ALMANYALILAR

Şair Ali Şeker: KADIN VE EDEBİYAT

Elinde çekiç tutan nasıl ki, her şeyi çivi olarak görebiliyorsa, elinde kalem tutan yazın insanı da, sokağa akan kadın devingenliğinden beslenerek eserlerinde, kadını her haliyle tasvir etmiştir. Her şeyin kendi zıddıyla yaşam bulduğu bir dünya gerçekliğinde, kadın olmadan edebiyat yapmanın hep bir tarafı eksik kalacaktır, diye düşünüyorum.

Ali Püskülüoğlu‘ nun “ Türk Dili ” dergisi roman özel sayısı ( Temmuz 1964 ) için hazırladığı “ Türk Romanları Kısa Kronolojisi “ 1872 Tarihli Taaşşuk – i Talat ve Fitnat ‘ tan günümüze deyin kadın bütün benliğiyle, edebiyat eserlerinde hep var olagelmiştir. Bazen bir ana, bir sevgili, bir cariye, bir genel ev kadını, bir yar, bir dost, bazen de bir işlik yerinde çalışan, toplumda eşit bir yurttaş olarak “ kadın “ edebiyatta farklı karakterlere can – kan olmuştur. Yazarın ütopyasının belirlediği çerçeve içinde yerini almıştır. 1881 tarihli, Ahmet Mihtat Efendi imzalı Hep On Yedi Yaşında, Kamelyalı Kadın kimliğiyle bizimle birlikte nefes alıp vermiştir. Henüz cinselliğin seçim yaşına gelmeden bedeni satılan, bir kız öyküsü hala trajik anlamını koruyor. 1890‘ ların sonundaki İstanbul ‘ da dönem için o kadar cesur aşk içten içe varlığını hissettirmiştir. Aşk – ı Memnu, Eylül, Huzur. Safiye Erol Kadıköy’ ünün romanını yazmış. Yine bir kadın ve erkeğin o güzel romanlarında aşk İstanbul ‘ un gözde semtlerinde böylesi rastlaşmalar, birbirini görmelerle başlar. Kaynak: “ İstanbul Hatıraları Kolonyası – Selim İleri.

2

Osmanlı döneminde kadın konaklar ve yalılara kapatılmış, haremde – selamlıkta kadınların büyük bir bölümü yemek-içmekle yetinen bir nesneye dönüştürülmüştü. Yani öznesi kadını edebiyatta tasvir eden eserler dünde vardı, bugünde yaşama her yönüyle canlı – dipdiri akan “ kadın “ yinede olacaktı, edebiyat dünyasında. İç ve dış dünyanın kapıları sonuna kadar kadına açılmıştı, beyaz sayfalar arasında… Anadolu ‘ da kendini iyiden iyiye hissettiren, ataerkil ve egemen cinsiyetçi toplum yapısı çok güçlü bir hukuk oluşturduğu yıllarda… Büyük Usta Nazım Hikmet: erkeğin “ çubuk – güç ve bel “ olarak ifade edildiği bir döneme dair, aynı oranda kadın isminin silikleştiği, çok yönlü bir açmazı, ozan duyarlığıyla kadın ve erkeğin var olan sınırlarını çizmiş, şiirsel bir dille. Çift çubuk işlerini gören öküzlerle kadını aynı potada eriten siyasal – toplumsal yapıları irdelerken, ironi yapmayı da unutmamış üstat… Dolayısıyla kaleminden bu dizeler dökülüveriyor. “ Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen. Ve soframızdaki yeri, öküzlerimizden sonra gelen kadınlarımız. “ Artı – eksi, dişi ve erkek üzerine inşa edilen bir doğa sistematiği içerisinde, birbirini yiyerek, yenileyerek, değişim – dönüşümü güç dengesine göre değil de, devamlılığı esas alan bir süreklilikle yoluna devam eder. “ Zıtların birliğinde yaşam vardır “ düşüncesinden hareketle, elektrik akımında bile, artı ve eksi elektronlar bir enerjiye dönüşür, biri olmadan diğeri hiçbir işe yazamaz. Dolayısıyla artı ve eksinin, güç ve güçsüzlüğün birbirini tamamladığı bir yaşam gerçekliği, zıtların birliği üzerine inşa edilmiştir. Ataerkil bir toplumda, at- avrat – silah üçlemesinden bu yana hala kadınlar öldürülmeye devam ediliyor. 365 gün her güne en az dört – beş kadın cinayeti düşüyor, bu topraklarda… Bir toplum düşünün ki kadını bir atın kuşamı üzerinden, kadını ateşli silahla eş değerde gören bir paradigmayla da, kadını da aynı derecede metalaştırmış ve cinsel obje olarak toplum dinamikleri arasına bırakıvermiştir. Tabiidir ki, kadın ve edebiyat dediğimizde, yer-yer kadını oldukça yeren ve küçümseyen romanlarda kaleme alınmıştır. Ama bunun yanında kadın yazarların dünya çapında ürettiği onca eserlerin varlığı da bilinen bir gerçektir. Kadın yazarlarımız, yazınsal çizileriyle edebiyatımıza çok haklı olarak farklı pencereleri aralayarak, emekleriyle sanatsal üretimlere imza atmışlardır. Kadın ve edebiyat dediğimde ilk aklıma gelen kadın şahsiyetlerden biri Aslı Erdoğan ‘ dır. Dünyanın en iyi yazarları sıralamasında 50 ‘ i yazar arasında, takdire şayan üretimlerle yerini almıştır, Türkiye ve dünya edebiyatında… “ Gökyüzü yaşayanlarınsa, toprak ölülerindir. Bir bakış kadar gökyüzü, bir beden büyüklüğünde toprak. “ Aslı Erdoğan… Yine kadın şair olarak hafızalara kazınan bir isim, Didem Madak. Didem Madak, bir kadın duyarlığıyla erkek egemen, baskıcı toplumlara karşı meydan okumayı şiirlerinde seçmiştir.

Boş ol. Boş ol. Boş ol
En azından dört kadın alır şiirim daha. “ Baskıcı toplumlara karşı kadının sesi soluğu olmayı vurgulayarak, ezilen kadının yanında olduğunu hissettirmiş, bir kadın edebiyatçı. Haklı olarak Gülten Akın ‘ da edebiyatta, gerçekçi – toplumcu bir şiir izleğiyle yerini hala koruyan kadın edebiyatçılarımızdan biridir. Yine Şennur Sezer ‘ de toplumcu gerçekçi bir kalemle şiirlerini, emek titizliğiyle ören kadın edebiyatçılarımızdandır. Kadın ve edebiyat dediğimizde; İsmini sayamadığım, sayı olarak binleri bulan binlerce kadın edebiyatçı var, bu coğrafyada…

Can Yücel ‘ in genelev kadınına bir çocuğun saf temiz masumiyetiyle, kapıları açılan ilkokul çocuklarının gözlerindeki ışıltıyla kadını, sokağın hareketliliğine bırakmıştır.

Dudaklarını boyadım, saçlarını taradım
Gözleri cıvıl cıvıldı
Yeni dağılmış ilkokul çocukları gibi. “

Yine şiirin has insanı Cemal Süreya, ergenliğe adım atan bir genç kadını tasvir ediyor, aydınlık ve özgürlüğün kendi ellerinde olduğunu betimliyor.

Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir gün ışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük. “

Kadın ve edebiyatın uzun soluklu farklı bakış açılarıyla daha iyi anlaşılacağını umut ediyorum. Geleceğe iz bırakan onca edebiyat insanı, kadına dair ister roman, ister şiir ve ister hikâyelerinde olsun, kadın nezdinde “ kadına “ kutsiyet atfederek onura etmişlerdir.

Doğada her şeyin birbirini tamamladığı gibi, her şeyin doğanın bir parçası olduğunu da doğa her defasında bizlere anımsatıyor. Edebiyatı kadınsız düşünmek olası değildir. Yaşama her alanına dipdiri ve canlı akan, artı doğurganlık gibi onurlu bir meziyeti olan dişi bir varlıksız edebiyat, çorak bir toprağa benzer. Dolayısıyla doğanın bütünselliği, içinde devingen olan “ kadını – anayı “ hiçe saymaktır. Nasıl ki, karanlıkla – aydınlık belli coğrafyalarda bir tam günü paylaşabildiği gibi, bazı coğrafyalarda ise yılın yarısını veya belli ayların yarısını bir döngü ve ahenk içinde paylaşabiliyorlar. Bırakın kadınsız edebiyatı, kadınsız bir yaşamın olamayacağına ön görmek mümkün değildir. -Değil diyenlerin arasında şimdiden yerimi alıyorum.- Toplumsal yaşamın içerisinde günlük hikâyeleri, şiir roman veya tarihsel alt yapısı olan, mitselleşmiş masallarda her zaman bir kadın karakteri vardır. Ve kadın varlığının elle tutulup hissedildiği, edebi eserlerde başköşede “ kadın “ her zaman yerini almıştır. Ya roman anlatıcısının kaleminde, ya da şairin şiirsel tınısında bir birey olarak karşımıza çıkmış. Veya kentin karmaşası içerisinde, bir işlikten belediye otobüsüyle eve dönen bir Fatma kadın tasviriyle, kentin çeperlerine okuru, bir yer sofrasına, misafirliğe götürmüş. Bir fabrikanın paydos sesiyle, alın terinin kendine olan özgüvenini bizlere duyumsatmış, özgün bir hikâyede kadın bizlere yarenlik etmiş, edebiyatımızda. Yirmi dört saat diliminde, iyilikle kötülüğün kol kola yürüdüğü gerçek yaşamda, kadınla erkeğin biri olmadan diğerinin nefes almasının olanağı yoktur. Toplumsal yaşamda kadın her alanda erkekten bir adım öndedir, doğurganlığı ve acıya karşı olan iradesi, erkeğin iradesinden kat be kat güçlüdür, savı bilim insanlarınca kanıtlanmış bir olgudur. Doğa; doğurganlık ve kadın birbirine benzer tezatları oldukça fazladır. Doğanın belirlediği kurallar içerisinde devamlılık nasıl esassa, yaşamın kendini tüketirken de yenileyen çağrısı içinde, kadında devamlılığı ve doğurganlığı ile yaşam süren ender varlıklardan biridir. Bizim gibi toplumların değer yargılarına göre, toprak ana tabiri, kadına atfedilen, kadın nezdinde onura edilmiş bir gönül makamıdır. Ana kavramıyla da kadın, adeta toplumsal bir hafızada ortak bir duygu, ortak bir vicdan abidesidir. Kadın özgülünde kadına atfedilen çokta deyim var, toplumların beleğinde, ana, tanrıça, sıtar, birde artı bir değer üretmesiyle de toprakla özdeşleşmiştir adeta. Onun içindir ki, kadınsız edebiyat, gece ve gündüzlerin olmadığı, tam bir günün tatsız ve tuzsuzluğunu bizlere duyumsatır. Kadın ve doğa uyum içinde edebiyatın vazgeçilmez ikilisini oluşturur, doğurganlıklarıyla…

..

Evin eşiğinden sokağa adım attığımız andan itibaren, sokağa, caddeye, bir işlik yerine farklı farklı, capcanlı ve diri insan öyküleriyle, tepeden – tırnağa yaşamın içine akarız. Yaşamın içselleştiği bir ütopyada ne anlatırsak, ne yazarsak, her zaman yaşamın bir tarafı hep eksik kalacaktır. Ve hep kalmaya da devam edecektir.

Ali Şeker

Değerli şairlerimizden Ali Şeker bu yazısıyla aramıza katıldı. Ona da hoş geldin diyor, edebi çalışmalarında başarılar ve kolaylıklar diliyoruz…

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: