Werbeanzeigen
18.1 C
Hamburg
Montag, August 3, 2020
Start News AKP'nin kültür sanat politikası: Sansür, yasak, baskı (-3, -4, -5)

AKP’nin kültür sanat politikası: Sansür, yasak, baskı (-3, -4, -5)

sansür

AKP’nin kültür sanat politikası: Sansür, yasak, baskı -3

AKP 2003’ten bu yana özellikle Kürt ve muhalif sinemacıların birçok filmini yasaklarken Yeni Sinema Yasası’nda yaptığı değişikliklerle sınıflandırma ve değerlendirme kurullarında devlet ağırlığını artırarak sansürü devam ettirdi.

Siyah Bant’ın sanatsal ifade özgürlüğü önünde engel olarak saydığı yargı unsurlarından bir tanesi olan TMK ‘terör propagandası’ gerekçesi, sinema için de geçerli artık. 2012’deki KCK operasyonlarında yönetmen Müjde Mizgin Arslan ve görüntü yönetmeni Özay Şahin gözaltına alınıp daha sonra delil yetersizliğinden bırakıldı. İstanbul Film Festivali seçkisine yetiştirmeye çalıştıkları “Kayıp Mezar” filmi de ilk olarak soruşturma savcısı tarafından izlendi ve bu da basına yansıdı.

Özay Şahin, “propaganda-ajitasyon çalışmaları yürütmek, yardım yataklık” iddialarıyla 7 yılı aşkın süredir tutuksuz yargılanıyor. Ama 2017’de Bakûr’un yönetmeni Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ve belgesel yönetmeni Çayan Demirel’e Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “terör propagandası” gerekçesiyle dava açıldı. Bu yönetmenleri hakkında terör propagandasından dava açılmış ilk film oldu.

EKİNLERİN BOYU KISA, BOĞAZ GİRİŞİ GÖRÜNÜYOR

Aslında Türkiye sineması sansürü AKP ile tanımadı. 1932’de kurulan ve 1980’lerde farklı şekillerde devam eden Yeşilçam Sineması’nın ünlü Sansür Kurulu ülkede her zaman var oldu. Güler Emektar’ın 2003’te Bianet’e yazdığı „Sarı Günler ve Türk Sinemasında Sansür“ yazısında buna dair oldukça ilginç örnekler mevcut. Misal Yılmaz Güney bu listede politik birçok sebepten üst sıralarda yer alıyor. Ama bazı örnekler sansürün olağandışılığına işaret ediyor: “Memduh Ün’ün yönettiği “Mahallenin Sevgilisi”, siyasi iktidarın korunması gerekçesiyle sansüre uğrayan filmler arasında. Sansürlenme sebebi ise, filmin bir sahnesinde görülen dozerin “seyirci üzerinde dehşet duygusu yaratması. Filmde, devlete ait dozerin özel şahıslar tarafından kullanılması da bu sahnelerin kesilmesinin nedenlerinden biri.

Metin Erksan’ın ilk filmi şık Veysel’in Hayatı- Karanlık Dünya da Anadolu topraklarındaki ekinleri çok kısa boylu, cılız gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmıştı. Osman Seden imzalı “Kardeş Dursun” da ülkeyi korumak için sansürlenen filmlerden. Filmin bir sahnesi, Karadeniz’den boğaz girişi göründüğü için çıkarıldı. Gerekçe, düşman gemilerinin boğaz girişini filmde net bir şekilde görebilmeleriydi.”

Emektar’ın saydığı bu sansürler arasında Vedat Türkali ile Ertem Göreç imzalı Karanlıkta Uyananlar, Yılmaz Güney’in oynadığı Türkiye sinemasının en çok yasaklanan filmlerinden biri olarak tarihe geçen Ömer Lütfi Akad’ın Hudutların Kanunu ve yine Güney’in Umut filmi de bulunuyor. 2000’li yıllara geldiğimizde Büyük Adam Küçük Aşk, Güneşe Yolculuk, Işıklar Sönmesin gibi Kürt sorununu anlatan filmler ya doğrudan sansürlenmeye çalışıldı ya da vali, kaymakam eliyle sinema salonlarına baskı yapılması sonucu engellendiler.

KÜRT FİLMLERİ DEFALARCA YASAKLANDI

Şimdilerde çok tartışılan Eser İşletme Belgesi, aslında zaten bir sansür aracı olarak kullanılıyordu. Bunun yaygınlaşması festivallerde de zorunlu kılınmasıyla oldu. Resmi adıyla Kayıt Tescil Belgesi, 21 Temmuz 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun” ile yürürlüğe girdi. Kanunun 7. maddesine göre, yurt içinde veya yurt dışında üretilen filmlerin “ticari dolaşıma ve gösterime sunulmasından önce kayıt ve tescile esas teşkil edecek şekilde değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasının” yapılacağı ifade ediliyor.

Eser İşletme Belgesi 2011’de belgeselini ticari gösterime sokmaya çalışan yönetmen Aydın Orak’ın Bir Başkaldırı Destanı: Berivan filmine engel olarak karşımıza çıktı. Orak’a bu belge ‘PKK propagandası yaptığı’ gerekçesiyle verilmedi. Film daha sonra 30’uncu İstanbul Film Festivali’ne katıldı, Cannes’a giderken ise bakanlık, bu film ülkeyi temsil edemez dedi. Çeşitli valilikler tarafından yasaklandı hatta sinema salonuna baskın düzenlendi. Aslında 2003’ten 2014’teki Bakûr yasağına gelene kadar birçok Kürt filmi sansüre uğradı: Aydın Orak’ın Başkaldırı Destanı: Berivan yasaklandı, Ravin Asaf’ın Sarı Günler filmi içindeki cümle değiştirilerek izin alabildi, Yüksel Yavuz’un Yakın Plan Kürtler filmi izin alamadı.

Murat Uygur, Mehmet Ali Gündoğdu’nun çektiği Adressiz Sorgular da kamu düzeni ve anayasadaki diğer ilkelere uymayan, insan onuru ile bağdaşmayan sahnelerinden dolayı yasaklan filmler arasında yer aldı. Daha sonra yönetmenler Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıkları dava sonucunda, Adressiz Sorgular (2006) filmi için 2007 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapılan tescil ve kayıt başvurusunun reddedilmesini ifade özgürlüğüne aykırı bulundu ve daha önce kabul edilmeyen davanın yeniden açılmasını istendi.

FESTİVALE İLK SANSÜR ANTALYA’DAN

2015’teki 34. İstanbul Film Festivali kapsamında ilk gösterimini yapacak olan Bakûr, Kültür Bakanlığı’nın kayıt-tescil ve eser işletme belgeleri olmayan yerli filmlerin festivalde gösterilemeyeceğini bildirmesi üzerine, festival yönetimi tarafından iptal edildi. Olay üzerine 22 film festivalden çekildiğini açıkladı. Sansüre Karşı Sinemacılar adı altında bu dönem sansüre karşı eylemler düzenlendi. Yönetmenler içinse 2 yıl aradan sonra dava açıldı ve 4 yılın üstünde ceza aldılar. Çayan Demirel yüzde 90 engelli belgesi olduğu için yapılan itiraz duruşması ise ertelendi.

Bakûr festivallerdeki sansür dalgasının ikincisiydi. İlki 2014’teki 51’inci Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde Gezi Parkı eylemlerini anlatan yönetmen Reyan Tuvi ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeselinin yarışmadan çıkarılmasıydı. Tartışma büyüdü festival protesto edildi. Bunun üzerine önce En İyi Belgesel kategorisi sonraki yıllarda da Ulusal Film Yarışması Antalya Film Festivali’nden tamamen çıkarıldı.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin AKP’den CHP’ye geçmesi ile Ulusal Yarışma geri gelse de sansürle yüzleşmeye dair büyük adımlar atılmadı festival tarafından. Eser işletme ve kayıt tescil belgeleri sinemacılar tarafından uzun süre iktidarın sansür ve baskı mekanizması olarak ele alındı. 16’ncı İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin programında yer alan Haluk Bilginer’in Büyük Türkiye Cumhuriyeti’nin 47’nci başkanını canlandırdığı Son Şinitzel isimli film de yine eser işletme belgesi alamadığı gerekçesiyle gösterilemedi.

YAŞ SINIRLAMASI VE OTOSANSÜR

AKP’nin sinema üzerindeki görünür baskısı bu şekilde hayata geçti. Ama hedefte kurmacadan çok belgesel filmler yer aldı. AKP, hayatın hiçbir alanından bilginin toplanmasını istemedi. Birçok belgesel yönetmeni yargılanmaya başladı. Tabii kurmaca özellikle Kürt sineması söz konusu olduğunda yine sansürden geçti. 2017’de İstanbul Film Festivali’nde prömiyerini yapacak olan Yönetmen Kazım Öz’ün Zer filmi, Kültür Bakanlığı tarafından sansürlendi. Öz de sansürlenen sahnelerde perdeyi karartarak bu durumu protesto etti.

Öte yandan kurmaca filmler de yaş sınırlaması ile başka bir baskının altına alındı. İlk tartışma yaratan uygulama Onur Ünlü’nün neredeyse hiç şiddet sahnesinin yer almadı filmi İtirazım Var’ın +18 ile gösterime girmesiyle oldu. Ünlü bu karara itiraz edince sınırlama +15’e çekildi. Sansür kadar oto sansür de bu dönem ortaya çıktı. Yeşim Ustaoğlu’nun filmi Tereddüt, +18 sınıflandırması almamak için yönetmeni tarafından sansürlenerek gösterime sokuldu.

YENİ SİNEMA YASASI

2019 yılında Türkiye sinemada en çok tartışılan şeylerden bir tanesi de Yeni Sinema Yasası oldu. Sinema filmlerinin değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve desteklenmesini düzenleyen kanundaki değişiklikler 1 Temmuz 2019 itibarıyla yürürlüğe girdi. Yasaya destek, birçok yerli sinema üreticisinin Mars grubun bilet+ promosyon tartışmasıyla arttı. Düzenlemede tam da bilet+ promosyon tartışmasının istediği madde yapıldı: “Sinema salon işletmecileri, sinema filmi bileti ile başka bir ürünün satışını aynı anda yapamaz.” Hükümet böylelikle yasaya destek buldu.

Bir diğer maddede ise değerlendirme ve sınıflandırmaya dair şu değişikliğe gidildi: “Değerlendirme ve sınıflandırması yapılmamış olan sinema filmleri; festival, özel gösterim ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerde ancak 18+ yaş işareti ile gösterilir. Daha önce bakanlıkça değerlendirme ve sınıflandırması yapılan filmler, ilgili etkinliklerde aldıkları işaret ve ibarelere uygun olarak gösterilir. Söz konusu etkinliklerde gösterimi yapılacak olan filmlerin taşımaları gereken işaret ve ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim alanında kullanılması zorunludur.”

Yani hükümet kayıt tescil ve sınıflandırılma sürecindeki devletin ağırlığını, kurulları koruduğunu gösterdi. Sınıflandırmada yaş kategorileri artırılsa da değerlendirme kurullarının bir filmin ticari gösterimine engel olma, yani filmi sansürleme yetkisi aynı şekilde devam ediyor: “Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticari dolaşıma veya gösterime sunulmasından önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılır. Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz.”

SİNEMACILAR YARGILANIYOR, FİLMLER YASAKLANIYOR

Yine yakın dönem sinemada sansür ve baskı devam etti. SUSMA 24’ün yakın zamanda yapılan bu ihlallere karşı derlediklerinden bazıları şunlar:

Sur’da 2 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının 2. yıl dönümü kapsamında Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşması planlanan Sûr: Ax û Welat isimli belgeselin gösterimi engellendi.

7. Uluslararası Malatya Film Festivali, Malatya Valiliği tarafından OHAL kapsamında iptal edildi.

Batman Yılmaz Güney Sinema Salonu nedeni anlaşılamayan bir yangından dolayı kullanılamaz hale geldi.

Ankara’da ilk kez düzenlenecek olan Alman LGBTİ Film Günleri “birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar” nedeniyle yasaklandı.

Ankara Valiliği, LGBTT ve LGBTİ örgütlerin sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi gibi etkinliklerinin 18 Kasım’dan itibaren süresiz olarak yasaklandığını duyurdu. ODTÜ’de 3. Yurt kantininde Pride (Onur) adlı film gösterimi yapıldığı sırada, okul yönetimi kantinin elektriğini kesti.

Susma Platformu’nun Kazım Öz’ün filmi Zer’i 24 Kasım’da saat 20.30’da Cinevan sinema salonunda gerçekleşecek olan film gösterimi ve yönetmen Kazım Öz’le söyleşi etkinliği Van Valiliği tarafından son anda izin verilmemesi nedeniyle iptal edildi.

İstanbul Film Festivali’nin onur konuklarından oyuncu Ian McKellen’ın açılış törenindeki konuşmasında sarf ettiği “açık bir eşcinsel olarak” sözleri Türkçeye çevrilmedi.

Altyazı Fasikül’ün sinemacıların yargılandığı listesindeki bazı davalar ise hala devam ediyor:

Belgeselci Veysi Altay Yeni Yaşam (Nûjîn, 2015) belgeselinin gösterimi gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

6 Ekim 2018’de sosyal medya paylaşımları sebebiyle evi basılıp 20 yıllık arşivine el konulan video-eylemci Oktay İnce’ye “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması 19 Haziran 2020’ye ertelendi. İnce arşivini almak için defalarca eylem yaptı fakat sonuç alamadı.

Roza – İki Nehrin Ülkesi (2016) belgeselinin yönetmeni Kutbettin Cebe’nin, söz konusu film vasıtasıyla “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlandığı için yargılanıyor.

Fotoğraf (2001), Bahoz (Fırtına, 2008) ve Zer (2017) filmlerinin yönetmeni Kazım Öz, hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla açılan davadan yargılanıyor.

Tiyatro oyuncusu ve yönetmen Ersin Umut Güler, 2014-2017 yılları arasındaki sosyal medya paylaşımları delil gösterilerek açılan davada “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan 1 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açılan ve 2 yıl 6 aylık hapis cezası alan tiyatro oyuncusu Cenk Dost Verdi, denetimli serbestlik şartıyla serbest bırakıldı. Ağır Abi (2011) sinema filminde de rol alan Verdi 11 ay cezaevinde yatmış oldu.

Benim Varoş Hikayem (2016) filmiyle ilgili Ceyhan 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava Nisan 2019’da sonuçlandı. “Suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla açılan davada filmin yönetmeni Yunus Ozan Korkut ve filmde rol alan beş oyuncu hakkında beraat kararı verildi.

AKP’nin kültür-sanat politikası: Sansür, yasak, baskı-4

Tiyatro kavgası AKM ile başlayan AKP, birçok muhalif tiyatrocuyu hedefe koydu, kayyumlarla şehir tiyatrolarını kapattı son olarak Devlet Tiyatroları’nın tüzel kişiliğini lağvetti.

AKP döneminde tiyatrolara uygulanan baskı bu defa yargının belirlediği çerçevelerden ziyade ağırlıklı olarak, hükümete muhalif olma kıstasıyla engellere maruz kaldı. Özellikle DBP’li belediyelerdeki şehir tiyatroları kayyum gaspıyla bir bir kapatılırken İstanbul’daki Şehir Tiyatroları’nda ise birçok tiyatrocunun işine KHK ile son verildi.

Türkiye’de sansür her dönem var olan bir uygulama olmaya tiyatroda da devam etti. AKP’nin tiyatroyla ilk kavgası ise AKM ve Muhsin Ertuğrul sahnesinin kapatılmasıyla başladı. AKM’nin uzun süre tadilat nedeniyle kapatılacağı söylendi. Bu haber birçok tepkiye neden oldu. Nitekim AKM uzun yıllar kapalı kaldı, üzerine bir sürü tartışma dönse de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’nın AKM’nin hemen yan tarafındaki Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine Topçu Kışlası yapılacağını söylemesi, Türkiye’de batı illerine yayılan büyük bir ayaklanmayı beraberinde getirdi.

2013’teki Gezi Parkı Direnişi sonrasında da AKM bir süre daha harabe şeklinde ayakta kalsa da Erdoğan’ın inat etti. 2008’de kapatılacağı açıklanan AKM, 2018 Mayıs ayında tamamen yıkıldı. Bu inat AKP’nin hem eski sistemi yıkmak, hem de politik varlığını da üstüne kurduğu ‘inşaat’ın gereği bir simgeye dönüştü. Zira hükümet AKM yıkılırken Taksim Meydanı’nda tam karşısına Cami inşasına başlamıştı bile.

‚OTOKONTROLÜ ÖĞRETECEĞİM‘

AKP’nin diğer hedefi Şehir Tiyatroları oldu. Muhalif sesler buralardan ihraç edildi, çoğunun faaliyetleri durduruldu ama sürece gelmeden önce ‘sivrilenler’ yontulmaya çalışıldı. Şehir Tiyatroları’na dair tartışmaların en ses getirenlerinden biri 2012’de İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki yönetim değişikliği ile oldu.

Genel Sanat Yönetmeni olarak atanan Erhan Yazıcıoğlu’nun “Sivri çocuklarımın uçlarını törpüleyeceğim. Otokontrolü öğreteceğim. Bazıları politik konularda çığırından çıkınca otokontrolünü kaybediyor” açıklaması gelecek olan sansür-otosansürün ayak sesleri oldu.

KÜLTÜRÜ İNŞA EDEMEDİ AMA SANSÜR ONLARIN İŞİYDİ

2013’teki Gezi Parkı ayaklanmasında birçok tiyatrocunun eylemlere katılması ve ön saflarda olması ileride özel kanallardaki işlerini etkileyecekti. AKP ilk sansür dalgasını böyle yönetti. Hatta tiyatrocu Mehmet Ali Alabora bizzat Gezi provokatörü olarak hedef gösterildi ve oyuncu yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Alabora bir daha ülkeye dönemedi. Levent Üzümcü ise yaptığı konuşma, basına verdiği demeçler ve bu demeçlerde belirttiği görüşleri gerekçe gösterilerek ihraç ve memuriyetinin feshi istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmiş daha sonra ise ihraç edilmişti. AKP, 2013 sonrası PKK ile yapılan çözüm sürecinin de bitmesiyle birlikte estirdiği ‚demokrasi‘ rüzgarının yönünü değiştirdi.

7 Haziran’da AKP’nin büyük bir darbe alması ve sonrasında ülkenin tek adam rejimine doğru evrilmesiyle anti-demokratik uygulamalar artık daha açıktan yapılmaya başladı. AKP, 18 yıllık yeni sistem inşasında kültür sanatı ‘millilik, örf ve adetler’ gibi kavramlar üzerine kurmaya çalıştı. Erdoğan dönem dönem ‘kültür-sanatta’ başarılı olamadıklarını itiraf etse de sansür onların işiydi.

TİYATRODA DA TEK ADAM

AKP Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişte hemen hemen her yerde yaptığı gibi tiyatroda da tüm yetkiyi tek adama bağladı. Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi’nin bağlı olduğu Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tüzel kişiliğini lağvetti. 703 Sayılı KHK ile “Devlet Tiyatroları bir genel müdür tarafından yönetilir” maddesi kaldırılırken; daha önce tüzük ya da Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen yönetim ve ödenek ile ilgili kararlar Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Ayrıca kanunda yer alan “Tiyatronun iç ve yönetim işleri bir tüzükle belirtilir” ifadesi, “Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir” olarak değiştirildi.

Aynı düzenlemede “Devlet Tiyatroları Genel Müdürüne en yüksek sanatkar memur ücretine ilave olarak Bakanlar Kurulunca tayin edilecek miktarda idare ve temsil ödeneği verilir” ifadesi, “Cumhurbaşkanınca tayin edilecek miktarda idare ve temsil ödeneği verilir” şeklinde değiştirildi. Bu kamuoyuna Devlet Tiyatroları kapatıldı olarak yansıdı. AKP bunu yalanlasa da tüm yetki tek adama devredildi.

EN ÇOK KAPATMA VE ENGEL OHAL’DE OLDU

Devlet Tiyatroları’nın tüzel kişiliğinin lağvedilmesine giden süreç, 15 Temmuz darbe girişiminden sonrası OHAL ile başladı. Bu dönem tiyatroları kapatmak, tiyatrocuları işten atmak için kayyum ve ‘terör’ kılıfı kullanılmaya başladı: OHAL’den bu yana kayda geçen birçok yasaklama, kapatma ve engelleme oldu. Siyah Bant, SUSMA 24 ve basında çıkan OHAL süresince yaşanan olayların bazıları şöyle:

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, 17 oyuncu, 1 koreograf, 1 müzisyen, 1 dramaturg olmak üzere 20 sözleşmeli tiyatrocunun işine 1 Ağustos 2016 tarihinde son verildi. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda işten atılan 20 sanatçıdan 11′i işlerine iade edildi.

Tiyatro sanatçısı Genco Erkal’ın tiyatro topluluğu “Dostlar Tiyatrosu”nun İstanbul Kadıköy Lisesi’nde Ağustos ayı boyunca sahnelenmesi planlanan “Güneşin sofrasında Nazım ile Brecht” adlı oyununun gösterimleri yasaklandı.

Amed Büyükşehir Belediyesi gaspçısı, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nın (DBŞT) yönetmeliğini değiştirdikten sonra 31 DBŞT sanatçısının sözleşmesini feshetti ve tiyatroyu filli olarak kapattı.

Tiyatro sanatçısı Levent Üzümcü’nün Anlatılan Senin Hikayendir adlı oyunu Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğü’nce iptal edildi.

Batman Belediyesi’ne bağlı Batman Şehir Tiyatrosu Müdürlüğü, belediyeye atanan kayyım tarafından kapatıldı. Batman Şehir Tiyatrosu’nun 8 oyuncusu ve 3 çalışanı bulunuyordu. 3 yılda 15′ten fazla oyun sahneleyen tiyatro ekibinin oyunların çoğunluğu çocuklara yönelikti. Kentte son 6 yıldır tiyatro festivali düzenleniyordu. Tiyatro kapatılmasaydı yeni dönemde Moliere’nin Tartufe, Kurşun Askerin Utancı ve Melayê Cizîrî’nin hayatını anlatan oyunlar sahnelenecekti. Kayyım, Kültür Müdürlüğü bünyesindeki 5 tiyatro sanatçısını Zabıta Müdürlüğü’ne verdi. Tiyatro sanatçılarının tüm itirazlarına rağmen karar değişmedi.

TİYATROCULARA HAPİS CEZALARI VERİLDİ

Muzaffer İzgü’nün Üç Kuruşluk Diktatör oyununu sahneleyen Ankara Birlik Tiyatrosu’na soruşturma açıldı.

Van Devlet Tiyatrosu, Nupelda Tiyatro Topluluğu’nun sahneyi kullanmak için hazırladığı başvuru dilekçesini önce Mala Dinan oyunu hakkında soruşturma olduğu gerekçesiyle kabul etmedi, ardından dilekçenin geç verildiğini öne sürerek salon vermedi.

21. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında III. Richard’ı sahneleyecek Schaubühne Berlin, etkinlikten çekildi. Topluluk, Türkiye’deki keyfi ve tutarsız tutuklamaları gerekçe göstererek güvenliklerinden endişe duyduklarını dile getirdi.

Yenikapı Tiyatrosu oyuncularından Nazlı Masatçı rol aldığı oyunla “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı ve yaklaşık beş ay cezaevinde kaldıktan sonra denetimli serbestlikle özgürlüğüne kavuştu.

Ersin Umut Güler 2016 yılında yaptığı sosyal medya paylaşımları aracılığıyla “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Orhan Aydın’a “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 11 ay 20 gün hapis cezası verildi.

Bilgi Üniversitesi Kültür ve Düşünce Kulübü’nün düzenlediği Dünden Bugüne Kürtçe Tiyatro başlıklı konferansına Bilgi Üniversitesi izin vermedi. Etkinlik, Boğaziçi Üniversitesi tarafından sahiplenildi.

AKP’nin kültür, sanat politikası: Sansür, yasak, baskı-5

AKP, kültür sanat inşasını muhafazakar bir ideolojiye oturtsa da, 12 Eylül’den aldığı milli güvenlik ve tehdit kavramlarını kültürel izlemede kendisine temel yaptı.

AKP dönemi kültür sanatın tüm alanlarında farklı sansür ve engellemeler açısından temel dinamik olarak iki nokta var: Yeni bir kültür yaratım süreci ve muhalif olanların tehdit olarak kodlanması. 2003 yılında 59. hükümeti kuran AKP, Meclise sunduğu programda ve Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında bu yeni kültürün muhafazakar olacağının altını şöyle çizdi: „AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakar siyaset çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır.

Yeni Muhafazakar Demokrat çizginin, muhafazakarlığın genlerine ve tarih kodlarına uygun şekilde, ama siyaset yaptığımız coğrafyanın toplumsal ve kültürel geleneklerine yaslanarak ortaya konması, Türk siyasetine yeni bir soluk getirecektir.“ Erdoğan’ın 2003’te sunduğu muhafazakar demokrat siyaset çizgisinden geriye kalan ise muhafazakarlık oldu.

MİLLİ GÜVENLİK VE KÜLTÜR

Ancak AKP’nin kültür politikalarını sadece muhafazakar olarak tanımlamak eksik olur. AKP eski güvenlikçi kodlara bağlı ve piyasacı yaklaşımı çerçevesinde kurdu siyasi ideolojisi ve uygulamalarını. “Marka Takva Tuğra- AKP Dönemi Kültür Politika” kitabında Aydın Çubukçu kaleme aldığı “AKP’nin Kültür Politikası” adlı makalede, AKP öncesi döneme bakarken: „Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin görev ve yetkilerinin tanımlayan 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda kapsamı belirlenen Milli Güvenlik kavramı, devletin diğer alanlardaki politikaları gibi kültüre ilişkin alanın da temelini oluşturmuştur.

Devletin anayasal düzenin milli varlığının, bütünlüğünün, milletler arası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve akdi hukukunun her türlü dış ve iç tehdide karşı korunması ve kollanması. Milli Güvenlik kavramı “düzen, bütünlük, menfaat ve tehdit” kavramlarıyla yakından bağlantılı kılınmışken görev ve yetkilerin de koruma ve kollama deyimleri ile tanımlanması, sonuçta her resmi etkinlik gibi kültürün de TSK İç Hizmet Tüzüğü’nün malum maddelerine bağlamış olmaktadır.

Kısaca moda deyimle askeri vesayeti. Milli Güvenlik Politikası 12 Eylül’le birlikte geniş ölçekli bir toplumsal proje halini almıştır. Bu bağlamda kültürün de Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu ile Milli Güvenlik Politikasının Esasları içinde değerlendirilmesi, belki de 12 Eylül’den sonra egemen olan kültürel atmosferlerin anlaşılmasının anahtarını oluşturmaktadır“ diyor.

SANAT ÜRETİMİ DEVAM EDİYOR

Tüm bu politikalar çerçevesinde şekillenen kültür sanat takibi tüm dosya boyunca ifade ettiğimiz ‘terör, tehdit, muhafazakar yapıya aykırılık, müstehcenlik, ahlak’ kalıpları çerçevesinde ele alındı. Dosya boyunca AKP’nin kültüre yönelik engellemelerini saysak da örneğin Amed Şehir Tiyatrosu kayyuma rağmen yeniden kuruldu. Grup Yorum tüm baskılara direndi. Devletin vergilerle ezdiği özel tiyatroların bir kısmı ortak platform oluşturdu.

Kültür Bakanlığı’ndan destek alamayan filmler uluslararası festivallerde başarı kazandı, birçok oyun ve film seyirci ile buluştu. Covid-19 salgını nedeniyle birçok sanatçı eserini online olarak ücretsiz izlemeye açtı. AKP tüm engellemelere rağmen üretim koşullarını zorlaştırsa da tamamen bunun önüne geçemedi. Erdoğan tüm çabalarına rağmen istedikleri kültür sanat üretimini ve hayatını gerçekleştiremediklerini bazı konuşmalarında itiraf etti.

BAZEN VALİ, BAZEN BİR GRUP KİŞİ

AKP 18 yılda müzik, sinema, kitap birçok alanda olduğu gibi resim, heykel alanına da sansür uygulamaya çalıştı. Bu bazen bizzat mülki amirler tarafından yapıldı, bazen de ‘bir grup vatandaş’ ile.

SUSMA 24 ile Siyah Bant’ın kaydını tuttuğu resim, heykel ve güzel sanatlara dair engellemelerin bazıları şöyle:

Contemporary İstanbul ilk gününde kendilerini milliyetçi muhafazakar olarak nitelendiren bir grubun baskınına uğradı. Milli Görüş Vakfı’ndan geldiklerini söyleyen 20 kişilik grup, Isabel Croxatto Galerisi’nde sergilenen Ali Elmacı’ya ait heykele müdahale etti. Tekbir getiren grup, Sultan Abdülhamit desenli, mayo giydirilmiş heykelin kaldırılmasını istedi. Heykel önce geçici olarak kaldırıldı, daha sonra ise sanatçı eserini fuardan çekti.

TÜYAP Sanat Fuarı’nda, Rahmi Öğdül’ün küratörlüğünü yapmış olduğu “Sizi Çok Formsuz Gördüm” sergisinde gösterilmekte olan Özgür Korkmazgil imzalı bir resme, polis müdahalesi sonucunda sansür uygulandı. Korkmazgil bunun üzerine sergilenen bütün eserlerini fuardan çekti.

12. Contemporary İstanbul sanat fuarında, İranlı kadın sanatçı Niloufer Banisadr’ın başörtülü ve sırt/karın bölgeleri açık görselleri ile Atatürk fotoğraflarını yan yana kullandığı eseri ‘provokatif ögeler barındırdığı’ gerekçesiyle fuar yönetimi tarafından sergiden kaldırıldı.

Ordu’nun Altınordu ilçesindeki Taşbaşı Kültür Merkezi’nin bahçesinde yer alan ve daha önce iki kez tahrip edilen üç kadın heykelinin bu kez de ayakları kırıldı.

Bursa’nın Nilüfer ilçesinde Vietnamlı sanatçı Van Hoang Huynh’un imzasını taşıyan Özgür Olmak adlı heykele üçüncü kez saldırıldı. Daha önce boyalarla tahrip edilen heykelin kafası koparıldı.

2014’te Meclis’e bağlı Mustafa Necati Kültür Merkezi, ilginç bir sansüre sahne oldu. Ressam Gülizar Kılıç’ın izlenimsel tarzda, kalın fırça darbeleri ile yaptığı yağlı boya tablolarını sergilediği “Yüzleşme” adlı sergisinde, PKK krizi yaşandı.

2014’te Beyoğlu Belediyesi’ne bağlı Beyoğlu Sanat Galerisi’nde dün açılması planlanan “Nostalji 2014” karma sergisinde yer alacak olan Nursel Sökmen Bayram’ın “Maraş Katliamı” isimli tablosunun sergiden kaldırılmak istendiği iddia edildi.

2016’da 24 Eylül-6 Kasım arasında düzenlenmesi planlanan 5. Uluslararası Çanakkale Bienali iptal edildi. 5 yıldır Çanakkale Bienali’nin genel sanat yönetmenliğini yürüten sanat eleştirmeni ve kuratör Beral Madra, AKP Grup Başkanvekili ve Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın kendisini hedef göstermesi sonucunda görevinden istifa etti.

Emine Ceylan’ın Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde açılan Elem Çiçekleri fotoğraf, resim ve enstalasyondan oluşan sergisinin afişi beyaz bir kartonla kapatıldı. Kimin kapattığı bilinmiyor. Yeni Akit’te “Tophane’de ahlaksız sergi” başlığıyla bir haber çıkmış ve sergi hedef gösterilmişti.

Karikatürist Mehmet Düzenli, Adnan Oktar hakkındaki çizimlerinden dolayı 3 ay 3 günlük hapis cezasını çekmek için Alanya Cezaevi’ne teslim oldu. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) kararı kınadı.

Edirne İslam Gençliği isimli bir grup Bulgar heykeltıraşa ait Özgür Kadın Heykeli’ni sapkın ve ahlaksız ilan ederek kaldırılmasını talep etti.

Roni Aram

ANF

Werbeanzeigen

- Advertisment -

Most Popular

Türkiye, Avrupa otomotiv pazarında 6. sıraya yükseldi

Türkiye, bu yılın ilk yarısında 2019'un aynı dönemine göre yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde Avrupa'da otomotiv satışlarını artıran tek ülke olurken, en fazla...

Blitzstart und Premierensieg: Edgar feiert perfekten Saisonauftakt

Engländer gelingt Auftaktsieg auf dem Lausitzring Dürksen und Seppänen komplettieren das Podium ADAC Stiftung Sport-Förderpilot Tramnitz bester Rookie Doppelter Traumstart für Jonny Edgar: Der 16-Jährige vom Team...

Yeni normalde de bayram alışverişini internetten yaptık

Bayram öncesi alışverişini pandeminin de etkisiyle artan oranlarda internete taşıyan tüketiciler, derin dondurucu, kıyma makinesi, buzdolabının yanı sıra, çikolata, kahve buzdolabı poşeti gibi...

Covid-19: Wie­der­auf­nah­me des Spiel­be­triebs bei Stage En­ter­tain­ment, so­bald be­hörd­li­che Ge­neh­mi­gun­gen vor­lie­gen

Seit dem 13. März 2020 können aufgrund behördlicher Vorgaben im Zuge der Corona-Pandemie keine Musicals und Shows in den Theatern von Stage Deutschland mehr...
%d Bloggern gefällt das: