11.1 C
Hamburg
Sonntag, September 27, 2020
Start Home Ali Şeker: YAŞADIĞIMIZ ŞEHRİN YAZILARIMIZA YANSIMASI

Ali Şeker: YAŞADIĞIMIZ ŞEHRİN YAZILARIMIZA YANSIMASI

Oysa saatle hiç alakası olmayan gülüştüğümüz ve acı çektiğimiz
zaman dilimi hep yanı başımızdaydı. Ben, sen o ve biz, karışırken bu şehrin sokaklarına. “

sehir

Evet, sabahın ilk ışıkları toprağı öperken, uyanışlarımız farklı farklı olsa da, yeni bir sabaha hep birlikte uyanıyoruz. Sadece ayak bastığımız yerler, o kişinin özgürlük alanını belirler. Yaşadığımız şehrin yazılarımıza yansıması, “ yazı yazmak ya da okumak yalnız kalmak etkinliğidir. Kişinin, yaşadığı şehri gözlemleyip duyu yoluyla nesne ve varlıklar hakkında iç dünyasıyla içsel bir yolculuğa çıkartmasıdır bizleri. Hiçbir şey kendi başına bağımsız değildir. Bu evrensel doktrin, her şeyin birbirine ihtiyaç duyarak, yaşam mücadelesi verdiğini öğretir bize. İster kentte, ister kırda yaşayalım, yaşam bizlere artı ve eksi yönlerinin bir bütünselliği içinde kendini tanımlar. Yaşadığımız şehir, yazın düşün dünyasına olumlu olumsuz yönleriyle de besler kişiyi. Yaşayan ve direngen olan yaşadığımız bu şehirler, her zaman canlı ve diri akan insan kalabalıkları, yazara konu başlıklarını belirlemede önemli bir etken olurlar. Yaşadığımız şehirle korku ve umutlarımız birbirini tutmasa da, evrensel bir kompozisyon içerisinde yazılarını yazan bir yazar için, bu iyiye doğru giden bir itkidir. İnsan doğası gereği yaşadığı yerlere, çok çabuk adapte olan canlı varlıkların en mükemmelidir, diyebiliriz. Bir örnek, “ Dünya değişse de, güç hiçbir zaman değişmez. – sadece el değiştirir. “ İnsanın, gücü ele geçirdikten sonraki despotluğunu saymazsak! Ev ya da hane dediğimiz, kendi korunaklı duvarları arasında, kişi özgürlüğünü kullanırken hiç kimseye zarar vermeden, yaşaması bütün insanlık adına daha güzel bir deneyim olur. Yaşadığımız şehirler, biz yaşayanlara ve ölülerimize ev sahipliği yapmış, bu toprağın artık birer parçaları olmuşuzdur. Neticede böyle bir yazınsal ütopya her zaman nesnel düşünmek zorundadır, düşüncesini kendime daha yakın buluyorum. “ Yönetilen kalabalıkların korkuları birbirini tutarsa, toplumsal yaşamın ortak paydasında karıncavari bir güce dönüşebilir. “ İnsanlar yaşadığı kentle birlikte değişip dönüşür, dolayısıyla şu an bizler de yaşadığımız bu şehirle birlikte yaşıyor ve dönüşüyoruz. Gözlerimizi sevdiklerimizle beraber açtığımız bu şehirler, bizlere ev sahipliği yapmış ve yazılarımıza konu başlığı olacak binlerle ifade edilen onlarca çağrışım imgelemini vermiştir. Doğduğum yerin ve yaşamımı idame ettiğim bu şehrin bendeki yeri çok özeldir. Yaşadığım bu iki yerleşim alanı, bana anne sütü kadar çok yakın, bir o kadar da vazgeçilmez iki yaşam kapısı. Yüksek bir sesle haykırabilirim, içimde yer eden bu iki yerleşim alanını. “ Yaşadığım şehrin yazılarımıza yansımaları “ dediğimde ilk aklıma gelen şey, her kitap çalışmamda bana ayrı bir penceresini açmıştır bu yaşadığım şehir. Yaşadığımız şehrin yalnızlığını, katıksız bir mavinin yalnızlığıyla özdeşleştiririm, şiirin dizelerini örerken. “ Sırtımda som mavinin içindeki yalnızlık…” Gökyüzünde martıların aydınlığa çiseleyen kanat çırpınışları, kulaklarımda çınlıyor, özgürlük diye… “ Bu kadar kirlenmişliğe rağmen, o kentte yaşarken kaldırım taşındaki bir ayrık otun yeniden canlanışı, bana ne kadar aykırı olduğunu hatırlatır. Ve bu yoğunluk içinde, bazen geri adım attığım bir işin başlangıcın da tekrar önüme bakarak yürüme başlarım. Yaşadığım şehrin martıları, denizi, varoluşları “ varoşları – gecekondu “ şiirin imgelemi olarak bana eşlik ederler, denizin kusmuğuna dalıp çıkmalarıyla… “ Ne de çok severdik akşamüstleri toplaşan mahallelinin çay sohbetlerine davet beklemeden katılmayı, o eski komşulukların tadı hala boğazımda düğümlenir konuşamam. “ Kırk iki senelik zaman zarfında ne kadar çok eksildiğimizi anımsarım. Yol arkadaşlığı yaptığım ağabey ve yaşıtım olan arkadaşların yokluğu beni derinden etkiler. Ve yazılarımda bana, yol arkadaşlığı yapar, bu manzara manzumesi hüzün. Belki de, hepimiz için çok geçerli olan bir nedendir ağzı yüreğinde olmak deyimi!.. Yaşadığımız şehre ayak basmadığımız onca semtini görmeden göçüp gidiyoruz bir bir… Maalesef orta yaşlara geldiğimizde ise yaşadığımız yuvarlak dairenin git gide daraldığını görüyoruz. Evden dışarıya adım atmamız birkaç metreyi geçmiyor, şehrin kalabalığına akarken… Gün içinde birbirine aldırmayan bu kalabalıkların beş duyumuzu nasıl köreldiğine tanık olmak insanı ürkütüyor. Bakmasam, bu şehrin hiç görmediğim doğal güzelliklerinin ayrımında olmam. Çünkü yaşamın ahengine ayak uyduramadığımız, üstünkörü baktığımız binlerce karanlık noktamız var. Bir ilkbahar sabahında, çam ormanlarına ailecek yaptığımız bir kahvaltının sevinciyle uyanabilir insan. O an bu kentin nahoş olan bütün yansımaları gözümde silikleşir ve bu şehirle birlikte yaşadığımı hissederim. Kent ve insan, doğa, yaşam çelişkilerini konu alan, kalabalıkların birbirine aldırmayan, soğuk yüzlerinin onarılmaz somurtkan ifadesi bir konu başlığı olabilir yazılarımda. “ Yaşadığımız şehrin yazılarımıza yansımaları .” Bir düzyazı türünün ya da bir şiir dizelerinde kendine yer açabilir. Yukarıda da bahsettiğim üzere; yaşadığımız şehir ve sevdiklerimizle birlikte değişiyoruz, toplumsal yaşamın bir bütünselliği içinde. Toplumsal yaşam ve olaylar, yazarın dünyaya bakışını o yazın düşün insanın da düşünce izleğini belirler. İnsan yaşadığı şehir ve sevdikleriyle birlikte değiştiğine göre, yaşadığı kent ve o bölgenin ikliminden de etkilenmemesi söz konusu olamaz diye düşünenlerden biriyim. ” Bu sürekli değişen evrende… Yanlış olan şu ki, kendimizi eşi ve eşiti saydığımız, soyut devlet aklıyla yönetilmemiz. Ve biz yönetilenlerin kendini hep avutmasıydı. Hak, hukuk ve adalet adına… “ Her ne kadar farklı coğrafyalarda doğmuş ve ergenlik yaşının ilk adım atışlarıyla da olsa, yirmili yaşların ilk başlangıç günlerini yaşadığım, bu körfez kentini çok sevdim, oda beni her halükarda sevdi. Bu şehirde, dünyanın en iyi insanı diyebileceğim bir kadınla evlendim, çoluk çocuğa karıştım ve çocuklarımızın ardılları olan torun sevgisini bu kentte tattım. “ Deniz kıyısından ne kadar uzaklaşırsam, o adar da martılardan uzaklaşırım. O an o dakika kendimi, denize kıyısı olan bir kentte saymam. Sanki birkaç tepeciğe tünemiş bir gecekondu mahallesindeyim. “ Normal bir insan ömrünün, yarısını yaşadığım bu şehrin her anlamıyla yazılarımda yansımalarını görmek mümkün. Yoksulluğun bire bir bizlere dayattığı zorunlu bir göçün yoksunlukları canlandı gözlerimde bu kentin varoşlarında. Ve Ege ‘ nin körfez şehri güzel İzmir, lise yıllarımda ola ki eğer bir gün doğduğum bu toprakları terk edersem, ilk yerleşeceğim kent burasıdır, dediğim zamanlarda zihnime kazınmıştı. “ Yalnızlık; gözlerinde denizin buğusu, mavi bir çırpınıştı. Ağa takılan gümüşi bir renk.” Çam ormanların tepelere doğru yükselen eğilimi, kozalak kokusu ve hiç bitmeyen mavi renge el verme sevdası süsler insanın yazın düşünü… Rakımın sıfır noktasındaki deniz ve martıların, kent kalabalığına alışkın çocuksu hallerine tanık olmakta, güzel bir insani duygu… Bu körfez kentinin en çok sevdiğim yanı, küçük balıkçı teknelerin yanı başında hemen bitiveren, balıkçılara sırnaşan kedi sesleri ve martılar. “ Sokağın ahengine karışan en insani hallerimizin üstüne… Ötüşlerini soframıza bırakan martılar geçiyor, bir bir aydınlığın mavi ışıltısından. “ 1978 ‘ li yıllar, devrimci ağabeylerin düşünceleriyle pişmeye çalışan ve o doğrultuda hem teori hem de yaşam pratiğiyle, devrimci bir yaşamın ütopyalarını içselleştirdiğimiz, farklı bir dünyanın mümkün olduğunu önemsemiştik. Denizi tek başına geçmeye çalışan bir gencin ütopyasıyla büyümeye başladık. Atmış bir senelik ömrü doldurmaya çalıştığım bu şehir… Şu günlerde bile olumlu ve olumsuz yönleriyle, edebi bir eserde yazılarıma yansımaları her zaman konu başlığı olmuştur. Ve şimdi yaşamımı sürdürdüğüm bu şehrin, içtiğim suyu, sıcak iklimi, seküler yaşam tarzını, benim yaşamım üzerinde bir yansımasını görmek olasıdır. Yaşadığımız sokaklar, arada bir yanıp sönen sokak lambaları… Sokaktan her gün biraz daha çekilen çocuk sesleri ve gülüşmelerinin hepsi bende onarılmaz tatlar bıraktığını söyleyebilirim. Kentin çeperindeki tek katlı evler ve kırmızı kiremitleri hep bana özgürlüğü çağrıştırır, gökyüzünün mavisine el verecekmiş kadar yakın. Birde, yanı başımızda her geçen gün yükselen bu çok katlı ucube binalar olmazsa, daha iyi olur düşüncesinin toplumsal bir karşılığı olmasıydı. Doğaya uyumlu tek katlı bu evlerin etrafını dört koldan sarmaları oksijenini tüketiyordu, yaşamı bir fiil tüketen bu insanlar tarafından. Yaşadığı ilçenin sınırları içinde hiçbir esnafa faydası olmayan, zenginlik fobisiyle kümelen bu mahallelerin kendi insanına tepeye nazır yerlerden bakınmaları… Bütün alış verişlerini en lüks AVM ‘ lerden yapmaları ise işin farklı bir siyası boyutuydu bu çarpık kentleşmenin. Sandık sandık tepelemesine üst üste bindirilmiş bu devasa yapılar, var olan meşru iktidarların bir toplum mühendisliğiydi. Öznesi bu yerleşim alanların temel amacı, komşuluk ilişkilerini, birlik – beraberlik ve dayanışma duygusunun köreltildiği modern hapishanelerdi. “ Ve yine bir gecekonduda dokunsan duvarlar, eski komşuluklar tüter bir çay sofrasında akşamüstleri. “ Yaşadığımız şehrin sokak yüzleri eskidikçe, saçlarımızdaki saç tellerinin beyazlığı da aynı oranda artıyordu, her gün nefes aldığımız bu kentte. Yaşadığımız şehrin sokaklarından aşağı doğru inerken, “ büyük şehirlerin kardelen çiçekleri dediğimiz badem ağaçları “ bahara göz kırpan betona sıkışmış bir badem ağacının çiçeğe duruşunu ya da güneşe aldanışını, her Şubat ayında görmek mümkün. Arık Şunu çok iyi biliyorum ki, yaşadığım bu şehirde, doğanın çağrısını yavaş yavaş bekliyor olacağım.

Ali Şeker

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Deutschlands schönste Seiten im Herbst entdecken

Reiseexperten von Dertour geben Tipps für Urlaub im eigenen Land Ein paar Tage am Meer, in den Bergen oder in einem charmanten Städtchen verbringen –...

Check-Up için sakın geç kalma erken gel!

Erken teşhis hayat kurtarır ALMANYALILAR - Özellikle kanser gibi ciddi hastalıkların erken teşhisinin hayat kurtardığı, sık sık ispat edilmekle birlikte erken teşhisin baş aktörü check-up...

Hamburg Airport schließt die Erneuerung des Hauptvorfelds erfolgreich ab

Fit für den Flugbetrieb der nächsten Jahrzehnte Es ist geschafft – nach viereinhalb Jahren Bauzeit und exakt im Zeitplan ist das Vorfeld 1 am Hamburg...

Futbol: UEFA Avrupa Ligi

Galatasaray'ın da aralarında bulunduğu 34 takım, play-off turuna yükseldi UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turu maçları sona erdi. Avrupa futbolunun kulüp düzeyindeki iki numaralı organizasyonunda play-off...