ALMANYALILAR

Ali Şeker: 12 EYLÜL DARBESİNİN EDEBİYATIMIZA YANSIMALARI

Soluğun daralsa bile, hayatta kalmanın bir yolu her zaman vardır…

12 Eylül’ün sadece edebiyatımıza var olan yansımalarından bahsedecek olursak, toplumun diğer dinamiklerinin sorunsalını biraz da es geçmeye benzer bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Sol – sosyalist, demokrat kesimlerin üzerinden buldozer misali geçen 12 Eylül’ü eksik yönleriyle ifade etmek olur, diye düşünmeden edemiyor insan… Dünyada hiçbir şeyin kendi başına yaşamını idame etmesinin mümkün olmadığı bir gerçeklikten yola çıkarsak, her şey bir zincir halkasının iç içe geçirgenliğiyle birbirine bağlıdır, yaşamın bütünselliği içinde. Toplumların geleceği; iktidar, siyaset, edebiyatta da şu an yazılanın yanı sıra, kalabalık sessiz yığınların belirlediği bir gerçektir. İster sivil iktidarlar olsun, ister postallarla gasp edilen sandık demokrasilerinde olsun, siyaset ve edebiyatta, bu iki alanın içine gönüllü eklemlenmesiyle birlikte, geleceği belirleme gücüne sahip doktrinler arasına girer. 12 Eylül darbesinin toplum ve edebiyatımız üzerindeki yansımalarını irdelersek, 1968 – 1978 kuşağının dünyada esen sol rüzgârın da etkisiyle, özgürlüklerin ete kemiğe büründüğü ender yıllardı.

Darbe günlüğünün birincil hedefi, bu kuşağın devrimci – ilerici, demokrat – yurtsever gençliğini her anlamıyla bertaraf etmekti. Ve kanımca bunu da çok iyi başardığını görüyoruz. Şu an yaşadığımız Türkiye fotoğrafına bakmakta fayda var. Otuz dokuz senelik siyaset alanını, edebiyat – sanat alanını, görsel – işitsel alanı nasıl etki alanına alarak, bütün demokratik kazanımları nasıl sönümlendirdiğini, ırkçı – muhafazakâr, milliyetçi – tekçi bir devlet anlayışına evirildiğine hep beraber tanıklık ediyoruz. Ulus devlet olma anlayışını benimseyen iki temel kimlik dışındaki, diğer aidiyet ve halkların inanç kimliklerinin ötelendiği bir hukuk anlayışının sınırlara hapsolmuş, siyasi çıkmazından bahsetmek mümkün. Zaten darbe atmosferini oluşturan temel öğe, kendi ulus devleti sınırları içinde yaşayan çoğulcu kimlik ve inançları tekçi bir bakış açısıyla baskılamak istemesidir.

darbeciler

12 Eylül hapishane gerçekliğinden bir iki cümlede olsa ifade etmezsem, bana göre bu dosya yazısı bir yanıyla eksik kalır. Metris, Mamak, Diyarbakır gibi büyük cezaevlerinde sayısız işkence metotları denendi. Diyarbakır cezaevinde 14 kişi açlık grevlerinde yaşamını yitirdi. Yine darbe hukukunun cisimleşmiş pratiğine göre, tahminen 1500 kişinin idam edildiği öne sürülüyor. Yine insan vicdanını yaralayan, 12 Eylül darbesinde 17 yaşında idam edilen Erdal Eren… Otuz dokuz yıl sonra o masum çocuksu gözleriyle bizleri sorguluyor, ben suçsuzum çığlıkları arasında vicdanlarımızı kanatırken… Bu bir utanç vesikası olarak, bu ülkede darbe geleneğini yaratanların boyunlarında hep asılı kaldı, otuz dokuz sene sonrasında da… 12 Eylül darbesinin edebiyat- sanat ve gençliğin geleceği üzerindeki yansımalarında, bir yüz senelik yapılanmanın, gerici faşist bir eksene eklemlendiğini bugünden görmemek somut gerçekliği bir yönüyle de ıskalamaktır. Sokakta sürüleşmiş kalabalıkların halklara ve inançlara karşı nasıl hasımane bir linç kültürüyle ( tarih ) büyütüldüğünü her gün yaşayarak görüyoruz, sokaklara canlı canlı akarken. Aynı gerici faşist blok bilincinin edebiyatımızın üzerindeki etkisini yok sayamayız. Türkiye’de siyasi partiler, sendikaların, gazetelerin kapatılmasını, toplumsal vicdanın can simidi olan, bütün kurumların bir bir kapatıldığı bir dönemde, edebiyatta bu yaşanan gerici faşist dikta rejiminden fazlasıyla payına düşeni alacaktı.

Türkiye’de direngen örgütlü diğer toplum kesimlerinin, binlerle ifade edilen insanımızın, başka topraklarda mülteci durumuna düştüğü ve de düşürüldüğü karanlık bir süreç… Ülkesini toprağını terk ederek yabancı ülkelerde yaşamak zorunda bırakılan insanımızın toplumsal dramını unutmak olası değil.. Kendi gerçek sorunlarını görmezden gelen iktidarların her on senede bir şapkalarını alarak, adeta askeri bir darbeyi davet etmeleri olarak da okuyabiliriz, o an ki siyasetçilerin basiretsiz tavırlarından… 12 Eylül ‘ ün bir bütün fotoğrafına baktığımızda, onca ölüm – kan, gözyaşı, sürgünle, vatandaşlıktan çıkarılma travmalarını toplumun her kesiminin misli misli aldığını düşünürsek, on iki Eylül tahribatını daha iyi anlamış oluruz. Edebiyat ve düşün dünyasının o zaman yayımlanan kitapları arasında, darbe hissiyatına uygun düşmeyen kitaplar etkilendi. Bu çerçevede yasaklanan en az yüze yakın kitap olduğunu üzülerek söyleyebiliriz. Birkaç örnek vermemiz gerekirse edebiyatımızda, 12 Eylül darbe yıllarında yasak getirilen birkaç kitap ismi… 1 – Fikrimin İnce Gülü – Adalet Ağaoğlu / 2 – Yürümek – Sevgi Soysal / 3 – Yarın Yarın – Pınar Kür / 4 – Küçük Kara Balık – Samed Behrengi / 5 – Rengârenk – Can Yücel / 6 – Vatan Haini Değil Vatan Dostu Vahidüddin – Necip Fazıl Kısakürek. / 7 – 835 Satır – Nazım Hikmet / 8 – Medarı Maişet Motoro – Sait Faik Abasıyanık . “ kaynak Pan Yayınları. “ Yine bunun yanında dünya edebiyatından da, yasaklanan bazı yazar ve kitapların ismi; 1 – Türlerin Kökeni – Charles Darwin / 2 – Hayvan Çiftliği – Gerorge Orwel / 3 – Don Kişot – Miguel de Cervantes / 4 – Bülbülü Öldürmek – Harper Lee. “ kaynak Kidega Kitap. “

Sinema sektöründe En az 1000 ‘ e yakın film sakıncalı bulunup yasaklandı. Suya sabuna dokunmadan kendi ülkesindeki hak ihlallerini, yaşanan onca katliamlar için kalem oynatmayan, yazdığı roman, şiir, öykü ve sinemasında yer vermeyen bir edebiyat – sanat alanında, 12 Eylül’ün yansımalarını görmek pek mümkün. Yer altı edebiyatının popüler kültürle birlikte revaçta olduğunu söyleyebiliriz. Bunu sinema dilinde ve de TV kanallarında görmek olası. Birilerinin ceplerini zoraki dolduran durağan iktidar aklı… Ve de 12 Eylül darbesinin edebiyatımıza yansımalarını kitap fuarlarındaki kısmi kuyruklarda, kitap fuarlarının nasıl kilitlendiğini hepimiz görüyoruz. Öznesi 12 Eylül ‘ ün edebiyat – sanatın dışında da, bir fiil toplumun bütün yaşamını ters yüz eden yeni bir yapılanmaya da zemin yaratmıştır. Bugün yaşadığımız sosyal – siyasal – kültürel iklim 12 Eylül ‘ ün bir parçasıdır. Kısmide olsa 12 Eylül ‘ ün yansımalarını eleştiren edebiyat kitapları ve sinema filmlerinin yapıldığını biliyoruz, ama ne kadarını yansıtabildikleri konusunu gelecek kuşakların kritiğine bırakalım, diye düşünüyorum.

On iki Eylül’ e giden sürecin ayak izlerinin ilk kilometre taşları henüz atılmamıştı. O karanlık yıllarda henüz edebiyatla haşır – neşir olmadığım bir dönem… 1977 -1978 öğretim yıllında liseyi yeni bitirmiştim. Ailemin yoksul olmasından dolayı hep birlikte Ege’nin güzel kentlerinden İzmir’e göç ettik. Varoşlarda harçla – borçla aldığımız bir göz odada, altı kişilik bir nüfusla yaşam mücadelem başlamıştı. Sıradan bir lise mezunu olmaktan öteye, hiçbir el becerisi olmayan bir gencin, on iki Eylül’ün faşist diktatörlüğün cenderesine sıkışıp kalan, işsizlik, yoksulluk, elektriksiz, susuz günlerine eklemlenen içine kapanık, bir dönemin başlaması oldu, benim için… Dolayısıyla o yıllarda edebiyatla henüz yollarım kesişmemişti. Türkiye’de yaşayan her genç gibi benim de hayallerimin sinema üzerine yoğunluk kazanmasıyla birlikte, yönümü İstanbul’a çevirdim. Ve orada beş sene zaman dilimine denk gelen bir süreç, dört – beş siyah beyaz televizyon dizilerine kadar uzanan bir figürasyon işlerinde oyunculuk dönemim oldu. Tabii ki, devam niteliği olan birkaç güzel sinema projeleri de beni bekliyordu. Ama bir noktadan sonra gerçek yaşamın farklı boyutuyla yüzleşmem gerekiyordu, elimin daha somut bir şekilde ekmek tutması gibi… Yalnız başına olmadığımı kavramıştım, bir ailemin varlığıyla beraber. Toplumların politik yaşamında, ister sivil, ister askeri darbe dönemleri olsun, her iktidar kendi hukukunu, kendi siyasal, soysal, ekonomik alanını kendi belirliyor. O perspektifte, edebiyatını, görsel işitsel, sözlü sanatını kendi koyduğu kurallar çerçevesinde belirler. Sizin de bildiğiniz üzere şöyle bir deyim var, Bir halkın nasıl yaşadığını öğrenmek istiyorsanız, dinlediği müziğine bakın! On iki Eylül darbesinden sonra, , müzik ve sinema alanında, iki çeşit furya aldı başını gitti. Arabesk ve seks furyası o günkü gençliğin üzerine adeta uyuşturucu etkisi yarattı. Kendini halk üzerinden muktedir gören egemenler tarafından apolitik bir gençlik, edebiyat ve sinema sanatıyla, darbe hukukuna göre şekillendirildi. Bunun yanında edebiyat-sanat bu sancılı süreçte, olumlu olumsuz anlamda beslenerek yoluna devam ediyordu. On iki Eylül faşizmine rağmen düşün ve yazın dünyası da toplumcu gerçekçi bir edebiyatla, kendini bu yaşananlardan geri tutmuyordu. Sinema da kendi alanında dünya çapında ses getiren nitelikli filmleri kendi mutfağında üretiyordu. Türkiye’de siyasi parti, sendikaların ve toplumsal işlevi olan bütün kurumların bir bir kapatıldığı bir dönemde, haklı olarak edebiyat düşün dünyası da bu yaşanan karanlık süreçten fazlasıyla payını aldı, yasaklan onca kitapla… Bir birey olarak bende, On iki Eylül’ün yansımalarından payıma düşeni, işsizlik ve yoksulluk içeren günlerin, arabesk ve seks kokan kokusunu fazlasıyla alacaktım… Sosyal, siyasal, kültürel hiçbir etkinliğin var olmadığı bu darbe günlerinde belli bir bocalama süresinden sonra, için için şiirin tınısına kapılarak, kendimce şiirler yazmaya başladım. Tabii ki, lise yıllarında hatırı sayılır resim çalışmalarımı kara kalemle çizmeye başladım. Bu çalışmalarıma uzunca bir süre devam ettim. Sinema sektörüne geçmemle birlikte, resim yapmanın yerini, şiire bıraktığını gözlemlediğim anda da, bende saklı kalan şiirler cisimleşmeye başladı…

………………………………………………

Kimdir,bu sabah karanlığa giren?
Bakıyorum da, parmaklar bir bir yerinden kalkmaya başladı.
İlkokula yeni başlayan çocukların can telaşıyla…
Bu şölenli ve sancılı döngüde, doğası gereği bileri onurlandıran
Karanlıkla – aydınlık henüz yeni yer değiştirmişken…
Kimdir, bu sabah sabah karanlığa giren?

Ali Şeker

 

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

MAVİ YOL

Mavi ; gökyüzü kadar sonsuz, deniz kadar huzurlu, bulut kadar özgürdür.

Fas Hakkında

Fas Hakkında genel Bilgiler

Genç İşsizler Platformu

#MezunİşsizBorçlu

Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü

Türkiye'nin İlk Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü | Turkey's First Archery Research Institute

yogikbeslenme

Doğanıza Uygun Yaşama Rehberi

Ulucinar

Gönülden gönüle...

ŞİİR İKİZ

BİZ BİRİZ

Farklı Bakış Açıları!

tartismaci.com olarak genellikle gündemde olan konuları farklı bir bakış açısı ile ele alır, tartışırız. Çünkü tartışmak ve sorgulamak doğru bilgiye ulaşmanın en şeffaf yollarından biridir. Buna ek olarak sadece gündem de olan konuları değil ilginç ve unutulmaya yüz tutmuş konuları da ele alırız.

VERİMLİLİK VE BAŞARI STRATEJİLERİ

Başarı Tesadüf Değildir

turuncumtrak

Truncumtrak'ın Dünyasına Hoşgeldin

%d Bloggern gefällt das: