9 C
Hamburg
Freitag, Mai 14, 2021
StartHomeAfrican Queen – Afrika Kraliçesi

African Queen – Afrika Kraliçesi

Almanya’nın Afrika’da en ez sömürgesi olan büyük devletlerden biri olduğu bilinir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Tanzanya, Burundi, Ruanda ve Mozambik’in bir bölümünü kapsayan ve o zamanki Almanya İmparatorluğu’nun iki katı alanı kapsayan bir bölgedeyiz. Beyazların misyonerlik yaptığı bir metodist kilisesindeyiz. Afrikalıların başından sonuna oldukça ırkçı biçimde sergilendiği filmde köy halkı, bağıra çağıra rahip Samuel Sayer (Robert Morley) ve misyoner kızkardeşi  Rose Sayer’e (Katharine Hepburn) söyledikleri ilahiye eşlik etmeye çalışmaktadırlar. Birden keskin bir siren sesi duyulur. Koro yoktur, o an kilisenin sıralarında oturan herkes şarkıya kendince eşlik etmektedirler. Hemen hemsinin yarı çıplak ve eksik dişli olmaları dikkat çeker.

Filme adını veren African Queen adlı buharlı botu, Afrikalı bir kadının kucağındaki puro içen, sarhoş ve uçarı bir adam kullanmakta, zırt pırt sirenin ipini çekmektedir. Düdük sesini duyan kilisedekiler ikide bir başlarını dışarıya doğrulturlar. Kendisini karşılayanların birine cebinden bir puro çıkartıp veren güleç adam Charlie Allnutt (Humphrey Bogart) isimli bir maceraperestten başkası değildir. Kilisedeki şarkının bitmesini bekleyen Charlie ağzındaki puroyu yere atınca, oracıkta bekleşen bir gurup yerli, izmariti kapma yarışına girişirler. Adam sırıtarak itişip kakışmaya bakarken, millet birbirine iyice girer, içeriden çıkan birkaç kişi izmarit yüzünden çıkan kargaşalığa müdahale etmeye başlarlar. Piyanonun başındaki Rose sesini daha da yükseltir. Bu arada içeriden dışarıya çıkanların sayısı arttıkça artar. Şarkı nihayet biter, kilise hemen boşalır.

Charlie rahip Samuel’in postasını, Rose’nin de gül fidelerini getirmiştir. Rahip çaya kalıp kalmayacağını sorar. Üçlü çaya başlarken Charlie’nin karnı guruldayıp durur. Sütlü şekerli çayını alan Charlie’ye tereyağlı ekmek de sunan Rose, Samuel ile sohbet ederken bir ara Charlie artık gitme vaktinin geldiğini söyleyerek kalkmak ister. Rahip akşam yemeğine kalmasını ister. O da kalmış kadar olduğunu ve birkaç ay oralara uğrayamayacağını söyler. Adam postalarının ne olacağını sorar, posta olmayacağını belirten Charlie savaş çıktığını Almanların bunu engelleyeceğini açıklar. Avrupa’da I. Dünya savaşı çıkmış, İngilizler ve Almanlar birbirlerini suçlamaktadırlar. Dünyadan habersiz Kanadalı Charlie yarım yamalak bilgi verir ve teşekkür ederek ayrılır. Kızkardeşi daha güvenli bir yer olan Lubumbashi’ye gitmelerini önerse de Samuel, iyi bir çobanın kurt uluyunca sürüsünü terk etmeyeceğini söyler.

Misyoner kardeşler diz çöküp İngiltere için dua ederken köye Alman askerleri gelir. İkiliye selam verip önlerinden geçen askerler köyde kim var kim yok dışarı çıkartıp kulübeleri ateşe verirler. Rahip müdahale etmeye çalışınca dipçiği yiyip yere yıpılacaktır. Sonrasında da bir daha toparlanmayacak ve kısa bir süre sonra ölecektir. Artık yalnız kalan ve ne yapacağını bilemeyen ağlamaklı çaresiz Rose’nin imdadına bizim sarhoş maceracı Charlie yetişecektir. Sabah ölen rahibin cenazesini birlikte gömecekler ve yola koyulacaklardır. Bu birlikte seyahat kısa sürede büyük bir aşka dönüşecek hatta ikli yakınlarda dolaşan bir de Alman gemisini havaya uçuracaklardır.

Her ne kadar iki unutulmaz dev oyuncu da oynasa, her türlü inandırıcılıktan uzak berbat bir hikaye var karşımızda. Sadece ikiliyi merak edenlerin ilgi duyacakları, sinema tarihine fake klasik diye geçmiş ucuz ve ırkçı çalışmalardan biri daha.

1951 yılı yapımı African Queen – Afrika Kraliçesi filmini John Huston yönetmiş. Eser C.S. Forester adlı bir yazarın novellasından uyarlanmış. Senaryo yazarları James Agee, John Huston, John Collier ve Peter Viertel. Bazı oyuncular Peter Bull, Theodore Bikel, Walter Gotell, vs.

13.04.2019

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular