11 C
Hamburg
Montag, September 28, 2020
Start Home Uluer AYDOĞDU: LALE’LER DE ŞAŞIRIR

Uluer AYDOĞDU: LALE’LER DE ŞAŞIRIR

lale

Şiirden, şairden bahsedelim biraz. Hakikaten nedir şiir? Türkiye’de ‘birileri’ “şunlar şiirdir” diyor, öyle kabul ediyoruz. Diğerleri? Onlar şiir değildir, öyle bir saha ki etrafı çevrili, sıkıysa gir! Hemşerim yasakkkkk! Öncelikle icat ettikleri kitaba iman edeceksin, ama bu yetmez. Onların peygamberleri, havarileri, imamları var, onlara da iman edip inanacak ve asla onlardan şüpheye düşmeyeceksin. Anlayacağınız manda derisi, ne ışık işliyor ne soru. İşin kötüsü bir merci de yok onları havale edebileceğimiz. “Şiirsel adalet” falan hak getire…Kasıntılı, birer tanrıcık olma hallerini çekmektense uzak durmak daha iyi. Kuşkusuz Adam Sanat’da ya da Kitaplık’ta yazmak isteriz, ama oralarda yazabilmek için iman etmek de yetmiyor, insanın kanını da istiyorlar. Neyse ki kanımız hala çok değerli.

Şimdi şiir üzerine konuşuyorsak önce o şiiri dinlemek gerekir. Aslında şairler, kişiler önemli değil. Örneğin Nazım Hikmet. Zirvedir. Komünist bir adamdır. Şiirlerinde de bunu görürsünüz. Şiirlerini okurken bu düşünce ve duyguyu hemen alırsınız ve asla bundan şüpheye düşmezsiniz. Böyle birkaç şair daha var Türkiye’de. İlkeli adamlar. Sindirilmesi zordur. Ne yazık ki şiir piyasası (şiirin de piyasası vardır ve hatta yakında borsası falan kurulursa hiç şaşırmayın) birkaç dergiyle birkaç ağabey şairin fetvalarıyla yönlendiriliyor, tıpkı İstanbul borsasının da birkaç aile tarafından yönlendirilmesi gibi. Bu gerçek. Ticaret olmuş. Değişim değeri var şiirin. Biz ‘taşralarda’ falan oyalanıyoruz işte. Gözlerimizi dikmiş İstanbul’dan çıkacak kararları bekliyoruz. Bilmem kimin boynu vurula! Bu hiyerarşi öldürüyor bizi. Bunlar yazdıkları her şeyin tanrının sözü olduğunu sanıyorlar. Susuşları bile bir şeylere işaret eder, çoğu zaman gazaba… Geçenlerde (Hayvan, Ekim 2003, Sayı 17) Lale Müldür’ün bir şiirini okudum bir dergide, bunalıma girdim, ben niye böyle şiirler yazmıyorum diye: “La la la lah Kar yağıyor/La la la lah Her şey umutsuzluktan bembeyaz/Kar yağınca/ Bu gece gelmeyeceksin/ İnşallah!İnşallah!İnşallah!” La la la lah Müldür, güldür güldür şakıyor işte. İnşallah bir daha böyle şiir yazmaz. Aslında iyi şairdir, severim falan diyeceğim, ama içimden gelmiyor. Deneyi anladık da bir deney/sel’ine kapılıp da boğulmak istemiyoruz hani. Tamam, arada bir olur lale’lerin de şaşırdığı, bağışladık. Gönlümüz toprak kadar geniş, ama dayatmalardan da sıkıldık, ne sıkılması bezdik ulan, bezdik.

Neyse, biliyoruz şiir duygu işi değildir. Aslında ‘duyguculuk’ denen şey maddiliğin bir uzantısı, ama birbirlerini dışlıyor görünüyorlar. Kuşkusuz duygular başka bir şey ‘duyguculuk’ başka bir şey. Duyguların dumura uğradığı/uğratıldığı yerde baş gösteren bir şey ‘duyguculuk’. Her şeyin bu kadar maddi olduğu yerde zaten duygulardan söz edilemez, geriye ister istemez ‘duyguculuk’ kalıyor: Duyguların ters dönmüş imajı. Her an ve her yerde buna karşı durmak gerekiyor. ‘Duyguculuk’ maddi olanı destekleyen bir şeydir. Onun içindedir. Diğer bir deyişle niceliğin egemenliği tarafından paçavra haline getirilip insana sunulan bir şeydir. Karamsarlık mı? O da var. Ne yapıyoruz hakikaten? Öncelikle kapanmamak gerek, kapandıkça acılaşıyoruz. Tamam, sokakta kaç kişi şiir okuyor? Siyah beyaz diye baktığınızda hiçbir şansınız kalmıyor, dayatmalara açıksınızdır artık. Çok karanlık burası.

Ne bekliyorsun ki? Yaşadığın her yer kapkaranlık, ama birileri dayatmaya devam ediyor kent kültürü falan diye ya da lifestyle diyorlar bir takım züppelerin yaşam biçimlerine. Neonlar, pahalı ve şık restoranlar, bilmem hangi barın iç dekorasyonu üzerine minimalist yaklaşımlar… Tamam, birileri böyle yaşıyor, ama diğerleri? Diğerlerinin de bir seks hayatı var, öyle değil mi? Kötü beslenseler de yemek yiyorlar, oraya buraya gidiyorlar, müzik dinliyorlar, ama sen görmezden geliyorsun ya da onlar çirkin oluyor, sen güzel. Tek doğru siz değilsiniz. Dünya birilerinin birilerini hizaya getireceği bir yer değil. Kentsoylu kültür bu anlamda inanılmaz dogmatik geliyor bize. Bundan rahatsızız, yoksa bu kültürün varlığından değil. Yani herkes mis gibi kokmak istemiyor, öyle ya “ne kadar pis kokarsak o kadar iyi”.

Uluer AYDOĞDU

Vorheriger ArtikelNeue Künstliche Intelligenz-Projekte
Nächster ArtikelDuyuru: Konser

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Futbol: Süper Lig

- Demir Grup Sivasspor: 0 - MKE Ankaragücü: 0 Stat: Yeni 4 Eylül Hakemler: Arda Kardeşler, Mehmet Salih Mazlum, Mehmet Ali Akkor Demir Grup Sivasspor: Samassa, Erdoğan...

Fünf Projekte für innovative Lösungen in der humanitären Hilfe mit EU-Forschungspreis ausgezeichnet

Warnsysteme bei Bränden in Slums oder Flüchtlingslagern, Fernüberwachung von Wasserreservoirs, ein erschwingliches Telefonladegerät in Kombination mit einer Solarlaterne, Prothesen und Orthesen aus dem D3-Drucker...

„Bozkırın Tezenesi“ Neşet Ertaş Kırşehir’de müzikli söyleşiyle anıldı

"Bozkırın Tezenesi" olarak bilinen halk ozanı Neşet Ertaş, vefatının 8. yılında Kırşehir'de müzikli söyleşiyle anıldı. Neşet Ertaş Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen program öncesinde fuaye alanında...

Neue Zahlen zur Gleichstellung: „Die Trendwende ist noch längst nicht geschafft“

Am Freitag veröffentlichte der Senat den zweiten Hamburger Gleichstellungsmonitor. In diesem Monitor werden jährlich verschiedene Kennzahlen und Indikatoren ausgewertet, die darüber Auskunft geben, wie...