Mississippi Burning – Mississippi Yanıyor

0
1

Mississippi Burning – Mississippi Yanıyor

Film bir lavaboda başlar. Muslukların üstündeki tabelada beyazlar ve renkliler diye yazmaktadır. Siyahilere o zamanlar aslında filmdeki gibi kibar olsun diye renkli değil küfür ve hakaret olsun diye zenci denildiği bir dönemdeyiz. Bizde de hâlâ siyahilere zenci denmesi ırkçılıktan başka bir şey değildir. Cahil olmak sizi bundan kurtarmaz. Lavabodaki musluklar dahi ayrımcılığa ortaktırlar. Ama akan su değil. Akabinde ahşap bir evin ve bir ağacın yandıklarına şahit oluruz. Bu arada dualar edilip beni yönlendir, diye Tanrı’ya yakarılmaktadır.

Kuş uçmaz kervan geçmez ıssız bir yolda gecenin bir vakti bir araba gitmektedir. İçinde üç genç yorgun ve bitkin görünmektedirler. Arabadan kısa bir süre sonra aynı yolda üç araba daha belirir. Kısa bir süre sonra gençlerin arabasına arkadan iyice yaklaşır ve rahatsızlık vermeye başlarlar. Sürücü bir yandan panikleyen arkadaşlarını yatıştırırken diğer yandan eliyle geçebilirsiniz, işaretleri yapar. Ama takipçilerin onları aşıp geçmek veya onları rahat bırakmak gibi bir dertleri yoktur. İkide bir arkadan tampona bindirip dururlar. Ürkütücü takip bir süre devam eder. Gençler hızlanır arayı biraz aşsalar da takipten kurtulmaları zordur. Birden arkadaki araba polis lambasını arabasının tavanında döndürmeye başlayınca gençler dururlar. Polisten kaçılmaz, diye düşünürler. Durduklarında arkalarından gelen arabadan inenler önce gençlere Yahudi oldukları için hakaretler eder, sonra da siyahilere yardım ediyor suçlamalarıyla söylemediğini bırakmaz. Birkaç saniye sonra da öfkeli, kızgın ve nefret dolu bir ırkçı tabancasını çekip üçünü de öldürür.

1.jpg

Böylelikle 1964 yılında ABD’nin güneyindeki Mississippi eyaletinde olduğumuzu öğreniriz. Arabanını birinde iki FBI ajanı amir Alan Ward (Willem Dafoe) ve Rupert Anderson (Gene Hackman) kendi aralarında konuşurlar. Biraz eski ile yeninin çatışması, biraz iyi polis kötü polis aktörlerini çağrıştırırlar. Filmin başında katledilen üç genç insan hakları savunucuları için eyaletin Manolya kentine gelmişlerdir. Ajanlardan Rupert bölgede doğup büyümüştür, halka yabancı değildir. Alan ise üniversite mezunu akademik bir ajandır.

Filmin geri kalanı bence tam bir kovboy filmi. Kovboy filmlerinde ne kadar sistem eleştirisi, iyi sinema, başarılı kamera, ciddiye alınacak konu olabilirse bu filmde de o kadarını bulabilirsiniz. FBI’ın o zamanki şefinin insan haklarına ve savunucularına ne kadar önem ve değer verdiği tarih kitaplarında. Bu filmin dayandığı gerçek hayatta katledilen gençlerin hikayeleri de.

Günlerden bir gün Hamburg St. Pauli’de bir kült barda yanında kadın korumalarıyla karşılaştığım Alan Parker ile aslında tam da bu filmi konuşmak istemiştim. Ama oldukça agresif korumaların müdahaleleri ile oracıkta bulunan bir karta sadece imzasını almakla yetinmeye razı olmam tavsiye edilince bizim tanışma sohbeti başlar başlamaz bitti. Kart günlüklerimin birinin arasındadır sanıyorum. Bu karşılaşma ile ilgili birkaç not aldığımı hatırlıyorum. Aradan yirmi yıl geçmiştir eminim. Yıllar sonra bu filmi yeniden izleyip böyle negatif değerlendireceğim aklımın kıyısından geçmezdi.

Irkçılığın dehşetengiz boyutlarını birkaç geri zekalıya yüklemek, ırkçıların örgütünü yerel küçük bir hareketmiş gibi yansıtmak, hele ki FBI’ın siyahların koruyucu melekleri olup, onların da filmde sadece Tanrı’ya dua edip kurbanlık koyun gibi cellatlarını beklemeleri insanın ve o memleketin doğasına aykırı biçimde anlatılması garip durmuş. 1960’lı yıllarda yükselen bir siyahi akımın ve FBI’ın bunlarla acımasız mücadelesi yine devrimci mücadeleler tarihine geçmiş vaziyette. Bir ustadan uyduruk bir film diyebiliriz. Aksiyon sevenler ama kesin beğeneceklerdir.

1988 yılı yapımı Mississippi Burning – Mississippi Yanıyor filmini Alan Parker yönetmiş, senaryoyu ise Chris Gerolmo yazmış. Oyuncuların bazıları Frances McDormand, Brad Dourif, R. Lee Ermey, Gailard Sartain, Stephen Tobolowsky, Michael Rooker, Pruitt Taylor Vince, vs.

19.03.2019

Werbeanzeigen

Kommentar verfassen