ALMANYALILAR

Ali Şeker: ÇOCUKLUK VE YAZI

“ İnsan, doğduğu toprakların dinmeyen sızısını zamana yazmak isteyince,
artık bu satırlarda kendisi oluyordu.”

ck

Beyler, yallah yallah sözcüğünü bir kenara bırakınız. Bırakınız da, çocukların ellerinde rengârenk oyuncak balonları olsun. Bu oyuncak balonlar bir bir ellerinde patlasın.  Belki bir an için çocuklar korkabilirler, ama bu oyuncak balonlar hiç kimseyi öldürmezler… “ Geriye dönüp baktığımızda, bir yaz yaprağı kadar ömür sürmüşüz.  Kadınla erkeğin en çok bir çatı altında birlikte olduğu bir toplumda…” Çocukluk ve yazı bu iki sözcük bir araya geldiğinde, aklımıza çocukluğumuzun hangi evresinden söze başlamak gerektiğinin ikileminden kendini alamıyor. Birbirine iki kara parçası kadar hem yakın hem de uzak düşünce ve duygu dünyasının iki farklı boyutunu yaşıyor insan bu ülkede çocukluğunu… Çocukluk anılarımdan geriye kalan, henüz ana dilinin kadim sınırlarında gezinmeden meşru – egemen – sömürgeci bir dilde ilkokula başlamamdı. İki dil arasında gelip gitmeleri varın siz düşünün! Özellikle anne sevgisine en çok ihtiyaç duyan bir çocukluk döneminin sekiz senesini yatılı bölge okullarında geçiren bir çocukluk dünyası. Benim uyandığım sabahların yönü, her zaman güneşin doğduğu yöne dönük olmalı ki, kendimi farklı bir dünyada hissetmemeliyim. Orta yaşın başlangıcında olan bir insan olarak, hala bu çocukluk korkusunu üzerimden atabilmiş değilim. İkinci bir yerleşim alanından sonra üçüncü bir yerleşim alanında yaşamayı düşünemiyorum. Hala çocuksu ihtiyar bir yara yüreğimizin derinliklerinde deprenip duruyor, çocukluğumuz aklımıza geldikçe. “ Güneş ışınlarını biriktirdim avuçlarında, kurşunu, barutu eritmeye bıraktım, ey bebek!..” Emzikli bir çocuğun en güzel düşü annesinin göğsünde uyumaktı. Bir eliyle de annesinin elbisesinin bir ucundan tutmasıydı mutluluk. Çocukluğum cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarına, yedi ve sekiz yaşlarımı da aritmetik olarak üstüne koyarsak, 1960’lı yıllara denk gelen, denk düşen bir çocukluk dönemi. Yaşanan Varto depremiyle ve aynı yıllarda benim ilkokula başlama tarihim. Anılarımdan geriye kalan ise, henüz kendi ana dilinin konuşma sınırlarında çocukça düşlerle gezinirken, yazı dilinin olup olmadığının farkında bile olmayan bir çocukluk hatıratı. Varto depremi, Ağustos ayında takvim yaprakları 19 tarihini gösterirken, harman zamanı 5. 9 şiddetinde oldu.  Resmi rakamlara göre 1.400 canımızı yani insanımızı bu depremde kaybettik. Ben yaşıtı çocukların payına da yatılı bölge okullarında okumak düştü. Tabi ki bu daha çok, o coğrafyadaki çocukları asimilasyon etme politikasının bir sonucuydu. Ama şunu inkar etmek mümkün değil. Devlet yatılı bölge okullarında, çok iyi koşullarda eğitim ve öğretim gördüğümüzü söyleyebilirim.  Bildiğiniz üzere, o yıllarda yatılı bölge okulların tamamında gece serbest çalışma etütleri olurdu. Bu etütler sayesinde dünyada ilk Türkçe çevirisi yapılan Maksim Gorki’nin Ana eserini, o yıllarda etütlerimizde çok değerli öğretmenlerimizle birlikte değerlendirerek okuduk.  O yıllarda biz yatılı bölge okullarında okuyan çocukların önünü en çok açan, bu serbest çalışma etütleri olduğunu çok açık yüreklikle söylemem gerekir. Kimimiz bu serbest çalışma etütlerinde ya bir müzik enstrümanını öğrenmeye çalışır, kimimiz de resim yapardık, kimimiz ise edebiyat kitaplarını okurduk.  Ne acıdır ki, bu deprem bizlerin birinci kuşağı olan babalarımıza yaşıt, Vartolu insanlarımıza Almanya’ya işçi olarak gitmenin kapılarını açtı. Ve daha sonraki süreçte ise doksanlı yıllarda devletin yanlış politikalarından dolayı “ Kürdistan”da bölge insanımızın büyük bir bölümü terörize edildi. Birçok insanımız mülteci olarak o topraklara zorunlu olarak göç etti. Çocukluğumuzu yaralayan ise yabancısı olduğumuz meşru – egemen ve sömürgeci bir dilde ilkokula başlamamızdı. Böyle bir psikolojiyle büyütüldü bizim çocukluğumuz. Doğal ortamlarda doğmuş olan, bizim kuşağın bütün çocuklarının oyun oynama alanları köyün harman yerleriydi. Bir de o coğrafyada hemen hemen her köyün ortasında bulunan büyük taşların, ben yaşıtı çocukların nişangah olarak koşu menzilimiz olma özelliğiydi. Bir anekdot olarak her dünya çocuklarının saklambaç oynadığı gerçeğini es geçmek olmaz, bizler de köy evlerinin hemen yanı başına serpiştirilmiş tezek yığınlarının arasında saklambaç oynardık. Genellikle bu harman yerleri “ Köyün ortak kullanım alanı olmasına rağmen” birkaç varlıklı ya da çubuk diye tabir ettiğimiz gücü elinde bulunduran erkek nüfusu fazla olan ailelerin adıyla anılırdı. Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde, temel yakıtımız hayvan dışkısı olan güneşte kurutulmuş tezekti.  Yaşadığımız topraklar yerin altındaki fosilleşmiş enerjiyle henüz tanışmamıştı. Hiçbir eve Amerikan içeceği coco-cola girmemişti, ayran ve yoğurt biz çocukların en temel yiyeceğiydi. “ Çoğu yürekte saklı kalır, yoğurda ekmek baban yiyişim.”  Dört çocuklu bir ailede büyümeme rağmen her zaman anne ve babamın koruması altında çok güzel bir çocukluk dönemi geçirdim. Tabiri caizse elimi sıcak sudan soğuk suya hiç koymadım dersem yeridir. Onun için ben de köy çocuklarını gözlemleyerek büyümeye başladım. Ne bir koyun ne de bir kuzuyu otlatmaya çıkardığım hiç olmamıştır. En sevmediğim şey köyün yoksul aile çocuklarının kış yakacağı için hayvan otlatılan köyün iki vadisinden tezek toplamaya çıkmalarıydı. Yine bir sömestri döneminin tatil bitiminde, benim haberim olmadan annem yol azıklığı olarak, benim çantama birkaç tane haşlanmış yumurta koymuş. Neyse yatakhanedeki dolabıma eşyalarımı koyarken haşlanmış yumurtalar olduğunu gördüm.  Ve o yumurtaların hiç birine ne elimi sürdüm nede yedim, ta ki çürüyene kadar. Çocukluk aklı ya bu!  Annemin kokusu ve dokunuşu var diye o haşlanmış yumurtaları yemedim. Dolayısıyla yaz tatiliyle birlikte yumurtaları çöpe attım ve valizim elimde, ver elini tatil sevinciyle yürümeye başladım. “ Harman yerleri”  Harman zamanları dışındaki bu yerler,  biz çocukların hoşça vakit geçirdiğimiz yerlerdi. Bizim çocukluğumuz, yiğidin harman olduğu yerler demeyeceğim, yuvarlak topraksı zemin üzerinde, buğday başaklarının sapla – samanın birbirinden ayrıştığı, ekmek olma yolculuğunun hikayesinin yazıldığı toprak kokan zeminlerdi… Alın teri ve ekmeğin iç içe yoğrulduğu bereketin boy verdiği bir sabır işleme işiydi bu harman yerlerine değin süren emek serüveni…
Her dilde gülüşün, dünyamızın sabahlarına ne kadar güzel yakışıyor çocuk.”
Kısa bir dip not…  Depremden sonra babam ve benim bir ay gibi kısa bir süre içinde bir yol hikâyesi var. Benimle birlikte dört kilometrelik bir mesafedeki ilçeye okula beni getirip götürmesiydi. Belki de çok klasik bir cevap olacak. O yıllarda benim yaşlarda olan hiçbir çocuğun oyuncak bilyeleri yoktu. Köyün kenarından geçen bir derede, yaşıtımız olan çocuklarla birlikte yüzmek ve eğlenmek dışında. Çocukluğun kişiye göre farklı evreleri var, farklı güzellikler ya da çağrışımlar verebilen. Bana göre, çocukluğun en güzel yaşları yedi ile on bir yaş arasıdır diyebilirim.  Bu yaşlarda, çocukların gözleri cıvıl cıvıl…  Adeta oyun oynamak için kendini sokaklara attığı zamanlarıdır. Ha, şimdi çocukluğuma dönmek gibi bir niyetimin olmadığını söyleyebilirim. Muktedirler artık elinizi çekin bütün dünya çocuklarının yakasından… Çocuklar çocukluğunu yaşasınlar bu dünyada! Biz kocamış çocukların, dünyayı nasıl yaşanmaz bir hale getirdiğimizi, artık görmeliyiz çok geç olmadan. Bırakalım da, çocuklar oyun oynarken ellerindeki bütün balonlar patlasın, belki bir anlığına çocuklar korkabilir. Ama olsun en azında hiçbir ölüme sebebiyet vermez bu patlayan balonlar. Kocamış adamların yaptıkları balonlar, herkesi hatta bir coğrafyayı yerle bir edebiliyor. Gözümüzü açtığımız yerlerden çok uzaklarda olsak da, her zaman yaşadığımız yerlerden bir şikâyetimiz hazırdı. En az senede bir, doğduğumuz o topraklara tekrar gitmekti gönül gözüyle.  Ama yaşamın yoksunlukları ve direngenliği bu imkânın oluşmasına hep engel olacaktı. Artık şunu çok iyi biliyoruz ki,  şu anki sistem içerisinde, hiçbir çocuk doğduğu toprakların bir masum bakış hizasında bile, kendi toprağında yer bulamayacaktır…

Ali Şeker

 

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Mumdanadam

İçinizden biri

1 Kedi Uykusu

Seyahat, sağlık, şekersiz lezzetler ve dahası..

Benden geriye kalanlar

şiir,hikaye,deneme...

etik mi?

Başka ve Daha İyi Bir Moda Mümkün

boğaçhan dündaralp

basılı ve dijital medya arşivi “Düşünülen, yazılan, konuşulan, tartışılan, paylaşılan, yayınlanan, yayınlanmayan... mimarlık bilgimizin alanını genişletmek için kullandığımız, biriktirdiğimiz konuları içeren bu medya arşivini elimizin altında olsun, kolay ulaşabilelim ve yeniden paylaşabilelim isteği ile bu mekanda bir araya getiriyoruz.”

Derin Ben

Meditasyon ve Zihin, Denge ve Nefes

Farklipencereler

Biraz oradan, biraz buradan

Serkan Dinç

Kişisel Blog Sitesi

HISSEMUTFAGI

Borsa,Hisse,Yorum,Grafik,Eğitim,stock market,exchange,Hisse Senedi Teknik Analizleri Nasıl Yapılır, Borsa Grafikleri Nasıl Yorumlanır, Borsa Analizi Nasıl Yapılır, Hisse Senedi Grafiği Nasıl Yorumlanır, Bolinger Bandı,hissemutfagi,Borsa Eğitim Videoları,Borsa Eğitim,IBB,İSTANBUL,İMAMOĞLU

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

%d Bloggern gefällt das: