13.4 C
Hamburg
Mittwoch, September 30, 2020
Start Gesundheit Ali Şeker: KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ (2)

Ali Şeker: KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ (2)

esitlik

Bugünlerde hemen herkes metafizik, “ müzik – duygu – inanç “ yanına sarılmaya başladı. Somut maddeci yanımız olan, ayak bastığımız yaşam alanları ise belirsizliğe terk edilmiş. “

“ Dünyayı tedirgin eden her türlü değişime rağmen… Ne olursa olsun, umuda hep yer vardı. Bahar, solgun bir yüzün hüznünü yırtıyordu. Kendi bilindik – değişmeyen renkleriyle birlikte… Sokağın sessizliğine alışılmış sesimi, gidip toparlayamıyorum sokaklardan. Peşim sıra gelen karanlık gölgem düzenini sürdürüyor. Ne olur, sesime ses ol!.. Bu suskun kent!.. İnsanlığın bir parçası olduğumuza göre, hoş – nahoş olaylar karşısında iyilik ya da kötülük hissine kapılmamız gereken bir doğallıktan başka bir şey değildi. Alışık olmadığımız somut koşullar hengâmesi içerisinde, korkularımız ve umudun yan yana yürümesi olası bir dirime tutunmak çabasıydı. “

Türkiye ‘ deki koronavirüs günlüğüne denk gelen tarih 11. 03. 2020 ‘ dir. O günden bu güne değin, bu küresel salgının, bütün yükü çalışan emekçi ve yoksul insan katmanlarına yüklenen bir süreç, “ bekle de gör “ algoritması üzerine inşa edilen toplumsal sorumluluktan kaçınan bir politikanın çok geniş alana sirayet etmiş bir tezahürüdür. Çok uzun zaman oldu, Türkiye ‘ de yayımlanan hiçbir yazılı ve görsel basını okuyup takip etmediğimi çok açık bir yüreklilikle ifade etmek istiyorum. Özellikle özgür basın ve medya yayın organlarının kapatılmasıyla birlikte, yurt dışında yayın yapan özgün tv -site ve görsel basını gözlemlemeye çalışıyorum. Şu an ki iktidar yaşamın her alanında yaşanan her tür olayı ters yüz eden politikalarının hiçbir zaman güven vermediğini biliyoruz. Dolayısıyla bu küresel salgın karşısında bütün sorumluluğu bireye yükleyen politikalarının bir sonucu olarak, açık bir dille sorumluluktan kaçınma ve topluma söylemek istediği şudur, “ ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. “ algoritmasını bu salgının yol haritası olarak ülke insanın önüne koymuştur. Bırakınız da, en basitinde CHP ‘ e belediyelerinin almış olduğu toplumsal dayanışma pratiğini, bir nebzede olsa sosyal belediyecilik yapmasına bile tahammül etmeyen bir faşist AKP ‘ e iktidarıyla karşı karşıya kalan toplumsal gerçekliğimiz var üstüne üstelik. Tabii ki burada siyaseten tasfiye edilen Kürt Demokratik Hareketi ve sosyalist alanının tamamen sessizliğe gömüldüğü ve işlevsizleştirildiği bir yanıyla da dışında kaldığı bir handikapla yüz yüze kalmış olmasıdır. Kürdistan ‘ da bu salgınla birlikte ne olup bittiğini açıkçası hiç birimiz bilmiyoruz. Mülkü amirlerin insafına terk edilen toplumsal bir realitenin hesap verebilirlik mekanizmasının hiçbir zaman çalıştırılmadığı, Kürt illeri kendi kaderine terk edilmiş bir durumla imtihanı devam ediyor. Tutuklu ve mahkûmlar arasında korona günlerinde salgının nasıl bir grafikle sonuçlandığını bilen hiç kimse yok. İnfaz yasında eşitlik ilkesinin ayaklar altına alındığının, çok iyi bilenlerin başında demokratik kesimler geliyor. Çok cılızda olsa yine bu yasaya karşı azımsanmayacak birkaç kurum ve sendikanın sesini yükselttiği biliniyor. Yine gerçek muhalefet dışında kalan partilerin kem kum ‘ leriyle bu infazda eşitlik ilkesi iktidarın istediği şekilde kendi “ parmak çoğunluğu “ parlamentosunda geçmiş oldu. Bütün bu olan ve bitenden sonra bu sürecin şeffaf bir şekilde yürütüldüğüne dair bizimde cevabını istediğimiz toplumsal kuşkularımız var. Biraz daha ileriye giderek var olan yönetime soru sorabiliriz, “ Cezaevlerinde “ ve askeriye arasında koronavirüsün nasıl seyir gösterdiğine dair hiçbir veri henüz topluma sunulmamış olması bile bu sürecin şeffaflığına bir gölge düşürüyor. Daha düne kadar yerinde yönetim politikalarını savunan HDP ‘ e ye karşı topyekûn bir sindirme ve mahpuslukla terbiye etmek, politikalarının başlatıldığını hepimiz biliyoruz. Bu küresel salgınla beraber yerel yönetim ve yerinde yönetimin ne kadar önemli bir pozisyona sahip olduğunun emarelerini – pratiği – dayanışmayı – var olanı paylaşmayı veya bölüşmeyi umarım önümüzdeki günlerde bu halk ya da yönetilenler daha iyi anlar.

“ Gelecek, bugünkü gibi olmayacaktı. “ Öngörülerimizin göremediği birçok karanlık nokta vardı. “

Diktayla yönetilen toplumsal kesimlerinde susturulduğu bir sürecin, küresel bir salgınla yüzleşirken halka ve emekçi yığınlara açlık ve sefaleti reva gören tekçi ve faşist yönetimin bu salgın karşısında da kitleleri ve toplumu ayrıştıran politikalarına devam etmesiydi. Daha önceki yazılarımda eğer başka bir yere taşınırsam duygusuna cevap olacak cümleler ön görerek kaleme aldığım yazılarım olmuştu. En az on iki metre yüksekliğe denk gelen bir binanın zemin katı dâhil dördüncü katında oturmak ve sadece öğleden sonraları güneşin küçük bir balkon diyemeyeceğimiz bir pencereden yüzünü göstermesi, kent kültürünün insanları bir karış topraktan kopardığı, isteyerek insanın kendini her şeyden izole etmesinin bir örneğiydi dersek yeridir. Güneşin batışıyla birlikte insanın içindeki umudunda bir nevi batmasıydı bu koronavirüs günlerinde. İçimizdeki insani duygu ve düşünce kırıntılarının güneşin karanlığa el vermesiyle birlikte, kuşgiller sınıfından bir kuşun herhangi bir yüksekliğe tünemesi, kendi özgürlük alanını kendisinin isteyerek belirlemesiydi. Ama biz insanların bu yükseklikte uçmak olasılığı olmadığına göre, asansör gibi mekanik bir taşınma mekanizmasına binerek aşağıya inmek şansı – da şimdilik elimizden alınmış olmasıydı. Geldiğim ilçede internet sağlayıcıların alt yapısının olmaması da, bu yeni taşınma fikrini daha da çıkılmaz bir hal almasına yol açmasıydı. Çok olmasa da mürekkep yalama gibi bir alışkanlığımın olmadığını söyleyebilirim. Nede olsa bu zamane çocukların bir alışkanlığı da, biz orta yaşlardaki yazın insanına bulaşmıştı zaman içerisinde. Evet, mürekkep yalamışlığım olmasa da , “ bilgisayar “ tuşlarındaki harflere tek tek dokunarak tik tak sesleri eşliğinde meramımı anlatabiliyorum. Yeni eve taşınırken bu koronavirüs günlerinde, bilgisayar klavyemdeki iki hayati tuşun kırılması da bu yazma işinin üzerine tuz biber oldu. Her zaman okumak için elimin altında üç kitap bulundururum. Dünya yazarları arasında çok beğenerek okuduğum yazar, Paulo Cohelho ‘ nun “ Zahir “ kitabı ve ülkemiz yazarlarından yine kalemini çok beğendiğim, Selim İleri ‘ nin “ Kafes “ romanı. Tabi ki şiir kitabı olmazsa bu kitaplar arasında o zaman hicap duyarım. Turgut Uyar ‘ ın “ Büyük Saat “ kitabını dönüşümlü olarak okuyorum. Bu koronavirüs günlerinde şark kurnazlığı yapan iktidarın tatil günlerini yalnız kapsayan sokağa çıkma kararı almasının altındaki tek gerçek, bir fiil olarak her türlü toplumsal sorumluluktan kaçmasından başka bir cevabı yoktu bu soruların. Biz ulusal toplumların ve ülkemizin somut yaşadığı bir süreci bir bütün olarak yaşıyor olmamızdı, halklar olarak… Bu küresel salgının tek reçetesi sosyal bir düzenden geçmeyi bizlere öğütleyen bir virüsün varlığından haberdar olmamızdı. İnsan öldüren bu gelişmiş silahlara inat! Eşitlik – cinsiyet özgürlükçü bir pragdigma – özgürlük ve adaletin en az kuvvetler ayrılığı ilkesinin gözle görülebilir bir uygulamasının yürürlüğe girmesi anlamında mücadele etmek, mücadele etmek… Payımıza bugünlerde düşen bir görevdir. Ötesini yani “ sosyalizmi “ şimdilik düşünmekten ziyade, bu dikta sistemini gündemimizde çıkardığımızdan sonra düşünebiliriz…

Uzun ömür sürmüş insanın ömründe, ne kadar çok ölüm var. Hayatın akışından kopan bir insanı, diğer insanlar fark etmez bile…

Ali Şeker / 25.04.2020

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Şirket sahibi kadınlara network desteği

Mobil Oil Türk AŞ, dünyanın birçok ülkesindeki kadın iş sahiplerine, global ya da lokal büyük kurumların tedarik zincirine dahil olmaları için fırsatlar sunan WEConnect...

Schweizer Referendum: Präsidentin von der Leyen begrüßt klares Votum für Personenfreizügigkeit mit der EU

Kommissionspräsidentin Ursula von der Leyen hat die Entscheidung des Schweizer Volkes begrüßt, weiterhin Teil der Personenfreizügigkeit der Europäischen Union zu sein. Sonntag haben knapp...

BTSO, Bursa’nın en büyük 250 firmasını açıkladı

OYAK Renault'un 24,6 milyar liralık değerle ilk sırada yer aldığı listede ikinci TOFAŞ, üçüncü Bosch oldu Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) kent ekonomisine ışık...

EU-Staatsanwälte leisten Eid vor Europäischem Gerichtshof

Bei einer Zeremonie vor dem Europäischen Gerichtshof haben die Staatsanwältinnen und Staatsanwälte der neuen Europäischen Staatsanwaltschaft Montag ihren Eid abgeleistet. Die Europäische Staatsanwaltschaft wurde...