ALMANYALILAR

Ali Şeker: MÜZİK VE EDEBİYAT

ml

“ Karar perdesi hüzün kokan bir şarkının nakaratı, bizimkinin göz pınarlarından akıyordu.
Sokağın birbirine aldırmayan kalabalığına…“

Evet, bir enstrüman eşliğinde “dil” sese dönüştüğü sürece, bizleri sevinç ve hüzün arasındaki duygu yoğunluğuna taşıyabilir. Dolayısıyla hiçbir neden yokken insanı ağlatabilen iki tılsımlı sanat dalından biri de müziktir. Okuyarak haz alamadığımız en insanı duyguları bizlere verir. Bir karşı görüş ise, bu iki sanat dalının birlikteliğinin yenişemediği halleridir; müzik ve edebiyat… Eğer yazabiliyorsak, ruhi haletiyemizle her zaman müzik ve edebiyat denizine yelken açabiliriz. Maddeci yönümüzü bir kenara bırakıp, metafizikçi yönümüze sarılırız bir an için… Müziğin çokta teknik konularına değinmeyeceğim, o kısmını müzikologlara bırakmak daha doğru bir yaklaşım olur diye düşünüyorum.

“ Her sanat alanı kendini bir başka sanat alanıyla besler.”

Yukarıdaki şiir dizelerinde görüldüğü üzere, okumayı dile dökerek yüksek bir sesle seslendirdiğimiz zaman, sevenlere de hoş bir seda verebilir. “ Sessizliği bozan onu bir çığlığa dönüştüren dil ve sestir, sokakta gülüştüğümüz ve zılgıt çektiğimiz anlar müziğin kanat sesleri olmalı…” Müzik, her zeminde çığlık atamadığımız, söyleyemediğimiz sözler, anlatamadığımız şeylerdi. Müzik ve edebiyat, bu iki sanat alanı, birbirlerinin sanat yaratılarına yönelerek “ kendini” zenginleştirmişlerdir. Özellikle müzik için sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış olduğunu savunan felsefi düşüncelerin var olduğunu söyleyebiliriz. Müziği elle dokunup göremediğimize göre, ayakları yere basan felsefi bir kavram gibi duruyor.. Bu belirleme çoğu müzikolog tarafından daha belirgin bir felsefi görüştür. Edebiyat ve müzik ilişkisi: Edebiyat ürünlerine dokunarak görebilme şansımız her zaman var, müzik eserlerine ise ne dokunma ne de görme olasılığımız vardır. İşte bu noktadan sonra iki sanat dalından birini okuyarak, birini de işitme duyusuyla özneyi ya da bireyi fizikötesi bir yolculuğa çıkarır. Müzik ve edebiyat, bu ikili ilişki bize metafizik yönlerinin olduğu, kimi metinler bizzat ezgilerin künyesini veriyor bize. Müzik elle dokunamadığımız ve göremediğimiz sessizliğin sese bürünerek işitme duyumuzla eriyen ve de bizleri güzel duygulara götüren metafizik bir sanattır. Bazı filozoflar sanat arası hiyerarşide müziği sanatların en tepesine koyar. Dolayısıyla müzikte seslerle verileni algılama ancak dil ve tüketici öznenin etkileşimiyle mümkündür. Müzik ve edebiyatta, salt bu iki sanat alanını okuma – dinleme etkileşimiyle bizleri yani tüketici özneyi sadece haz almaya yönelik ürünlerini alıp akıl heybesine dolduruyorsak, burada bir sorun var demektir. Bu varsayımın dışında hem müzik hem de edebiyatın bizleri düşündüren, sorgulayan ve göz ucuyla baktığımız bütünsellik hakkında, bizlere; bilgi birikiminin kabul edilebilir yönlerini de verebilmelidir. Yaşamın ortak paydasında toplum dinamiklerini metafizik bir ruhi haletiyede buluştururken, varlığın madde halini de görmemize olanak sağlamalıdırlar. Diğer bir yanıyla da müzik, düşünceyle olan bağı nedeniyle duyuların sessizliğini bozma halidir… Umutsuzluğa başkaldırı, değişim ve dönüşüm için müzik bir diğer yönüyle de cesaret verebilir. Türkiye’nin Afrin’e savaş başlattığı sırada bir düzineye yakın popüler sanatın önde gelen müzik insanının sınır karakoluna giderek, savaş ve ölümü kutsarcasına doğaçlama müzik ürettikleri gerçekliği, hâlihazırda hafızalarımızda canlı olarak yerini koruyor.

“Baktın Afrin hoş değil, Münbiç’i dolan da gel” Bu felsefi düşüncenin tam tersi de olabilir, bir müzik eserinde – adil ve onurlu devrimci insanlara yazıldığı ve söylediği üzere… Kadim zamanlardan beri müzik ve edebiyatın buluştuğu ortak nokta ise: Müzik ve edebiyat birlikteliğinden ses ve sözle ortaya çıkan gücün bir dil olduğudur.. Yüzyıllar boyunca batı uygarlığı içerisinde de müzik ve edebiyatın her zaman yakın bir ilişkisi olmuştur. Müzik – edebiyat ilişkisinde, hele ki gerçek bir dil olan edebiyatla müziğin kesinlikle bir araya gelemeyeceğini savlayan farklı bir görüşün olduğunu da söylemek mümkün. Bu görüşe göre, bu iki sanat alanının birleşerek yenilikler yaratabileceklerini kesinlikle düşünmezler. Hâlbuki tarih süreci ve gündelik yaşam bu iki sanat dalının birbirinin yaratılarını besleyerek çok güzel eserler ortaya koyduğunu göstermiştir. Karşıt bir tavır ise: Müziğin anlam ve dışa vurum tavrını reddederek müziğin bir dil olmadığını savlar. Müzik ve edebiyat ilişkisinde tüketiciyi aynı noktada buluştururken aynı zamanda farklı bakış açılarını savunarak çatışma yaratabilirler. Kullandıkları ortak malzemeler ses ve söz, diğer sanatlara oranla en az maddeci tavrı takınırlar. Edebiyatın taban bulduğu kitle ile müziğin taban bulduğu kitle arasında okuma ve dinleme anlamında çok büyük farklalar barındırırlar. Edebiyatta, bir edebi eserin kalıcılığıysa insana olan yakınlığıyla alakalıdır… Müzik elle dokunup göremediğimiz fizikötesi, yani veriler dâhilinde bir açıklama getiremediği olaylar ve kavramlardır. Kişiyi ya da özneyi ruhihaletiye sınırlarında güzel duygularla iç dünyamızda sessizliğin sesi ve hatırlamanın kuvvetli bir dili olur. Edebiyat ise: Elle dokunabildiğimiz, yazıldığı sürece gözle görünen ses ve söz birlikteliğinin yakınımızda, insanın kendisi bağlamında kabul gören ve dil işçiliğiyle ürün veren sanatıdır. Edebiyat sanatı, kendisini esinleyen düşüncenin yakınında yer alır, bazen de gündelik dilin oluşturduğu çabanın ve emeğin taşıdığı bir şiirselliktir. Edebiyat: Yazarın, -okur belleğinde işçiliğini mutlak üstlendiği- biri dil, söz yapısının yanı sıra ritim öğesiyle buluşandır. Yazarın kalıcılığıysa insana olan yakınlığı ve yalınlığıyla bağlantılıdır. Müzik ve edebiyat dediğimizde, yer yer ilişki alış-verişlerinde ortaklaştığı yönlerinin olduğunu tarih sürecinden beri bilinen bir realitedir. Bu iki sanat dalı da ses ve sözle okur ve de dinleyicisine aynı haz duygularını verebilir. Müzik – edebiyat: Bu iki sanat alanı, okumayı ve dinlemeyi sevenlere dikensiz bir gül bahçesinin olmadığı savını da işleyebilmelidirler. Biz tüketici bireylere, akıl için besleyici, biçimlendirici ve yüceltici anlamlar katmasına katkı sunmalıdır. Yani düşünme eyleminin yanı sıra yaşamın anlamı konusunda sorgulanmasına imkân tanımalıdır. Tüm sanat disiplinlerine yaklaştığımızda karanlık labirentlerde kendimizi ve çevremizi buluruz. Müzik ve edebiyat birlikteliğinde ilk akla gelenlerden bir başka konuda klasikler arasında olan opera ve bale yaratılarının müzikle işlenişidir. Şu an ki somut dünya koşullarında toplumun büyük kesiminin haz verene daha çok yönelimin olduğu bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Müzik: Hiç çaba ve emek sarf etmeden işitme duyu yoluyla, kulaklarımızda eriyen kendine özgü teknik olanaklarıyla şekilleniyor. Henüz tam olarak elimizde bir oranlama olmasa da, toplum olarak müziği sevdiğimiz gün gibi orta yerde durmaktadır. Evet, edebiyat müzik ilişkisinde, edebiyatta okur öznesine belki aynı haz ya da özgürleştirici duygular verebilir. Ya da edebiyat denizinin sihirli sularına kişi kulaç atabilir, sayfa sayfa okuyarak… Öznesi, müzikte böyle bir yükümlülük yoktur, sadece o müzik eserini dinleyerek güzel hoş zamanlar geçirilebilir. Bu iki sanat dalı arasında tarihten beri geçişler her zaman olmuştur. Şiir sanatı yaratılarının özellikle dünya ve Türkiye’de müzisyenler tarafından bestelendiğini çok iyi biliyoruz. Özellikle özgün müzik yapan çok değerli sanat insanı tarafından seslendirilmiş onca şiir eserinin olduğunu söylemek mümkün. Bu da bize müzik ve edebiyat ilişkisinin kadim zamanlardan bu yana her koşulda olmazsa da, zaman zaman birbirine yönelmelerinin bir örneğini veriyor. Yine edebiyatın diğer dalları içinde geçerli olan bir şey daha var, onca roman kitapları görsel sinema sanatında, müzik – sinema ve edebiyat – sanat üçlüsü nice şaheserler yaratmış biz insanlara. Bu görsel şöleni bizler de beyaz perde aracılığıyla sinemalarda sanat eseri olarak izleyebiliyoruz. Müzik, küçük bir çocuktan tutalım da elinde bastonla yürüyen seksenlik bir dedenin, yanı sıra hepimize işitme duyusuyla güzel duygular yaşatır. Edebiyat ise: Çocuk yaşlı veya hepimiz genel kavramından ziyade , “ 0.01 “ civarında okur kitlesini bulan çok meşakkatli bir sanat dalıdır. Müzik ve edebiyat: Öznelere bilgi, ifade, bilinç üretmiyorsa, kalıcı olma yoğunluğunu kaybeder. Ve bir düşüncenin ideolojik ürünü olarak kalır, yaşaması imkânsızlaşır. Yalnızca dinlemek ve okumak özelinde bireye hüzün, sevinç dalgalarının dışa vurumu olarak ruhunu okşuyorsa, kendini tanıtması verili ideolojik ve felsefi bir düzlemden dışarı çıkamaz… Müziği dinlerken sesin eşit bir şekilde kulaklarımızda eriyen kısmına tanık oluruz her gün. Sonrası tekrar sessizlik… Edebiyatın sıradan olan bir dil işçiliği ise, sadece okunan bir düzyazı metni olarak tozlu bir rafta yerini alır, o kadar…

Ali Şeker

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: