15.5 C
Hamburg
Montag, Juni 21, 2021
StartHome„Hamburg´da Edebiyat“

„Hamburg´da Edebiyat“

„Hamburg´da Edebiyat“

Genel eleştiri bu sıralar çok hızlı yazdığım, zırt pırt kitap çıkarttığım konusunda. Halbuki genele vurulduğunda otuz beş yılda sekiz kitaba çok demek, el insafa davet çıkartır. Uzun yılların birikimi ve emeği son yıllarda kendi ritmini belirli bir geçiş süreci içinde farklı bir kaba sokuyor denilmesi gerçeğe daha yakın olanı olacak. Nice büyük ustayla kıyaslandığında yapılanın lafının bile edilmeye değmeyecek kadar henüz yetmediğini söylemek mümkün. Çok yazmanın değil daha çok nitelikli, kaliteli ürünler vermek gerekliliği burada asıl konuşulup tartışılması gereken. Onu da zamanla yakalayacağımız konusunda iyimser olmamız gerek.

Hemen her yıl bir veya birkaç ürünle metropol kenti daha bir zenginleşiyor. Kimin hangi ritmle ne denli hızlı veya yavaş yazdığı her yazarın kendi bileceği bir iş, kimseler karışmamalı. Koşullar ve zemin olgunlaştığında her yapıt kendisini gerçekleştirmeye mahkum. İrdelenmesi gereken soru yine burada ne yazmalı, yazılanın ne olduğu üzerinde yoğunlaşmalı. Buralarda yaşayıp başka diyarları yazanlar da var, ya da tam tersine uzaklardan buraları anlayıp kavradığını iddia ederek, buraları yazma işine koyulanların da olduğu gibi.

Genel görüntü itibarıyla memlekettekiler için Almancı bir yazar. Pazarlanması zor. Tanınmayan biri, sevilmesi, benimsenmesi, satış piyasasında konumlandırılması olanaksıza yakın boyutlarda. Adam bir de inatçı ne reklam ne de edebiyat ajansına olur veriyor. Almanya için ise göçmen bir yazar. Almanca bile yazmıyor. Yazsa da işe yaramaz, kimi niçin ilgilendirsin göçmenlerin hayatı? Zaten Almanya’nın refahını ve mutluluğunu gaspetmek için kalkıp buralara gelmişlerin bir de hikayelerini okumak, onlar için hiç mi hiç çekici değil. Ne olacak bu yazarın, böylesi edebiyatın hali? “Hamburg´da Edebiyat” tam da bu koşulları anlatıyor, bu türden sorunları irdeliyor, kendince soruyor, yanıtlar bulmaya vermeye çalışıyor:

Böylesi bir şehirde edebiyat nedir, onunla kimler neden uğraşır, neler yapilabilir, neden göçmenleri bu edebiyat denilen şey ilgilendirmelidir, geleceğin çocuklarının genel durumu, sivil toplum kuruluşlarının hele hele en çokta adlarında kültür ve kalkınma isimleri bulunan yapılanmaların edebiyata nasıl da böylesine sahip çıkmalarının gerçek nedenleri, siyasilerin ve medyanın lakayt ve ilgisiz ama bazende pragmatist yaklaşımlarının gerekçeleri gibi bir dizi açıklamaya yanıt bulmak mümkün. Kimin ilgi alanına girer, kimi hangi sınırlarda genel kültür bazında da olsa ilgilendirmelidir, herkes kendince daha iyi bilir. Uzmanların ilgi alanı sanıp uzak duran yanılır, bu hayat hepimizin, her bir karesi, her türlü görüntüsü, sesi, rengi ile beraber.

Her yapıtın başlı başına kendi öyküsü, ham ve olgunlaşma süreci, kafada şekillenme, sonrasında yazılma ama bazende yazarken ortaya çıkması olasılıkları, tahmin, reel gerçeklik, elle tutulur gözle okunur somut emek ve enerji her yazarda farklıdır. Her sözcük hastası onunla herkesin bilmediği nice oyunlar oynar, en iyi dansı kendisininkilerin yaptırabileceğini sanar. İnsanlık tarihinde ama yazının yer tuttuğu, değindiği konuların çokluğu ve benzerliğini anladıkça yazdıklarının ufacık şeyler olduğunu anlar. Kibir ve burnu havada olmanın her sanatçının dogal hakkı olsa da rağbet görmemesi gerektiğine önce kendisini inandırır. Bilginin ve ustalığın alçakgönüllüleri sevdiğini bilmeyenimiz yok.

Karmaşık, değişik, zengin süreçlerden geçiyoruz. Bir yandan on yılların alışkanlığı, okumaya ve kitaba mesafeli hatta temkinli tutuyor. Diğer yandan değişen nesiller ve alışkanlıkları kitabın, para verip kitap satın almanın zengin tüketim toplumunda yaşanılması, hissedilip doyumsanması gereken sıradan bir davranış olduğunda inat ediyor. Hem memlekettekilerden, hem yerlilerden katbe kat uzakta Almancılar, hem okuma alışkanlığı, hem de kitabı tüketme babında. Şükür kitap, yayınevi, depo tükense de ne okur, ne de Fethi Naci ustanın dediği gibi insan tükenmiyor. Okur da, yazar da böylesi verimli topraklardan fışkırıveriyor. Koşulları biz yaratmıyoruz, aksi bir durum sözkonusu, o ağır, zor, çekilmez ve dayanılmaz koşullar bizi ortaya çıkartıyor, sancıtıyor, meydana ve dile getirip ilham bile veriyor. Bu anlamda donanımımızın sağlam olduğunu söylemek abartı sayılmamalı.

Göçmen doğası gereği edebiyatçıdır. Onu sever, yapar, en çok o sahip çıkar. Çünkü yalnızlığı, içinde bulunduğu koşullar, bir türlü dile getiremediği acılar, özlemler, suskun sessizliğin dile getirilmesi onun günlük yaşamının hemen her anında onunla yanyanadır. Bunun duygusal bir temenniden çok reel sosyal ve cografi gerçeklikle direkt bağı sözkonusu. Artık onlarda kendi içinde, aralarında okumayana, kitapla öyle veya böyle bir bağı olmayana, evine kitap sokmayana, oturma ve yatak odasında kitaplığı olmayana işe yarar biri gözüyle bakmıyorlar. Gelenek cehaleti yargılıyor, kapıdan içeri bırakmamak istiyor, içerideki her türlü izini ve kalıntısını kendisinden uzaklaştırmak için çırpınıyor.

Son altı yılın ilginç deneyimi acı ama yutulması zor gerçeği solcuların kitap okumadığını veya çok az okuduğunu ispatlıyor. Bunun hayatın ve dünyanın her yerinde olmadığı bir gerçek, ama Hamburg gerçeğide çırılçıplak orta yerde duruyor. İstisnalar bu toplulukta da kuralı bozamıyor. Ayrıca bunun suçlamadan çok bir saptama olduğu gözönünde bulundurulmalı. Üzücüden öte rahatsızlik veren bir saptama, ben bu konuyu tekrarladıkça rahatsız olanlar artıyor, bendeniz ise rahatsızlıklarımı dışa vurmakla meşhurum, içe atıp hasta olmamı beklememeli kimseler. En azından şahsi izlenimlerim onların kitaba uzak ve yabancı durmaya devam ettiklerini gözlediğim yönünde. Bu solcu yaftalı bağnaz ve gerici anlayış kırılmalı, bu ölü dalga tersyüz edilmeli. Bu utanca ortak olunmamalı.

Gerici, sağcı, yobaz diye aşağılanıp küçümsenen insanların kitaba aç kurtlar gibi saldırması ise düşündürüyor. Nedir bu paradoks kafa yormaya zaman yok. Çok bilmişlerin bilinen tavırlarını az bilmişler alçakgönüllülükle, en iyi bildiğim şey çok az şey bildiğimdir, diyerek gözümüze sokuyorlar. Cehaletin bu anlamda ideolojisinin bulunmadığını söylemek orta yolculuk olmamalı. Kitap, bilgi, edebiyat herkese, her kanata, her sınıfa, insana lazım. Sizinkilerin de, bizimkilerin de kitapsızları, ona uzak ve mesafeli duranları can yakıyor, onarılmasi zor zararlara, yaralara yol açıyorlar. Eskiden edebiyat mı vardı diyenlere acımanın dışında başka bir şeyler de yapılabilmeli. İnatçı ve kararlı bir dille döne dolaşa anlatıp tekrarlamak, yine de okuyun, oku demek görev gibi bir şey.

1.jpg

“Hamburg´da Edebiyat” edebiyatı, bu şehirdeki izdüşümlerini karınca kararınca bugüne kadar ele alınmadığı boyutlarıyla, göçmenlerin cephesinden derinlemesine incelemeye çalışan alçakgönüllü bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir. Arkasını yeni kuşak yazarların, edebiyatta daha donanımlı gelecek nesillerin getirecekleri, sıfırın altından alınan, bulunan yakalanan mevzileri daha üst noktalara çıkartacakları muhakkak. Siyasilerin, futbolcuların, reklamcıların edebiyatın bayrağını daha da yukarıya yükseltmeleri için kendilerince gerekçeleri yok. Bu vazife daha çok buranın, burali edebiyatçılarına düşüyor. Bu anlamda aynayı, ışığı, feneri kendimize tutmak zorunluluk.

Yazar geçinen, kendisini öyle gören ve gösteren her birimizin ana görevleri arasında salt yazmak, anlatmak, yazınsal eserler yaratmak gelmiyor, okumak, okutmak, kitabın, okumanın propagandasını ve teşvikini de yüklenmek şart. Öbür türlüsü bencillik ve işin kolayına kaçmakla eşanlamlı. Süreç ne kadar karmaşık olursa olsun tanrı zaman bu işte ne kadar kararlı olunduğunu, ciddi anlamda bu işe soyunanları, sergilenenlerin ne denli uzak noktalara ulaşabileceğini bu işte samimi ve inatçı olanların omuzlarına yüklemiş gibi. Pes etmek yok. Bu göl maya tutar, tutacak. Almancı bu göçmen kimliğiyle insanlık tarihinde yerini çoktan aldı. Ne onu, ne de yaşanmış kesiti geriye döndürmek olanaksız. Yaşanılanlar, tanık olunanlar, anlatılanlar bu işin malzemesi, baharatı oldular. Zaman da yazarın yanı sıra okurdan yana da akıyor. Her şey, hepsi edebiyatın yüksek çıkarları için.

Kırk kişiyiz dedik. Birbirimizi biliriz dedik. Nedense ufak konularda dahi biraraya gelmemiz her geçen gün biraz daha zorlaşıyor dedik. Bunun nedenlerinin yazar cehaletinden, kibir ve kıskançlıktan kaynaklandığını, hiçbirimizin diğerinden daha üstün, daha iyi, daha olumlu koşullar altında olmadığını defalarca yazdım söyledim. Bir de kitaba dökülsün, kalıcı olsun, gelecek nesillere genel durumumuz hakkında yansımalar, izler kalsın izledim. “Hamburg´da Edebiyat” bu noktada da bir çok anektodla tıka basa dolu. Ne kadar reddesek de, farkına dahi varmasak da birbirimizden etkilendiğimiz, birbirimizi etkilediğimiz ortada. Bu anlamda daha çok üretmek, bunun teşvik edilmesi, her yeni yapıtın bir diğer yazarı ve ürünü motive etmesi umut ve sevinç verici. Zamanla çok daha verimli, üretken, kalıcı ortaklıklara imza atılacağı, kolektif hareket yeteneği ve çabalarının artacağı ortada. Her başlangıç sancılı olurmuş, bizler daha işin başındayız.

Sabırlı olmak, kararlılık, inat ve sebatla diretmek bu kuru, çorak, meyvesiz toprakları yeşerir hale getirmek, meyve vermesine önayak olmak, sulamak, gübrelemek, ihtiyacı olan ışığı, güneşi almasına vesile olmak tam da bura edebiyatının, göçmen edebiyatının o bilinmez, yeni, sonunun kimselerin kestiremeyeceği mecralarda seyir etmesinin ortaya çıkartabileceği resimleri yavaş yavaş yerli yerine oturtuyor. Bunun da uzun yıllara sarkan bir ön hazırlığının olması, üretken koşullarının yetişip olgunlaşması bir süreç sorunuydu.

Şahsen o karmaşık, karanlık ve bilinmez süreci ben geride bıraktığımıza inanıyorum. O kadar uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle geriye, birkaç yıl öncesine dönüp bakıldığında edebiyatın, öykünün, roman ve şiirin, denemelerin, biyografilerin bu şehirde katettiği yola bakmak çok şey ifade ediyor. Yazar, üreten, bir kere bunun tadına bakan biri istese de duramaz artık. İyimser olmak için al sana bir neden daha. Gelecekte daha ala, daha renkli, daha zengin yapıtların bizleri beklediğini şimdiden söyleyebiliriz.

2.jpg

“Hamburg´da Edebiyat” bilançoları, geri dönüp bakarak bu güne kadar alınan yolu gösterse de genel içeriği bu değil. Daha çok çıraklık döneminin ürünleri olarak değerlendirilebilecek yapıtların değerlendirilmeleri tam da o sürecin içerisindeyken aynen bugün yapıldığı gibi yapılıyor. Kesintisiz olarak yazıya, yazmaya devam, şimdiye kadar yayınlananların üretilenlerin dörtte biri bile olmadığı yine bir çok şahitlerce biliniyor. Değinildiği gibi marifet çok yazmakta değil, sağlam ve kalıcı yazılarda, okunur nitelik ve kaliteyi içeren, keyif veren, iç karartmayan, heyecan ve umut veren, insanı düşündüren anlatılara bulaşmakta.

Yazdıklarımızın ne kadarı kime ne veriyor, henüz bu seviyeye gelmedik. Hamburg´da okuduklarından kimin ne anladığını, anladıklarını kamuoyu ile paylaşma kültürü henüz göçmenler arasında yok. Zamanla bunları yazılı, ciddi boyutlarıyla değerlendirenler, eleştirenler, yerin dibine sokan, el üstünde tutan, yerli yerine oturtanlar da olacaktır. Asıl ortalığın o zaman şenleneceğini şimdiden görebiliriz. Zira eleştiri bir tek hayatı güzelleştirmiyor, yazıyı, anlatıyı da güçlendirip sağlam temeller üzerinde yükselmesine neden oluyor.

İlginç bir yenilik bazen yolda, işte, sokakta, alışverişte, bir eğlencede, etkinlikte karşılaştığım tanıdıkların, dostların, akrabaların, arkadaşların dayanışma arzularındaki dayatmaları. Değinmemek elde değil. Elime cebime para sıkıştıranlar, bir yazarı tanıyor olmanın verdiği rahatlık ve samimiyetle dayanışmada bulunmak isteyenler, bütün yapıtlarımı kendisine yapacağım bir ziyaretle satın almak isteyenler. Teşvik edici, motive edici laflar, yardımlar, destekler. Hepsine tek tek ne kadar teşekkür etsem az sayılır. Müthiş bir enerji veriyorlar. Garip ve yeni bir fenomen. Belki normali budur, ya da yavaş yavaş insanlar artık, ben bu yazarı tanıyorum, yazdıklarını okuyorum, okuduklarım bana yabancı değil diyorlar, belki de bambaşka şeyler var geride. Ama ne olursa olsun hoş, motivasyon ve güç veren, destekleyen duygular olduğu söylenmeli. Darısı diğer yazarlarımızın başına.

Başarıya ortak olmak istemek, bir nebze de olsa katkı sunmak çabası umut verici. Ama yine de tek bir yazara, bana odaklandığında sıkça rahatsızlık verdiği de bir gerçek. Zira bu ilgiyi ve dayanışmayı diğer arkadaşların da hakettiklerine inanıyorum. Diğer yandan kitapların daha çok okura ulaşması bağlamında heyecan ve sevinç verdiği de bir gerçek. Maddi bir katkının olması ise tabii ki övülecek bir davranış. Almancılar okumaz, göçmenler kitaba para verip satın alma kültüründen uzaklar diyenler halt etmişler. Demek ki insanlar kendilerini anlatanlara ayrı bir sevgi bağı ile bağlanıyorlar. Suskunluklarını, dertlerini, sorunlarını, acı, özlem, konuşulmayan tabularını dile getirenleri ayrı bir önemsiyorlar. Öbür türlü insanlara genelde yaklaşımım aynı, tanıyanlar kimselere iltimas geçmediğimden yakınırlar.

Okurun dalkavuk yazar kadar her şeye kızıp öfkelenen, küfür eden, sadece yakınan yazarı da benimsemediği bir gerçek. Okur, daha çok sorunlara parmak basan ama farklı bakış açılarıyla irdeleyen, fikir üreten, farklı boyutlarıyla tartışıp konuşmayı seviyor. Bu anlamda biz yazarların da okurdan, onların davranışlarından, kabul veya red anlamına gelecek tepkilerinden ögreneceğimiz bir sürü nokta var. Ondan kopuk, onu ilgilendirmeyen soyut şeylerle oyalanmak büyük yanlış, kamplaşmalara öncülük edip birini benimserken diğerini dışlamak yine aynısı, hepsine eleştirel bakmak zorunluluk. Ama her türlü insani ve siyasi duruşumuzu yalpalanıp eğilmeden, bükülüp taviz vermeden korumak prensip meselesi. İnsan birilerine yaranmak için öyle olmamalı, tersine öyle olduğu için benimsenmeli derim.

Yazarın gurubu, örgütü, hareketi olmaz, bu siyasi fikirleri olmadığı anlamına gelmez. Onu her yürüyüşte, toplantıda, protesto eyleminde görmek isteyip göremeyenlerin hayal kırıklıkları anlamsız, hatta saçmadır. En çokta bunun adı haksızlıktır. Kendisinin haberi olmadan ona küsenler ordusunun varlığından çoğu yazarın haberi bile olmaz. Farkında olmadığı beklentiler içerisinde olan nice insanın varlığını genelde hep dışarıdan birileri onun kulağına fısıldar. İnsanlar neden mevcut dertlerini, sorunlarını, beklentilerini direk ve doğrudan konuşamazlar bilinmez. “Hamburg´da Edebiyat” bu konuda da aykırı ve yeni söylemler içerisinde.

Ufak da olsa bir yazarlar ordusu mevcut bu şehirde. Yemek veren, kokteyl veren, kahvaltı, balo, mangal veren verene. Ama neden bu işleri yapanların aklına bir defasında da şu Hamburglu yazarları davet etmek, biraraya getirmek, ortak bir etkinlik adı altında toplamak buluşturmak gelmez hep sorarım kendime. Ama yanıt bulamam. Kültür adlı yapıların, ezici çoğunluktaki sivil toplum kuruluşlarımızın henüz tam olarak yazarlarla ne tür ilişkiler içerisinde olmalı, onlara nasıl davranmalı, onlarla neler yapılmalı gibi konuların varlığına bu denli uzaklıklarına şaşarım. Zamanla onların da sokaktaki insanlar gibi yazarları severek benimseyeceklerine inancım tam. Demek ki bu da bir süreç sorunu, ayrı bir olgunlaşmaya, hamlığın aşılması gereken zamana bağlı.

Birkaç yıl içinde Hamburg´un göçmen edebiyatı konusunu aşıp, uluslararası alanda daha görkemli çalışmalara ev sahipliği yapabileceğini şimdiden söyleyebiliriz. Bürokrasi ne kadar Almanca konuşulmuyor, uyuma engel teşkil ediyor, dilden uzaklaşılıyor gibi dışlayıcı suçlamalarda bulunsa da Almancı yazarlarına, onların eserlerine sahip çıkıyor. Okurun yazarını yakalaması en azından benim örneğimde yedi-sekiz yapıtın yayınlanmasından sonra oldu. Hele bir de işin içinde ise Kürt tarihi ile başlamak gibi iddiali ama o denli sorunlu bir adımla yola çıkılınca bu işin daha da zor ve karmaşık olacağı başından belliydi. Ama akan su yatağını buluyor ve durmuyor. Zamanla bu edebiyatı, verilen eserleri memlekette de duyan, okuyan, ilgi gösteren olacaktır. Öbür türlüsü bu işleyişe hatta doğaya aykırı.

Her ne kadar bu koşullar yazar oluşturmada o denli verimli olsa bile bu işin karın doyurmuyor oluşu, tavsiye edilip önerilecek elle tutulur doğru dürüst bir yanı olmaması, derin yalnızlıkları bağrında barındırması, çoğunlukça benimsenip kabullenilmemesi, sahip çıkılmaktan çok dışlanmaları bağrında barındırması işleri daha da zorlaştırıyor. Birgün hepsi değişebilir, ama o günleri benim kuşağın yazarlarının yaşayıp yaşayamayacakları büyük bir soru işareti.

“Hamburg´da Edebiyat” bir nevi dalya, yeni bir sürecin başlangıcının habercisi. Daha verimli en çokta kaliteli ürünlerin müjdecisi. Her beklentiye yanıt verilemese de genelin arzuları az çok biliniyor. Bu anlamda en geniş çevreye ulaşmanın dayatması hesap dışı bırakılmamalı. Sırada yeni öyküler ve romanlar söz konusu. Arada bir yine benzer eleştiri denemeleri ile yola kaldığımız yerden devam derken yine yeni bir kitapla okura çağrıda bulunup yeni kitaptan bahsetmek ayrı bir zevk.

27.09.2013

Vorheriger ArtikelBonnie and Clyde – Bonnie ve Clyde
Nächster ArtikelGeneral Nil

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular