ALMANYALILAR

Ali Şeker: „YA KOMÜNAL BİR TOPLUM YA DA COVİD – 19’LA ÇOKLU BİR SALGINLA TEKRAR TEKRAR ÖLMEK.“

Küresel çığlık sesleri: Acı ve toplu ölümler, herkesin kulaklarında eşit bir şekilde erise de… Bir hapşırıkla yansımaları çok farklı olur, ulusal topraklara ateş düştükten sonra…”

covid 19

Korusun babında bir şey istemek değil de, insanın ortaya koyduğu eylemler, insana verdiği değeri belirliyordu. – Koca koca adamların yönettiği ülkelerde…” İnsanın insana olan değeri, ne yazık ki, yine insanın kendi üretimi olan “ Madeni – Kâğıt “ paranın belirlediği sınırlar içinde hapsolmasıydı, bu küresel salgın karşısındaki acizliği… Kapitalizm: İnsanın hem maddeci yanını hem de metafizik yanını kendi ihtiyaçlarına göre kullanan, gerektiğinde atmasını çok iyi bilen vahşi ve tekçi bir sistemdir. Koronavirüs: Daha açık bir dille bulaşıcı özelliği olan“ Pandemik “ tarih sürecinden bu yana değişime “ Mutasyona “ uğrayarak kendini geliştiren küresel gribal salgınının ve birçok virüsün genel adı. Dünya çapında Corona virüs kâbusu sürüyor, nasıl durdurulacağının henüz sihirli bir formülünün olmadığı ne yazık ki çok acı bir gerçek. Şu ana kadar 14 bin 611kişinin hayatını kaybettiği gelen bilgiler arasında. Bu yeni tip Koronavirüsün toplam vaka sayısı ise her geçen gün katlanarak değişiyor. 335 bini aştığı bazı kaynaklarca ifade ediliyor. Dün itibarı ile Türkiye ‘ de Koronavirüs vaka sayısı 1529. Maalesef hayatını kaybedenlerin sayısı 37 olarak, sağlık bakanlığı beyanından öğreniyoruz. Bazen şu tespiti yapan insanları anlamaktan zorlanıyor insan. Efendim, neymiş! Koronavirüs zengin – fakir ayrımı yapmıyormuş. Herkese eşitlikçi bir şekilde bulaşıyormuş. Belki ilk etapta insan böyle algılayabilir, ama işin somut pratik boyutları hiç de öyle değil, canım kardeşim! Sermaye sahipleri kendilerini şimdiden doğanın en korunaklı sığınaklarına attılar, kendilerini kalabalık kitlelerden izole ettiler bile… Yaşam her haliyle devam ediyor, bizler kendimizi evlerimize kapatırken, bizler için hayatlarını riske eden sağlık çalışanları, eczaneler, ekmek fırınları, maden ocaklarında, inşaat ve ulaşım sektöründe çalışmak zorunda olan milyonlarla ifade edilen, insanlarımız bizim için hayatı yaşanır hale getiriyorlar. En son virüs bulaşan insan sayısının 275 binleri geçtiği gelen haberler arasında yerini aldı. Bu virüs salgını konusunda henüz bilimsel bir verinin insanoğlunun elinde ya da envanterinde olduğunu söylemek şu an için çok zor. Bu küresel virüs salgını karşısında, insanın yeniden yeniden ölüp ölüp istemekten ziyade, toplumsal bir eyleme dönüşebilir mi bu çığlığı? Bir bilinmezlik denklemi… Yeni bir toplum inşa etmenin müjdecisi olabilir mi, insan toplulukları arasında? Sosyal, siyasal, kültürel, hukuksal alanlardaki gücü eşit olmazsa da, hakkaniyet çerçevesinde bölüşen, yeni komünal bir toplum modelini oluşturabilirler mi? Katı kurallı yasalar yerine, belli başlı ilkeler etrafında bir araya gelebilir mi, insanoğlu? Doğa, bir diğer adıyla yeryüzü, üzerinde yaşayan canlılar arasında gücü denetleyen tek mekanizmadır yani ekosistemdir. Virüs salgını göreceli olsa da, ulusal toplum dinamiklerinin sosyalleşme pratikleriyle, acaba yeni bir yaşam arayışına yönelebilir mi? Biliyoruz ki, doğal afet ve savaşlardan sonra biriken acılar, yokluk, açlık basıncı zamanla yaşayan diğer insanlar için bazen de çok iyi fırsatlarda yaratabilir. Toplu insan ölümleri üzerine yaşayanların ya da şimdilik geride kalanların sosyal bir devlet olma gibi bir düşüncelerinin olduğunu söylemek henüz çok erken. Dolayısıyla, küresel bir rahatlatma ve toplum refahını önceleyen bir sistem ufukta gözükebilir mi? Sorusunun cevabını kapitalizmin çürümüşlüğünü benimsemeyen ya da eyleme geçecek olanhalklar belirleyecektir. Toplumun çok sesli – çok renkli farklılığı, istek ve eylemleri önümüzdeki gelecek olan ön günlerin mücadele pratiğine göre şekillenecektir. Ya sosyal devlet ya da kapitalizm… Hali hazırda, biz yönetilenlerin çok büyük handikapları var, çok bariz suskunluğu ve insan olma olgusunun talan ve yağma üzerine kurulu bu sisteme karşı… Yönetenlerin rahatlığı mücadele birlikteliğinin zayıflatılmış olmasıdır. Bu topyekûn sömürüye karşı, yeni bir çağ ‘ a başlangıç yapabilecek mi, insan olmak deneyimleri? İnsanın kendi eliyle kendisini zapt u rapt altına aldığı, bu sömürü ve metalaşma kıskacından kendisini kurtarabilecek mi? Dünya siyaset sahnesinde, yaşlı bireylerin küresel bir boyutta iktidarı yönetenler olduğunu anımsayalım. Buna karşın orta yaşın üzerindeki bu liderlerin, bu salgına karşın orta yaşlardaki vatandaşlarını sadece evine kapatmaktan başka bir politikalarının olduğunu söylemek güç. Özellikle Türkiye ‘ nin 65 yaş üstü insanını eve kapatmak dışında ikinci bir seçeneğinin olmadığı, düşünülürse bu daha ne kadar devam edecek sorusunun cevabı şimdilik askıda kalıyor. O zaman aklımıza şöyle bir soru takılmıyor değil. Dünya ve Türkiye özelinde, İktidarı yönetenlerin orta yaş grubundaki insanlar olduğu, gerçeğini unutmuş olmaları ne garip bir çelişki. Doğanın nefes almasını zorlaştıran insan egosunun doruğa ulaştığı günleri hep beraber yaşıyoruz. Bir diğer nokta ise, maddeci yanımızın doğa tarafından cezalandırması olarak ta algılamalıyız, bu Koronavirüs salgınını… Yine farklı olarak dolaşıma sokulan, dünyadaki orta yaş grubunun tamamen eritilmesi için, kapitalist modernitenin ürettiği, bir salgın olduğu varsayımlarının dolaşıma girmesi gibi birçok senaryo dünya gündemine düştü. Bilindiği üzere, demokratik ulus modeli ya da yerinde yönetim “ Demokratik özerklik “ uzunca bir süredir bazı demokratik çevrelerce tartışılan bir konudur. Bilindiği üzere dikey örgütlenme çoğunluk esasına göre, yukarıdan aşağıya doğru şekillenen bir örgütlenme tarzıdır, yatay örgütlenmeye herkesin herkesimin “ İnanç ve Kimliklerin “ kendini içinde ifade edebildiği bir seçeneğin bizlerin önünde duruyor. Ulusal ve toplumsal olarak, sayı vermek çok üzücü de olsa, binlerle ifade edilen insan kayıpları yaşanıyor, küresel düzeyde. Her birey acısını kendi yüreğinde, kendi ulus devlet sınırları içinde yaşıyor. Covid – 19 ya yeni bir yaşamın müjdecisi olacak ya da ulusal sınırlara hapsolmuş, halkların topyekûn yeni bir tecridini yaşıyor olacağız, bu evrende. Bazen her bir güne düşen, altı yüze yakın insanın ölümüyle içimiz ürpertiyor, bu küresel salgının birçok türüyle… Karanlıkta yaşayan, hiçbir canlıya bulaşmayan mükemmel bir virüsün, iki ayaklı canlı varlıkların içindeki en akıllı ve acımasız olanını seçmesine ne dememiz gerekiyor. Belki de doğa ve diğer canlı türleri kefaretini ödetiyor tüm insanlığa… Dahası da gün ışığına karşı çok hassa olan suyu ve sabunu, temizliği sevmeyen bir canlı organizmayla karşı karşıyayız. “ En iyi devrimci – demokrat, kapitalist sistemde yetişir. “ Sözüne atfen… Kapitalizmin onca çürümüşlüğüne rağmen, ulusal toplumlara yeni bir gelecek vaat etmediği bilinen bir realitedir. Yıllar önce söylemiş çok güzel bir halk deyimimiz var. “ Suya sabuna dokunmak“ Bu değim bana Hermann Hessen ‘ in Siddartha kitabının içerisindeki felsefi bir cümlesini hatırlattı. “ Karanlığın oluşturduğu sürüde, hiç kimseye zararı olmayan bir aptal koyun olmayacaktı. “ Aslında bu iki anekdotta bizlere yaşamın her alanına evrensel bir komposizyon içerisinde, dokunmamızı önceleyen cümleler. Tabii ki anlayabilene, insanı asalak olmaktan çıkaran toplumcu bakış açıları!.. 21. Yüzyılda yönetenlerin, toplumsal yaşamın hem maddeci hem de metafizikçi alanını tüm yönlerinin gözle görülen ya da görülmeyen yönlerini tamamıyla ele geçirme egosu üzerine inşa etti. Maddeci alanın somut maddi varlıkların hemen hemen tamamını iktidarı ve yandaşlarıyla paylaşması, bir diğer yanıyla da duygu ve inanç dünyasını kendi inançları doğrultusunda ele geçirip bir plan çerçevesinde dizayn etmeleri. İnanç üzerine şerbetlenmiş tek özelleştirilmeyen devlet destekli yüz yirmi bine yakın inanç merkezinin devasa bir bütçeyle desteklenme. Buna karşın halkın sağlığı için ise yedi bine yakın sağlık merkezinin olması çok büyük çelişkileri de beraberinde getiriyor. Yüzde elliyi geçen bir çoğunluk mekanizmasına hizmete âdeme hazır kitleler… Var olan sistemin gücüne hem biat hem de paraya tapınmanın getirdiği rehavet. Bu küresel birçok seçenekli virüs için, her ulus devletin başka başka senaryoları var önlerinde. Salgını bizzat yaşayan ülkelerin çok büyük insan kayıplarıyla var. Senaryolarında “ A – B – C “ planlarının olduğu bazı bilim insanı ve işin uzmanı şahsiyetlerin dille getirdiğini çeşitli makalelerden öğreniyoruz. Tabi ki bu senaryoların kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada, bu çoklu virüs türüyle nasıl mücadele edeceklerini gelecek ön günler belirleyecektir. Dünya nüfusunun büyük bölümüne yakının orta yaşlı insanlardan oluştuğu gerçeği bilinen bir şey. Yine emperyalistlerin diğer ülke halkaların büyük insan kayıpları yaşaması hiç mi, hiç umurlarında olmaz! İsterse bir milyar insanın ölümü veya her beş dakikada bir, Afrika kıtasında açlıkta ölen çocukların ölmesi onları ilgilendiren bir salgın değildir. Ya da her saniye içinde ölmeleri bile hiç kimsenin vicdanını sızlatmaz. İnsan iradesinin nasıl bir fiskeyle yerle bir olduğunu su ve sabuna dokunmanın bireye yüklediği toplumsal bir duyarlığı da koronavirüsten öğrenmiş olacağız. Cumhuriyetten bu yana uzun zamandır Türkiye toplumu olarak hiç ortaklaşmadık, belki bu Covid – 19 küresel salgını sayesinde hem gamda hem de vicdanda ortak bir üst akılla bir araya gelebiliriz. Umarım bu ucu açık küresel salgını hep birlikte yeneriz dünya halkları olarak.“ Yerli ve milli “ politikanın şimdiki senaryosu atmış beş yaş ve üstü insanların evde kalmaları doğrultusunda bir yol haritasının benimsemiş olması. Güney Kore ve İtalya örneği dışında Türkiye ‘ nin kendine ait farklı bir program ve farklı bir örnekle çıkmak istediği belli. Evet, şu ana kadar kayıplarımız oldu, umarım toplum olarak daha büyük kayıplar yaşamayız. Aslında sosyal bir devlet olan ülkemizin kaynaklarının her iktidar döneminin kendi yandaşlarıyla paylaştığı, “ Devletin malı denizdir, yiyemeyen domuzdur. “ Cümlesi her iktidar döneminde yerini bulan bir cümle olarak tarihe geçtiğini biliyoruz. Küçücük zar kanatlıların yani karıncanın yaşamına devam ettiği bir devinime paralel, tarihin sahnesinde atmış milyar sene önce yaşamış olan dinozorların esemesinin artık okunmadığının iyi anlaşılmasının zamanıdır. Gücü ele geçiren her bireyin nasıl aç gözlü bir canavara dönüştüğü de çok iyi bilinen bir deneyimdir. Her şeyi ben yaparım egosunun hiç frenlenmediği, vahşi kapitalist sistemin tavan yaptığı bu bilişim çağında, asilzadelerin toplumu tekrar köleci bir topluma dönüştürülmesi planlarına ne demeyiz. Doğadaki canlı cansız varlıkları bir dekor niyete değil de, canlı cansız varlıkların birbirine zincirlemesine bağlı ve üzerinde barındığı bir gezegen olduğunu artık çok iyi bilmemiz gerekiyor. Yer altı ve yer üstü olan koskocaman bir evren… Bizi derin uykularımızdan uyandıran bir canlı organizma sayesinde tekrar öğreniyoruz. Koskoca bilişim çağında atomu parçalara ayırmışız, uzaya 12 Nisan 1960 yılında insan göndermesiyle uzay çağını başlatmış insanoğlu. Dünyanın en tehlikeli ateşli silahlarını envanterine koymuş. Ama örümcek ağının nasıl örüldüğünü de çözmekten aciz bir bilim. Deniz aşırı Paskalya adalarına iki yüze yakın, yirmi ton ağırlığındaki heykellerin varlığını henüz kimse çözememiş ve de gizemini koruyor. Ulusal bir boyutta da olsa, egemenlerin kimyasal arayışları farklı coğrafyalarda ya da bir yerlerde gizlice işleniyor. Şu an dünyada en çok pazar bulan uluslar arası silah ticareti olduğunu hepimizce bilinen bir gerçek. Bunun yanında egemenlerin sosyal devlet olma politikalarını açıkça açıktan bir bir terk ettiğini söylemek mümkün. Daha düne kadar bizim ülkemiz Suriye topraklarında dokuz seneye yakındır ki, bir fiil aktif olarak bir savaşın tarafı olarak savaşıyor. “ Biliyor musunuz, mermi kaç para! “ Bu ülkenin en tepesindeki yetili Cumhurbaşkanı söyleyebilir. Bu fikriyatta sahip iktidar anlayışından çalışanlara ve emekçilere hiçbir zaruri yaşam belirtisi çıkmaz. Bak işte ne güzel sınırlarımızı koruma altına alıyoruz, daha ne istiyorsunuz. Ekmek aslanın midesinde, gibi baştan savma nidaları vs. Ve savaştıkça bu ülke insanın yarım olan ekmeğinin, insanı bütün gereksinimlerinin yarı yarıya indiği, temel sağlık sorunlarının bile ticari bir meta ya endeksenlendiği bir savaş halini yaşıyoruz ülkece. Covit – 19. Ocak ayında ilk olarak Çin Halk Cumhuriyeti ‘ nin Vuhan şehrinde ortaya çıktı. “ Dünya Sağlık Örgütü ‘ ünce pandemik hastalık olarak ilan edilen Covid – 19. “ Genel olarak hayvanlardan insanlara bulaşan ve sonrasında mutasyon geçirmesi ile ortaya çıktığı birçok virüsün adı. “ Soy ağacımda da olsa, bizim insanlara söylemek istediğimiz, bir şeylerin olduğunu hatırlamamızda fayda var. Evet, insan olmak olgusu, öyle kolay kolay kimseye ağlayamıyor, biliyoruz. Ama biz yinede bir başkasına ağlayabilmeliyiz…” Yani bütün dünya insani için de ağlayıp üzülebilmeliyiz. Bu bizim en tabii insani bir yönümüzün olduğunu ortaya koyar. Öleceğimizi bildiğimiz halde, yaşamak için ölüme her gün ayak diretiyoruz. Aslolan doğadaki diğer canlı varlıkları gereksiz olarak öldürmek eğilimi içerisinde olmamak daha da güzel doğru olanda bu. Hepimiz her gün yaşam mücadelesi veriyoruz yaşamak için… Belki de, insan olmanın en erdemli yanı da bu olsa gerek, her şeye rağmen direnmeye devam ediyoruz. Dünyadaki virüs salgınından dolayı hemen aldığımız, sağlık çalışanlarına moral vermek için her gün saat: 21.00 de evlerimizin varsa balkonunda alkışlamak eylemini kitlesel olarak yapmaktı. Biz insanların çıplak gözle göremediği bir canlı organizmanın sadece su ve sabuna yenik düştüğünün bir serenomisiydi bu alkışlar. Bilimin somut anlamda güce dönüştüğünün bir sonucu, İnsanın maddeci yönünün tüm canlı cansız varlıkları kıskıvrak ele geçirdiği, bu mayışan dönemini bütün dünya halkaları yaşayarak görüyor. Para, kar hırsı, sömürü, tüketim ve savaş aygıtlarının bir virüse karşı çaresizliğinin bir bilinmezliğe doğru gidişinin nasıl sonuçlanacağını, hiç birimizin çözemediği küresel bir vaka… “ Güç ve güçsüzlük arasındaki denklemin en iyi doktrini, karınca ve dinozorların biz insanlara söylemek istedikleri birçok şeylerin olmasıydı. Mesela, değişip – dönüşüp – gelişerek yaşamak gibi… “

Ali Şeker

2 Replies to “Ali Şeker: „YA KOMÜNAL BİR TOPLUM YA DA COVİD – 19’LA ÇOKLU BİR SALGINLA TEKRAR TEKRAR ÖLMEK.“”

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: