel kelimelerimi, cümlelerimi…

Ha bir de daktilom var odamın köşesinde… En değerlimdir. Kendisinin bir de ismi var: Papatya. Daktiloma bu ismi verdiğimde, sürekli ondan “Papatya” diye bahsediyorum.

Papatya, İstanbul’dan bir ailenin bana indirimli fiyatıyla armağanıdır. Çünkü bende daha değer göreceğini söylemişlerdi. Bu yüzden internet fiyatının yarısına verdiler bana… Evet, ben Papatya’nın demir harflerinin arasına sıkışan mürekkebi dahi iğneyle, kürdanla temizledim. Kulak çöpünün pamuksu ucuna azıcık kolonya damlatıp, o demirleri, tuşların üzerini ve demir harfleri dahi ince ince temizledim. Bazı harfler artık daha da belirgin çıkıyor kâğıtta.

image0

Yaklaşık 1 yıl oldu, Papatya ile beraberiz. Odamın bir köşesini ona ayırdım. Bu defa da pencere dibinde, kuş cıvıltılarıyla basıyorum tuşlara…

Papatya ismi ise, bu daktiloyu bana ulaştıran, pırlanta gibi iki kız çocuğu olan kadının, annesine ait. Kızların ananeleri bu daktiloyu resmî yazışmalar için kullanıyormuş. Daktilonun asıl sahibi, hayatını kaybeden yaşlı bir kadının… İşte o kadın, torununa (şu an 29 yaşında kendisi) ‘Papatya’ diye hitap edermiş. Benden rica etti, adı ‘Papatya’ olsun diye. Kırmadım. Adına özenle ‘Papatya’ dedim.

Devletin bir kurumunda memur olarak çalışıyormuş ananeleri. Haliyle bu daktilo onlar için çok önemli olduğu gibi, benim için de çok önem taşıyor. Çünkü ben zaten bir daktilo alacaktım, hazır bir fırsat varken, alayım dedim. Kendisi de benim yakın takipçimdi, daktiloyu bana ulaştıran kişi…

Gün içinde yorulmuyorum. Çünkü evdeyim ve gazeteciliğin her faaliyeti bana zevk veriyor. Yorgunluk, sıkılmak, denen şeylere henüz rastlamadım. Bu lüks olmalı bazıları için…

Salgın dünyayı etkisi altına almış, lâkin beyni ve fikri olmayan bir virüs; hem ekonomiyi, hem yaşamsal haklarımızı, hem de ülke politikasını alt üst etti. Konuyu burada fazla deşmek istemiyorum. Edebi çerçeveden çıkmak istemiyorum çünkü. Bu günümü de edebiyata ayırdım. Oruçlu olduğum için de sabahlara kadar oturup, öğleden sonra uyanıyorum. Ki Ramazan’dan sonra buna da son vereceğim. Bu düzensizlik pek de hoşuma giden bir şey değildir. Sabah kahvaltısı, gece uykusu, düzenli işler… Açlığa pek de dayanabilen biri olmadığımdan, evden çıkmıyor, evden fazla uzaklaşmamaya çalışıyorum.

Çünkü askerde içtimaya çıkmıştık bir sabah. Askerlikte henüz ilk günümdü. Önceki akşam bir şey yiyemedim, orduya teslim olduğum için; ilk günün sabahına da kahvaltıyı iyi yapamadım. Haşlanmış buz gibi patates, buz gibi süt ve ekmek… İçtima ânında bölük komutanının karşısında baygınlık geçirmeye başladım, beni içeri aldılar. Bu sebeple aç kalmak beni ürkütüyor biraz. Oruçluyken evden uzaklaşamıyorum…

Bugün, bir şiir daha geldi aklıma ve şöyle döktüm kaleme ‘Değmezdi’ adlı şirimi…

“Hafif açlığın,
Azıcık yorgunluğun verdiği etkiyle attım kendimi duşa.
Sıcak suya teslim oldum,
Direnmek de istemiyordum.
Lifimi sabunladım,
Vücuduma sürttüm.
Bastıra bastıra sürtüyordum,
acılarımı çıkarırcasına…
Her bastırdığımda, acılarım da çıkacakmısş gibi düşünüyordum.
Sanki köpük gördükçe,
acılarım daha da gün yüzüne çıkıyormuş gibi hissediyordum.
Durmadım, daha da bastırdım.
Sonra sıcak suyu döktüm,
basşımdan aşağı…
Sıcak ve çok sıcaktı.
Köpükler yok gibiydi.
Vücudum o kadar yağlı ve kirliymiş ki,
Köpükler suyu görmeden yok oldu.
Bir kez daha lifi sabunladım,
bastıra bastıra sürttüm vücuduma…
Sonra sırtıma, yüklerin ağırlaştırdığı omuzlarıma, ayaklarıma…
Köpükler belirginleşmiş artıyordu.
Sanki köpükler arttıkça,
acılarım da birikiyordu.
Suyla birlikte,
tüm acılarımı kanalizasyona gönderecektim.
Sıcak su anca temizlerdi acılarımı diye düşünüyordum.
Sıcak su vücudumdan her süzüldüğü an,
tüm acılarım da yok oluyormuş gibi hissediyordum.
Oysaki değer miydi?
Değer miydi bir başkasının
yüklediği acıları, lifle sertçe ovalayıp, kendine zarar vermeye?
Değer miydi o an sıcacık suyun altında yanmaya?
Değmezdi!
Değmezdi hiçbir insan için acı çekmeye.
Değmezdi hiçbir insan için sert liflerin esiri olmaya!
Değmezdi hiçbir insan için,
ufak kirleri acı diye nitelemeye…
Değmezdi!”

image2

Acılarımızı başkaları üzerinden büyütmeye değmezdi elbette. Bu şiiri de Papatya ile yazdım, sonra telefonuma kaydettim. Akşamüzeri de kişisel defterime kaydedeceğim. Çünkü benim Bursa’ya gelmiş geleli sürekli defterlerime bir şeyler yazarım. Günlük misali… Ve şu an hâlihazırda 4’üncü defterimi yazıyorum. Sanıyorum ki gelecek nesiller için duygu ve düşüncelerimin biriktirdiği onlarca belki de yüzlerce defter bırakacağım.

Edebiyatla kalalım, edebi eserlerle yaşayalım…

Turgay Kılıç / 14.05.2020

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Aptal-Okumalar

En fazla 50 IQ'luk film, tiyatro, dizi vs okumaları...

Muhammed Cihad Ebrari

İnsan Barışla Yaşar

Gökhan Ateş

Gerçeğin arka kapısı

girift.org

tarih, edebiyat ve bilim

alihaydar erdem

Okumak, en Erdemli Olandır!

Sanatın Net'teki Adresi

Sanat dünyasına ait en net, en güncel haberler

BENİM SİNEMALARIM

Benim sinemalarım

Mrs Mücrim

Kendi penceremden insan manzaraları

Gezgindent

Utku'nun Seyahat Blogu

Degisendunya

Teknoloji alanında son gelişmeler

%d Bloggern gefällt das: