30.9 C
Hamburg
Freitag, August 7, 2020
Start Gesundheit 23 Nisan, 100 yıl önce...

23 Nisan, 100 yıl önce…

İktidar, 100. yıldönümünde Türkiye’yi dışarda savaş, içerde ise her türlü baskı ve ekonomik zorluklara hapsetse de karamsar olmayalım. Dedelerimizin 1920’de bile kapılmadıkları umutsuzluğa kapılmayalım. 2020’ler dünyasında, hayale kapılıp kendinde olmadık güçler vehmedenlerin de son tahlilde kendileriyle savaştıklarını unutmayalım

TANER TİMUR

 

Devrimci süreçlerde çok sık rastlanan bir durumdur; başlangıçta ikili bir iktidar yapısı ortaya çıkar. Örneğin 1789’da Bastille’i zapteden Fransız devrimcileri, kralın ihaneti açıkça ortaya çıkana kadar, üç yıl boyunca Versailles’a ilişmediler. 1917’de de, Rusya’da Ekim Devrimi, “emekçi şuraları” ile Çarlık oligarşisine karşı ayrı bir iktidar merkezi oluşturdu. İşte bundan tam yüz yıl önce, Ankara’da da benzer bir durum yaşanıyordu.

Gerçekten de 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasıyla ortaya iki ayrı “iktidar” çıkmıştı. İstanbul’da sömürgeci güçlerin merhametine sığınarak kurtulacağını sanan çürümüş saltanata karşı, “bozkırda” yepyeni bir dünya vadeden bir “çekirdek” kuruluyordu. Kendiliğinden oluşan Kuvayı Milliye ile başlayan ve Heyeti Temsiliye ile örgütlenen hareket, sonunda Millet Meclisi ile taçlanmıştı. Hedef ise daha başlangıçta, Amasya’da, ilan edilmişti: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!”.

***

Aslında karanlık günlerdi. On yıldır süren savaşın bütün yükünü taşıyan Anadolu tam bir harabe halindeydi. O günleri anlatan Yunus Nadi “denilebilir ki, diyordu, o gün için ordu namına hiçbir şey yoktu. Hatta kadro olarak bile ordu ancak kâğıtlarda vardı (…) Kolordu Komutanı olan Ali Fuat Paşa bile İngilizlere karşı hareketini halk ile yapmıştı”. Üstelik İttihatçı çılgınlık, tüm subayların itibarını neredeyse sıfıra indirmişti. Öyle ki, yıllar sonra anılarında belirttiği gibi, İsmet Paşa, İnönü Savaşları sırasın­da Bursa’dan dönen bir grup subaya şunları söyleyecektir: “İçinde bulunduğu­muz vaziyeti bilesiniz! Padişah düşmanınızdır; yedi düvel düşmanınızdır; bana bakın, kimse işitmesin, millet düşma­nınızdır!” (Ulus, 17 Mayıs 1968).

İşte Ankara’da Meclis açılırken durum buydu ve tam da bu koşullarda, Yunus Nadi, ordunun önceliğini belirtirken Mustafa Kemal Paşa’dan şu yanıtı alıyordu: “Evvela Meclis, sonra ordu Nadi Bey! Orduyu yapacak olan Millet ve ona niyabeten Meclis’tir!”. Yine Yunus Nadi’nin Ankara’yı “çöl” olarak nitelemesini de Kemal Paşa şöyle tamamlamıştı: “Bu çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Sen ortadaki boşluğa bakma. Boş görünen o saha doludur; çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli hayat vardır; o da millettir!”. (Ankara’nın İlk Günleri, 1955, s. 97).

Kısaca karamsarlığa yer yoktu; moral çöküntü düşman güçler kadar tehlikeliydi. Kaldı ki Ankara halkı 27 Aralık’ta Temsil Heyeti ve Mustafa Kemal Paşa’yı coşkuyla karşılamıştı.

***

Ne var ki bu arada şer kuvvetleri de boş durmuyordu. 16 Mart’ta İstanbul işgal edilmiş, Meclis dağıtılmıştı. Bunu meşru göstermek için de, İtilaf Devletleri, yayınladıkları bildiride “işgalin geçici olduğunu” ve amacının “makamı saltanatın nüfuzunu kırmak değil, aksine Osmanlı idaresinde kalacak yerlerde o nüfuzu takviye ve tahkim etmek olduğunu” ilan etmişlerdi. Falih Rıfkı Atay’ın anlatısıyla o günlerde “Halife fetvalarıyla ayaklandırılan çeteler hemen hemen Ankara tepelerinden görünmek üzere idi. Mustafa Kemal, Meclis’i açacağı zaman şehri basmak üzere ufukta belirdiklerini haber vermek için Ankara sırtlarında nöbet bekletmişti” (Çankaya). Oysa ne yazık ki bunun halkta da bir karşılığı vardı. “Millet ve ordu” saltanat ve hilafete “asırların kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı” olup, “halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlayamıyor”, buna karşı olanları “derhal dinsiz, vatansız, hain” ilan ediyordu (Nutuk). Kısaca halkın dini duyguları Halife-Sultanı da aşmış, işgal kuvvetlerinin elinde “afyon” ve devrim düşmanlığı haline gelmişti.

***

Aslında bu durum halk çıkarlarına olduğu gibi, yaratıcı ile yaratılan arasına aracı koymayan İslam’ın özüne de aykırıydı. Ne var ki 1920’lerin Anadolu’su özgür felsefe ve laiklik derslerine hiç de elverişli değildi. Üstelik bu durum, belli bir gelişme aşamasında, tüm ülkelerin karşılaştığı bir durumdu ve Kemalist devrimcilere yardım elini uzatan Lenin de bir yazısında, “dini bir kisve altında siyasi pro­testo, gelişmelerinin belli bir derecesinde, bütün halklara özgü bir olaydır” demişti. Bunu da belirleyen daha temeldeki sınıf kavgasıydı. Bu koşullarda yapılacak şey de tüm açıklığıyla ortaya çıktı: Kısasa kısasla yanıt verilecek, halkın kutsal inançları devrimci güçler lehine seferber edilecekti. Zaten Mecliste 60 kadar din adamı vardı ve bu koşullarda Meclis bir Cuma günü, büyük bir dini merasimle açıldı. Aslında asıl savaş daha yeni başlıyordu ve bunun temel ilkesi de konulmuştu: Artık Anadolu topraklarında, egemenlik, “Hakk’ı temsil ettiğini” iddia eden sultan ve oligarşik zümreye değil, “Halk”a ait olacaktı.

***

Mustafa Kemal Atatürk, Meclis toplanmadan bir gün önce, 22 Nisan 1920’de, tüm asker-sivil yöneticilere yolladığı bildiride “Efendiler, diyordu, bilirsiniz ki hayat demek mücadele, müsademe demektir. Hayatta başarı mutlaka mücadelede başarıyla mümkündür ve bu da manen ve maddeten kuvvete, kudrete dayanan bir keyfiyettir”. Sonra da, kendi açısından, Doğu-Batı kavgasında Osmanlıları çöküntüye götüren nedenleri anlatıyor ve Panislamizm ve Pantürkizm gibi hayalci ve yayılmacı tutkuları eleştiriyordu. “Dünyanın bugünkü genel koşulları ve yüzyılların kafalara yerleştirdiği gerçekler karşısında, diyordu, hayalci olmak kadar büyük bir yanılgı olmaz. Tarihin dediği budur; bilim, akıl, mantık da bunu söyler!”. Önerdiği de buna dayanan bir “ulusal politika” ve buna uygun akılcı ve barışçı bir dış politika idi.

***

Fakat hayret değil mi?

Aradan yüz yıl geçti; bu hedefler çoktan ulaşılmış ve -enternasyonalist perspektifte- aşılmaya aday hedefler olarak değil de, adeta çıkarcı bir oligarşinin unutturmaya, kovmaya çalıştığı hedefler olarak hala karşımızda duruyor. Ve bu koşullarda 23 Nisan 1920 de, 100. yıldönümünde, Türkiye’yi, dışarda (Suriye, Libya) savaş halinde, içerde her türlü muhalifi “iç düşman” sayan; hesapsız politikasıyla bir işsizler ordusu yaratan; parası giderek eriyen ve sonunda da bir salgınla mücadeleyi bile “mutlak iktidar” tutkusuna endeksleyen iktidar yapısı ile yakaladı. Kuşkusuz ne tek parti dönemi, ne de çok partili yaşamımız -kuşkusuz farklı nedenlerle- sütten çıkmış ak kaşık sayılabilirdi; yine de daha beş altı yıl öncesine kadar, bu noktaya varacağımızı doğrusu kimse tahmin edemezdi. AKP’nin “ustalığı”, önce liberalleri İslamcılarla, İslamcıları Gülencilerle ve hepsini de “Kürt açılımı”yla uzlaştırarak “vesayet”e (aslında Kemalist laikliğe) karşı cephe kurmak; sonra da cepheyi parçalayarak her unsuru birer birer ezmeye çalışmak oldu. Yıllardır tüm demokratlar bu dönüşümü çözümlemeye çalışıyorlar, daha yıllarca da çalışacaklar ve bu arada özgürlük kavgası da devam edecek! Yine de karamsar olmayalım; hele hele dedelerimizin 1920’de bile kapılmadıkları umutsuzluğa hiç kapılmayalım. Bu arada, 2020’ler dünyasında, hayale kapılıp kendinde olmadık güçler vehmedenlerin de son tahlilde kendileriyle savaştıklarını hiç unutmayalım.

23nisan

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM’nin 100. açılış yıl dönümü kutlanıyor

TBMM’nin açılışının yüzüncü yılı, egemenliğin ‘tek adam’a teslim edildiği ‘başkanlık sistemi’ yönetimi altında kutlanıyor. Koronavirüs salgını nedeniyle yaygın kutlamalar yapılamazken Meclis’te açılışın 100. yılına özel program gerçekleştirilecek

Milli Mücadele’nin kontrol merkezi ve ulusal egemenliğin simgesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 100. yılı kutlamaları koronavirüs salgınına karşın yine coşkuyla kutlanacak.

MECLİS’TE ÖZEL OTURUM

TBMM Genel Kurulu bugün 14.00’te özel gündemle toplanacak. TBMM’de temsil edilen siyasi parti temsilcileri konuşma yapacak. Oturuma CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve seyirci olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in katılması beklenirken, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan katılmayacak.

Gün, 21.00’de TBMM Tören Alanı’nda düzenlenecek havai fişek, ışık ve lazer gösterisi ile sona erecek. TBMM Başkanı Şentop, ayrıca bugün 21.00’de yurttaşları balkonlarından, pencerelerinden İstiklal Marşı’nı söylemeye davet etti. Öte yandan Şentop, özel oturuma Erdoğan’ın katılmaması yönünde tavsiye verdiği iddialarına ilişkin “Gelmeyin demedim. Sadece sağlıkla ilgili tedbirleri dikkate alarak görüşümü ifade ettim. Kendi takdirleridir” dedi.

ÖNCE ATA’NIN HUZURUNA ÇIKILACAK

Bugün başkentte düzenlenecek törenler saat 09.00’da Anıtkabir’de başlıyor. Ajanslar, devlet ve TBMM Televizyonu’na açık olarak gerçekleştirilecek törende çelenk bırakma, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı olacak.

Ardından Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde anma töreni 10.00’da düzenlenecek. Burada, 100 yıl önce TBMM’nin açılışında en yaşlı üye sıfatıyla Sinop vekili Şerif Bey’in yaptığı konuşmanın seslendirilmesi yapılacak. Ardından TBMM Başkanı Mustafa Şentop konuşma yapacak ve TBMM’nin açılışında göndere çekilen Türk Bayrağı’nın restorasyon sonrası sergiye konulması gerçekleştirilecek.

KILIÇDAROĞLU: MECLİS PRANGALARINI KIRACAK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’nin kuruluşunun 100. yılı nedeniyle yayımladığı mesajda, “Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, 15 Temmuz darbe girişiminde bir kez daha gazilik unvanına sahip olmuştur. TBMM, 100 yıldır olduğu gibi ilelebet milli iradenin, millet egemenliğinin, demokrasinin ve bağımsızlığımızın tecelligâhı olmaya devam edecektir. Türkiye, çocuklarımızın ve gençlerimizin omuzlarında yükselecek, onların dinamizmi ve coşkusuyla 2023 ve 2071 hedeflerine ulaşacaktır” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, Meclis’in görevinin, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini geliştirmek olduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu “Bugün yetkileri törpülenen, işlevsiz hale getirilmek istenen TBMM, yurdumuza vurulmak istenen prangayı 100 yıl önce kırdığı gibi kıracak, 29 Ekim 2023 kutlayacağımız Cumhuriyetimizin 100. yılında yeniden demokrasinin timsali olacaktır. Yaşanan salgın hastalık nedeniyle evlerimizde karşılayacağımız 23 Nisan, yüreklerimizde kutlanmaktadır. İnanıyorum ki bu salgın günleri geçer geçmez coşkumuz yüreklerimizden sokaklara taşacak; Cumhuriyetimizin bugünkü mirasçıları, onu hak ettiği şekilde demokrasiyle taçlandıracaktır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de mesajında, “Gazi Meclisimiz, bazı dönemlerde darbeler alsa da aziz milletimizin iradesinin tecelligâhı olarak demokrasimizin kalelerinden biri olmaya devam edecektir. Millet iradesinin üzerinde hiçbir güç olamaz” dedi.

BirGün

Vorheriger ArtikelİHD: COVID-19 Hapishane İzleme
Nächster ArtikelWelttag des Buches
- Advertisment -

Most Popular

Alfa Romeo Müzesi, markanın 110’uncu yıl dönümünde kapılarını yeniden açıyor

Bu yıl 110'uncu yaş gününü kutlayan Alfa Romeo, Milano-Arese’de yer alan müzesinin kapılarını ziyaretçilere tekrar açtı Alfa Romeo, tarihindeki önemli ve ikonik modellerin yer aldığı...

Folgen der Corona-Pandemie belasten Lufthansa Ergebnis erheblich

Adjusted EBIT geht trotz deutlicher Kostensenkungen im zweiten Quartal auf minus 1,7 Milliarden Euro zurück Umfangreiches Restrukturierungsprogramm „ReNew“ soll globale Wettbewerbsfähigkeit nach der Krise sicherstellen Lufthansa...

THY’den Almanya uçuşları öncesi yolculara „PCR testi“ uyarısı

Türk Hava Yolları (THY), 8 Ağustos saat 23.59’dan itibaren 48 saat içinde alınmış negatif koronavirüs testi (PCR) ibraz etmeyen yolcuların Almanya uçuşlarına kabul edilmeyeceğini...

Schneider Electric’ten yapay zeka ile yetenek yönetimi platformu

Schneider Electric'in hayata geçirdiği platform, 100’ü aşkın ülkedeki 144 bin çalışanının gelişimi için kullanılacak Schneider Electric, yapay zeka teknolojilerinden yararlanarak kurum için bir yetenek yönetimi...
%d Bloggern gefällt das: