27.6 C
Hamburg
Samstag, Juni 19, 2021
StartHomeOn the Waterfront – Rıhtımlar Üzerinde

On the Waterfront – Rıhtımlar Üzerinde

Filme geçmeden önce daha iyi anlaşılabilmesi için kısa birkaç açıklama zorunlu. Sendikalardaki çürümeyi anlattığı iddia edilen filmin bulunan çözüm yolu da yoz ve apolitiktir aslında. Bir kere filmin yönetmeni de Soğuk Savaş yıllarının başlangıcında Holywood’daki cadı avı niteliğindeki komünist suçlamasıyla soruşturulup, meslektaşlarını ve arkadaşlarını ihbar etmesi sonucu ancak ismini yasalar nezdinde temize çıkartabilenlerdendir. Ama ezilen halkların ve gerçek sinemaseverlerin vicdanında sonsuza kadar adi ve alçak bir suçludur. Böyle zihniyette birinin sisteme yalaka ve dalkavuk film yapmasından daha doğal ne olabilir. Bakmayın siz bizim mal sinema yazarlarının filmi öve öve bitirememelerine, politik açıdan umutsuz bir film karşımızdaki.

ABD’nin New Jersey eyaletinde dahası Hoboken limanında filmimiz başlar. Hadi bakalım boksör, diye gaz verilen Terry Malloy (Marlon Brando) mafya tarafından tuzağa düşürülecek arkadaşı Joey’in evine gidip ona çatıya çıkmasını bağırır. Çatıdan aşağı atılacağını bilmeyen Terry daha sonrasında da zerre kadar vicdan azabı göstermez. Rıhtıma egemen çetenin ve oradaki hayat koşullarının kendi raconu vardır. O da Johnny Friendly (Lee J. Cobb) ve adamlarının dediklerini yapmak. Johnny ve çetesi rıhtımdaki sendikayı ele geçirmişler, dediğim dedik takılmaktadırlar.

Liman işçileri örgütsüzdür. Bu küçük çeteye karşı güçsüz ve çaresizdirler. Devlet ve yasalar, çete ne derse odur. Çatıdan atılan Joey’un kardeşi Edie Doyle (Eva Marie Saint) ağabeyi gibi Terry’nin çocukluk arkadaşıdır. Peder Barry (Karl Malden) ve Edie rıhtımda kirli sendikanın adamlarının işçileri nasıl aşağılayarak çalışmak için birbirleriyle kapıştırmalarına şahit olurlar. Edie burada Terry ile yıllar sonra yeniden ilk defa karşılaşacak ve ikili arasında bir yakınlaşma olacaktır.

Bu arada çeteye kafa tutan Peder Barry milleti kiliseye davet eder. Genel durum değerlendirmesi yapacaklar, bu gidişata nasıl dur denileceğini konuşacaklardır. Çete toplantıya katılıp muhbirlik etme görevini Terry’e verse de elleri sopalı adamlar toplantıyı basacaklar ve katılımcıların hemen hepsini dayaktan geçireceklerdir. Örgütsüz ve sınıf bilinçsiz işçileri bir rahibin Hristiyanlık propagandası yaparak örgütlemeye çalışması oldukça gülünç bir ironi. Gerici kilisenin sınıf savaşındaki tarihinde en küçük bir ilericilik göremezsiniz ama Kayserili yönetmen bu konuda da kendisini epey hırpalamış, yine de zerre kadar inandırıcılığı yok.

Şüphesiz eski boksör yeni sığır Terry rolündeki Marlon Brando olağanüstü bir oyunculuk sergiler. Ayrıca işbirlikçi, bencil, sorumsuz bir çete üyeliğinden gözleri açılan ve gidişata dur deme cesareti gösterebielcek düzeye gelmesini oldukça başarılı bir biçimdeki performansı gözden kaçmaz. Ama onu bilinçlendiren Edie ve Barry ile takılmasından ziyade ağabeyi Charley Malloy’un (Rod Steiger) da çete tarafından katledilmesi olacaktır. Hele filmin finalindeki Cüneyt Arkın muhabbeti rezaletin tavan yamasından başka bir şey değildir. Bizim apolitik işçi lideri çeteyle boks yapar, yenilir ama liman işçilerini bir patrondan kurtarıp başka bir patrona peşkeş çeker. Biz de ulan şu Holywood gibisi yok, ne de harika filmler yapıyorlar ha der, yerli sinemacılarla taklit üstüne taklit ve kopyalara doyamayız. Sadece kitaplar değil, filmler de aptal insanın bilinçlerini törpüleyip köreltebilir, her türlü özgür ve eleştirel bakış açısından uzaklaştırabilir. Hatta bu filmdeki gibi Oscar dahi alabilirler.

1954 yılı yapımı On the Waterfront – Rıhtımlar Üzerinde filmini zamanın FBI muhbirliği yapan Elia Kazan yönetmiş. Senaryoda adı geçenler Budd Schulberg, Malcolm Johnson ve Robert Siodmak. Bazı oyuncular Pat Henning, Leif Erickson, James Westerfield, Tony Galento, Tami Mauriello, John F. Hamilton, John Heldabrand, Rudy Bond, Don Blackman, vs.

16.05.2019

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular