Werbeanzeigen
Dienstag, Juli 14, 2020
Start Kultur Uluer Aydoğdu: Çilliplopom

Uluer Aydoğdu: Çilliplopom

Başta her şey bütündü

annemin memeleri, gökyüzü, kuşlar.

1

Efendim, raks eden kaos uyrukluyum ben

kendini var ettikçe var olup var oldukça var eden ısıl bir hayvan.

 

Tam anladım

tam kavradım derken başka bir şey oluyor dünya

hobaaa, yeniden

çabam inatçıdır benim karanfil kokan

huyumdur, ne yapayım.

 

Aldı ipini koparan uçurtma:

Boş versene, anlayıp da ne yapacaksın kâinatı

çıplaklığı mayhoş bir elma gibidir sevgilinin

bahar gelmişse hele bir de.

 

Yedi Nisan İki Bin Bir’de

aşkın köründe uyanıp

rüzgarlar kralı Aeolus’un refakatinde

iki meleğin uçurduğu bir otobüsle

uzay-zamanda bütün gece yol aldıktan sonra

İzmir’e gelişini hatırlıyorsun.

 

Körfezde yabancı bir dilde yazılmış gibi uçuyordu martılar.

Şiirdir inşallah

dün gece yin-yang oynayan çocuklar gördüm rüyamda

eşik cinleri, sıçrama tahtaları

aha işte annem sesleniyor:

Kahvaltı hazır, at hazır, yollar hazır

aha işte kalbimi şiirlerle yunup

çocuklar gibi kişneyerek ütopyalara girişiyorum Ankara’da

sapanın gerilişiyim, taşın vınlayışı

yıllarca aynı tarafımın üzerine yattıktan sonra

korkak tarafımın

yerleşik tarafımın.

 

Bir keresinde

köprünün birinin

sana çilliplopom,  çilliplopom diye seslendiğini hatırlıyorsun

çilliplopom, büyük deden Tahsin Ağa’nın gravotu dediği gravite ile

bir yörüngeden başka bir yörüngeye bükülmek demekti

meşk halinden Mecnun’a doğru faz değiştiriyordun mesela

yaprağın dalından ayrılış vaktiydi bir çalımla

başkalarına karşılayamayacağı toplar atmadın hiç

oyun sürsün istiyordun çünkü

değilse yapayalnızdın, bir anlamı yoktu mavinin

değilse nefes alıp verir gibi ping-pong oynayamazdı Çinliler

belki de en çok buydu çilliplopom

bütün sorulara verilebilecek yegane cevap

biz kimiz, çilliplopom

hayatın anlamı ne, çilliplopom

niye hiçbir şey yok da bir şey var, çilliplopom.

 

Eğrelti otu olmuşluğun da oldu geçmişte

dünyanın yapım ve tamir işinde çalışan bir zerre

gelişigüzel bir oyun bu

elinde dalgalanmalardan

elinde savrulup sürüklenmelerden başka bir şey yok

çilliplopom, çilliplopom.

 

Kasılmalarım kasılmak değil, yay

ben, ben değilim, ok

ortasında girdapların

ortasında ummanın, savrulmaların

ortasında yoldan çıkmaların salgıladığı enzimlerin

ortasında uyanıp kalınca vay anasına yeniden görmeye başlayan maddenin

ben şimdi buradan çeker giderim

bir büyük buradan gitmenin içinden geçip

ok gibi yaya kurulur

ok gibi atılır buradan giderim

gerginliğim fırlatma rampasıdır

böyle iyiyim

kuşlara doğru bükülmek çok iyi

arayadurun siz

ben buldum

varoluşsal bir açlıktır bulduğum

ben şimdi kendimi imha eder

buradan çeker giderim.

 

Göğe şiir ve cüret dayamış ısrarım ben

gelecek güzel günlerin iç buhranı

karanlığa kızmadan aydınlığa sevinmenin şekli şemalı

alacalı ve sıracalı bir memleketim var kaburgalarımın altında

çilliplopom, çilliplopom

 

Bin sekiz yüzlü yıllarda bir kuzgundun Amerika’da

bir pazar günü Poe’nin şiirine doğru süzülüşünü hatırlıyorsun

Kleist’ı, Holderline’ı, Ergin Günçe’yi

diğerlerine göre Nietzsche’nin ne kadar uz görüşlü bir bulut olduğunu.

 

Kara delik diyorlar

uzun ince bir geçitten geçtim de geldim bu rahme

-ene’lkalprahmanirahim

uğrak yeridir kalbim, kalbimden

uzay gemileri havalanır

yolumu aydınlatır

sararmış, göç hazırlığında yapraklar

bir gölgeli tarafıyım dağın bir aydınlık tarafı

aha işte hep yin-yang diye geliyor zarlar.

 

Dalgalıdır etim, etimden imha sesleri yükselir

cana kıymanın ve yaratmanın erbabı sayılırım ben

aşılması gereken bir çit

aha işte kendi canına kıyıp kendini yaratma içgüdüm işbaşında

ölümcül olduğu kadar gülümcül çalımlarla

benim varoluş sevgim budur işte.

 

Aldı varoluş cini olduğundan hiç kuşku duymadığın Mephisto, Goethe eliyle:

“Hep yadsıyan o ruhum ben

çünkü oluşan her şey,

yok olmayı hak eder” diye

uçsuz bucaksız bir ovayı

pattadan önüne bırakıvermişti bir sabah

bunu hatırlıyorsun

o ovada gezinirken

“doğum, dışa ölmekse

içe doğmaktır ölüm”, demiştin sen de.

 

Bir dalgalanıyordum bir dalgalanıyordum ki

anında buluta, çiçeğe, geleceğe dönüşebilen bir şeydim işte, şey

göndere, en yukarıya çekip yaralarımı

orada, o kuşların altında esas duruşta beklemişliğim

buyurun

limanlara gemi

gemilere liman getirdim.

 

Savrulup gitmektir şiir

sürüklenmek bir ufkun peşinde, harcanmak

heyhat, imhayı bekliyorum.

 

Timsahlarla zebralar da bir ırmağı bütünler zaten.

Uluer Aydoğdu

Werbeanzeigen

Almanyalılarhttp://almanyalilar.com
Online Magazin. Unparteiisch, Objektiv und Aktuell.

Kommentar verfassen

- Advertisment -

Most Popular

BM uyardı: Açlık artıyor; hedefler tutturulamayacak

Dünyada neredeyse her 10 kişiden biri kronik açlık içinde yaşarken, son yıllarda açlık sorunuyla karşı karşıya olan bireylerin sayısının düzenli olarak artması dikkat çekiyor 7,7...

Altmaier spricht mit neuem emiratischen Minister für Industrie und Hochtechnologie Dr. Sultan Al Jaber

Bundeswirschaftsminister Altmaier hat gestern in einer Videokonferenz mit dem neuen Minister für Industrie und Hochtechnologie der Vereinigten Arabischen Emirate, Dr. Sultan Al Jaber, gesprochen....

Why Don’t the Top Fashion Designers Wear Their Own Clothes?

We woke reasonably late following the feast and free flowing wine the night before. After gathering ourselves and our packs, we...

Spring Fashion Show at the University of Michigan Has Started

We woke reasonably late following the feast and free flowing wine the night before. After gathering ourselves and our packs, we...

Recent Comments

Metin Yetişen on Ayşe Yılmaz Yetişen: Sevdam
Hürmet Kırmızı on Ayşe Yılmaz Yetişen: İnadına
davut aksen on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on Urlaub – Tatil
Mükremin Yorar on DOMiD im Filmporträt
Mükremin Yorar on “Sadece Alman” Kiracı
Mükremin Yorar on Türkiye´de Las Tesis
Mükremin Yorar on Cem Karaca – Almancılar
Mükremin Yorar on Wohin mit der Deutschen Bahn?
Mükremin Yorar on 9 ayda 88 saldırı
musa bobur on Çocuklar Sana Emanet
ismail Firdevsoglu on Sabahattin Ali: Kuyucaklı Yusuf
%d Bloggern gefällt das: