7.5 C
Hamburg
Samstag, September 26, 2020
Start Home Uluer AYDOĞDU : Şair varoluşun eşiğinde konuşur 

Uluer AYDOĞDU : Şair varoluşun eşiğinde konuşur 

Gaston BACHELARD, MEKANIN POETİKASI isimli kitabının  girişinde “Ruh, şiirsel imgeyle kendini ortaya koyar”, diyerek  ben’in ötesindeki ‘şey’e dikkat çeker. Bu ‘şey’ varlığın ta kendisidir. Buradan hareketle “Şairin varlığın eşiğinde konuştuğunu”, söyleyerek aslında “dolaysız varlıkbilim” alanını incelemek istediğini belirtir.

Bu bir öneridir, öneri olduğu kadar da bir iddia. Öncesinde ve sonrasında ‘şiir sanat değildir’ var. En azından ben böyle diyorum. Sanat kurumsal bir şey, oysa şiir öyle değil. Toplumsal sahanın ‘içselleştirdiği’ bir şeydir sanat ve insanın bu saha içindeki gerçekliğini verir bize. ‘Gerçekleşmekte olan gerçekliğini’… Bir anlamda da görüntüyü. Yansıyan ne kadar hakikattir? Benim sormak istediğim soru bu. “Buradan metafizik çıkar”, diyecektir birileri. Fiziğin ‘ötelediği’ bir şeydir metafizik. Tıpkı ‘ben olmayan yığınlar içinde bir ben olan kişinin’ diğerlerini ötelemesi gibi. Burada bir tepki var. Oysa toprak yağmuru karşılar, tepki vermez. Tepkinin olduğu yerde ise deneyim yoktur. James Joyce,  SANATÇININ BİR GENÇ ADAM OLARAK PORTRESİ’nde genç kahramanının ağzından “Ey yaşam, hoş geldin! Milyonuncu kez gidiyorum karşılamaya deneyimin gerçekliğini, ve dövmeye ruhumun örsünde soyumun yaratılmamış vicdanını.” derken bunu diyordu. Bu doğrultuda sanat varoluşun ötelendiği bir ‘ben gösterisi’dir.

sair
Şiir bu gösteriden uzaklaştıkça ortaya çıkacaktır. Bu anlamda şiir bencil olamayacak kadar VAROLUŞÇULDUR. VAROLUŞÇUL’u, ilk defa burada, asıl, öz ve adil anlamında öneriyorum. Balıkçıl balıkla beslenir, bencil benle, VAROLUŞÇUL ise VAROLUŞLA… VAROLUŞÇUL olmak varlığa düşkünlük göstermektir. Diğer bir deyişle asıl, öz ve adil olana. Gerçekleşmekte olan gerçeklikle birlikte VAROLUŞA dair anlamında.

Kuantum fiziği, atom altında görülmeyen, ölçülemeyen ama olduğu varsayılan parçacıkları kabul eder. Olduğu varsayılan parçacıklar VAROLUŞLARI zorunlu olan şeylerdir. Diyeceğim o ki eşyanın görüntüsü ölçü değildir. Eşyanın görüntüsünü ölçen bilim aslında eşyanın enva-i çeşit olasılığını sınırlayarak ölçüm yapar. Diğer bir deyişle seçenekler sınırlandırılmıştır. Bu anlamda elde ettiğimiz bilgi de sınırlı bir bilgidir.

KIERKEGAARD, Korku ve Titreme isimli kitabında ‘sonsuzluk şövalyelerinden’ bahseder, müthiştir.

Hz. İbrahim, oğlu İshak’ı kurban etmek üzere Moria Dağı’na çıkarır. Sorgusuz sualsiz bir teslimiyetle… Bir an bile olsun tereddüt etmeden. Bıçağı çektiğinde ise İshak’a kavuşur.

Gökyüzü çileğiyle bataklık arasındaki mesafedir bu:. “Meğerse bataklıktaymışız / Serin otları olan kırlara gelince anladık.” Gerçekleşmekte olan gerçekliğin içinde anlayamayız bunu  “Nasıl olur böyle bir şey” diye sorarız. Biz, VAROLUŞÇUL olana bir sıçrayış olarak kabul ediyoruz bunu. KUANTUM SIÇRAMA!…

Hölderlin, Deliliğin Arifesi’nde aynı, şaşmaz sıçrayışla hareket eder. Nerval, Kleist, Nietzsche, Becket, Yunus Emre, Mevlana…Sıçramak isteyenlere öneriyoruz.

İnsan sıçrarken ‘gerçekleşmekte olan gerçekliğin’ çekimi ile aşağıya doğru çekilir, ama bu insanlar trajedinin koyulaştığı, aşağının ‘bir dip fonksiyonu’ olarak sertleşip acımasızlaştığı an’da çoktan, çok önceleri yukarıya fırlattıkları bilinçlerine tutunarak hareket ederler. Hayali, ama bir o kadar da hakiki bir iple…Gerçekliğe göre bu imkansızdır, hayaldir, ütopyadır. Oysa imkansızı isteyen en büyüktür.

Sıçramak, ‘gerçekleşmekte olan gerçeklik çekimi’ne karşı koymak demektir. Nedir bunlar? Ahlak çekimi, doğruluk çekimi, ‘böyle gelmiş böyle gider’ çekimi, sürü çekimi…Bütün bunların insana merkezden uzaklaşmama anlamında bir yörünge verdiği kesin: Onlara yaşıyor demeyin, onlar düzenin dairesinde dönüyorlar. Bütün dayatmalarıyla hareketsiz duran kapitalizm, böylece yığınları hareket ettirir. Oysa bilinen bir şeydir: Eşya kaosa eğilimlidir. Entropi…

Merkezden uzaklaşmayı, yörüngeden kurtulup kaybolmayı göze alanlardan biri de Gerard de Nerval’dir. Ütopyalar oluşturup uzayda oraya doğru çekilerek hareket eder. Varlığının gücüyle. Gravite. Gravite’yi, mekan ve zamanda VAROLUŞUN imkan ve kabiliyetiyle hareket etmek anlamında kullanıyorum. Bu insanlar bir ütopyaya fırlattıkları bilinçleri tarafından oraya doğru emilip çekilerek yol alırlar. Önemle üzerinde duruyorum. Kendilerinden hareketle oluşturdukları rüyaya doğru akarlar. Yaratıları budur. Hayalin, rüyanın, ütopyanın çekim gücüyle oraya doğru çekilirler. Aslında görünmez toz tanecikleridir onlar. Billurdan. Sevgiyle söylüyorum.

Uluer AYDOĞDU 

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Bundesregierung beschließt Eckpunkte zum Schutz der Industrie

Die Bundesregierung hat Mittwoch die von der Bundesumweltministerin vorgelegten Eckpunkte zur Sicherung der Wettbewerbsfähigkeit deutscher Industrieunternehmen beschlossen. Im Rahmen des nationalen Brennstoffemissionshandels können künftig...

Futbol: UEFA Avrupa Ligi – Galatasaray: 2 – Hajduk Split: 0

Sarı-kırmızılı takım, play-off turuna yükseldi Stat: Türk Telekom Hakemler: Craig Pawson, Lee Betts, Ian Hussin (İngiltere) Galatasaray: Fatih Öztürk, Linnes, Donk, Marcao, Emre Taşdemir (Dk. 80 Elabdellaoui),...

„Etat 2021 soll Klima schützen und Wirtschaft stärken“

Bundeswirtschaftsmnisterium erhält mehr Mittel für Zukunftsinvestitionen, Klimatechnologie und Pandemievorsorge Das Bundeskabinett hat heute den Regierungsentwurf des Bundeshaushalts 2021 einschließlich des BMWi-Etats beschlossen. Dieser sieht...

Almanya’da askeri istihbarat başkanı görevden alındı

Almanya'da Askeri İstihbarat Teşkilatı Başkanı (MAD) Christof Gramm'ın, görevden alındığı bildirildi. Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada 2015 yılından bu yana MAD Başkanı olan Gramm'ın görevinden...