30.9 C
Hamburg
Mittwoch, August 12, 2020
Start Gesundheit Ali Şeker: KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ (1)

Ali Şeker: KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ (1)

günlük

Ne yazık ki, bu yaşadığımız süreç bir yanılgıdan ibaret değildi. Ancak, insansı bir sesi, bir çığlığı, insan olan birileri duyabilirdi. “ İnsan olmayı zorlayan duygular ve mutluluk dışında… Kolayca bölüşülen ne kaldı ki, elimizde biz insanoğlunun. Her krizi, her kaosu, her bir insani ihtiyacı kar hırsına çeviren kişi ve kurumların peydahlandığı zor zamanları yaşıyoruz, bu Koronavirüslü günlerde. Bu zaman zarfında bildiğim bir şey var, kaskatı kesilmiş duygu çoğalmalarım, bir yerlerden kanamaya ihtiyaç duyar. Güneş gören buz sarkıtların ağlaşmaları gibi damla damla eriyip taşmalıyım, su olup bir yerlere akasım gelir. Çağıldayan su sesi bu sessizliğe beklide bir melodi olur. Mesela ağlamak, en insani duygu kabarmasını ve gel gitlerini yaşamalıyım bu insani duyguyu bir daha yakalamak için… Biliyorum taş ‘ ta çok ser ve katıdır, ama altında onca canlı organizma nefes alıp veriyor. Eğer bir yerde her şeye rağmen ot bitiyorsa, orada yaşam belirtisi vardır. Ve orada her zaman bir canlılık, dolayısıyla da nefes alıp veren bir canlı yaşıyordur demektir…

Kapitalizm ‘ de insana değer vermek şöyle dursun, hiçbir mevsiminde çiçek açmaz. Belki de, bu toplu insan ölümleri, yeni komünal bir sistemi mümkün kılan, bir işaret fişeğiydi. İnsanın içindeki uyuyan gücün uyanabilmesi için. “

Kahredici bu sessizliği bir yerinden delmek istiyorum, ama ne çare! Dünyadan esinlendiğimiz ne bir müzik sesi ne de bir kahkaha sesi yükselmiyor, bu küçücük kasabada. Artık kıpkızıl kırmızı kanda yürümüyor benzi solmuş, güzel mi güzel alımlı kadın dudaklarına. Kısmi yasağın konduğu bu iki günlük karantina günlerinde, yeni mekânımız olan bu kasabada, el ele birlikte yürüdüğümüz caddelerde yok ki, birlikte çoğalalım sevgili… İnsanın bir salgından dolayı değil de, bir gereksinimden yola çıkarak yaşam alanı değişiyorsa, bu insanı daha çok yaralayan bir şeydir. Ucu açık bu evde kalmaların sosyal bir dayanışmaya bir türlü evirilmeyen keyfililiği de üzerimizdeki bu ölüm kefenini yırtmaya yetmediğini görmek insanı bir daha kahrediyor…

Bedenimde duygu karmaşasını yaşamalım, içimdeki bu dört mevsime nazire yapan en insani hallerimin üstüne Nisan yağmurları yağmalı… Bu çoklu sessizliğin hüküm sürdüğü hanelere ağlamalarım bir sesli çığlığa dönüşsün, yalnızlığın paylaşılmadığı bu çok katlı binalarda. İnsan vücudu da tıpkı mevsimlerinkine benzer dört halli bir akışla kış coşkusu ve bahar coşkusunu yaşamalı, yeşerip – sararmalar ve çözülme evrelerini yaşarken. Çok dingin güneşli bir havada bile yaprak kıpırdar, “ yaprak kıpırdamıyor “ deyimini alt üst eden, bir diğer yönüyle de “ yaprak “ ‘ lar her türlü hava koşullarında az veya çoklu bir şekilde her zaman kıpırdar. “ Apaçık çok ortada, ortak bir güneş üstümüze gülümsüyor. Ama bizler çok dar bir alanda aile bireylerimizin yani sevdiklerimizin özellikle kadın ve erkeğin uzun yıllara dayanan yüz görümlüğünü, beklide ilk defa bu kadar çok eksiltiyoruz. Bir anlamıyla da hem olumlu hem de olumsuz olarak, bazı insanlar üzerinde yan etkisi olabiliyor, bu istem dışı kendimizi eve kapatmaların. “ Aslında hiçte garip bir durum yok ortada. Her şeyi kendi ihtiyacına göre metalaştırıp tüketen bir insan gerçekliği ve kapitalist sistemin bir türlü başka bir komünal sisteme evirilmemesinin her şeyi öldüren 1789 “ ulus devlet “ olma anlayışı, kendini belli sınırlar içine hapseden paradigmasının devam etmesiydi, bu ucube sistemin.

Bendeniz kendimden bir örnekle bu koronavirüslü günlerde, beş adım genişliği on adım uzunluğu olan bir balkondan ziyade bir pencere, bir soluk borusu olan bir alanda, akşam güneşinin ancak batışını görebilme şansına sahip bireylerden sadece birisiydim. “ Güneş yoksulu pencerelerden başını sarkıtan çocuklar doğuruyordu, anneler… Yaşamın içinde, vazgeçilmemiz olan ne varsa, hep tekrarlanan bir yanlıştı. Yaşamayı isteksizce uzattığımız anlar yumağı. “ Her şeyi yok sayan biz insanların kendi özel kullanım alanı olan dört duvar arasında mahpusken bunu daha iyi anlıyor. Binlerce düşünce – fikir insanının iç ve diş hukuk kuralları hiçe sayılarak dört duvar arasına mahkûm edilmesinin onulmaz durumlarını çok daha iyi anlayabiliyoruz. Ve kendimizle duygudaşlık yaptığımız da içerideki “ mahpus “ binlerce düşünce insanın önünde saygı ile eğilmeyi bir insanlık ödevi ve borcu olduğunu addediyorum…

Biz insanların sessizlik üzerine kullandığı bir deyim olan, “ yaprak kımıldamıyor “ cümlesi bu küresel salgınla birlikte, insanların başka canlıların yaşam alanları dahil kendi yaşam alanlarından çekilmesiyle beraber doğanın ve diğer canlıların çok rahat nefes aldığını görmek pek olası. İnsanlar hanelerine çekilip sessizliğe gömülünce koskocaman kentlerde sessizliğin keyfini özgürce çıkarmak sadece sokak hayvanlarına kaldı diyebiliriz. “ Birileri bizleri gözetliyor.” cümlesinin tersine döndüğünü söylemek pek abartı olmasa gerek. Genişçe bir kentin park ve bahçelerinden, bilmem kaç metre karelik balkonlara doluşan insanlara karşı nanik yapan sokak hayvanların keyfine diyecek bir şeyimiz olmasa gerek. Yaşadığımız bu küresel salgın günleri boyunca kendi kısır döngüsü içerisinde talan ve yağmaya evirilen ulusal toplumların başında ülkemizin geldiğini söylemek, abartıdan ibaret bir söylem olmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim. İnsan bu kadarda aç gözlü ve halkına düşman bir halk gerçekliğiyle karşılaşınca, bir daha sürü psikolojisiyle yönetilen toplumların ruhunda tapınma ve biat kültürünün ne kadar çok işe yaradığının bir somut örneğiyle karşı karşıya olduğunu daha iyi anlıyor. Metafizikçi bir anlayışla kendi dokunulmazlık zırhını korumaya alan iktidarların bir yaptırımıydı. Bu küresel iklimde, sosyal devlet olma pratiğinden git gide uzaklaşan ırkçı – faşist muhafazakâr iktidarın devlet kurumlarını bir partinin yan kollarına dönüştürme provasını yaşıyoruz. İkinci sokağa çıkma yasağının kırk sekiz saatlik zaman diliminde, birincisine oranla çokta sokağa çıkma, gıda ve diğer hayati gereksinimi olan ihtiyaç malzemelerine fazla bir saldırı – stoklama gibi olayların ülke geneline yansımadığını kısmen söylemek mümkün. Yeni taşındığım küçük bir kasabada henüz yerleşme telaşı ve tedirginliği üzerimizden atamadan, ikinci kez ev karantinasına kendimizi kapatmamızı varın siz tasavvur ediniz. – Devam edecek!..

Bu yaşadıklarımızı hatırlayan hiç kimse kalmayacak!.. Ağaçların dalları tomurcuğa duracak, meyve verecek. Bizler ölüp gideceğiz, yeni taptaze baharlar yine olacak. “

Ali Şeker / 22.04.2020

- Advertisment -

Most Popular

Turkcell Çin Kalkınma Bankası ile 500 milyon Euro tutarında kredi anlaşması imzaladı

Dünyanın ilk dijital operatörü Turkcell, altyapı yatırımlarının finansmanı amacıyla Aralık 2019’da mutabakatını duyurduğu Çin Kalkınma Bankası kredi paketini imzaladı. 500 milyon Euro tutarında ve...

„Şiirin Can babası: Can Yücel“

Eserleriyle bir döneme damga vuran ve şiirleri dilden dile aktarılan Türk edebiyatının usta ismi Can Yücel, vefatının 21. yılında anılıyor. Eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri'nin...

Forscherteams erhalten weitere EU-Förderung für COVID-19-Diagnostika, Behandlungen und Impfstoffe

Die Europäische Kommission wird 23 neue Forschungsprojekte zur Bekämpfung der anhaltenden Coronavirus-Pandemie mit 128 Mio. Euro unterstützen. An 14 der 23 Projekte nehmen 39...

Rus turizm sektöründen „Türkiye bu yıl da yurt dışı tatilinde lider ülke olacak“ açıklaması

Rusya Tur Operatörleri Birliği (ATOR) Başkanı Maya Lomidze, bu yıl 4,5 ila 5 milyon arasında Rus vatandaşının yurt dışında tatil yapmasını beklediklerini belirterek, "Türkiye’ye...
%d Bloggern gefällt das: