13.4 C
Hamburg
Mittwoch, September 30, 2020
Start Home Edebiyatın Göçü - Göçün Edebiyatı

Edebiyatın Göçü – Göçün Edebiyatı

Kavramlar, seçtiğimiz sözcükler, kullandığımız semboller, metaforlar çok önemli, edebiyatta olduğu kadar günlük yaşamımızda da geçerlidir bu. Edebiyat nedir e verilecek yanıt kısaca şöyle tanımlanabilir: Sanatsal bir içeriği ve değeri olan, okurun bu yanları ve ihtiyaçlarını gideren, hatta öylesi bir amacı olmasa da biçim ve içeriğiyle belirli bir düzeye ulaşabilen yazılı eserlere edebiyat diyoruz. Yer yer duygu ve düşünceleri etkileyici, güzel, okuruna beğendirici bir biçimde anlatma sanatı da denildiği oluyor. Yine de göreceli bir kavram olduğunu belirtmek şart. Yani estetik, sanatsal bir tad ortada olmak zorunda. İnsan yaşamını anlatan her kitap, yapıt edebiyat değildir. Kıstas burada estetik bir hazzın, sanatsal bir içeriğin yakalanabilmiş olmasıdır.

Bu anlamda bir anlatım biçimi de diyebileceğimiz edebiyat olgusundan sonra göçe göz attığımızda, ekonomik, dini, toplumsal ve politik nedenlerden dolayı teke tek bireylerin veya toplulukların bir yerleşim yerinden bir başka yere gitme, yerleşme edimine geliyoruz. Bizim bu elli yıllık süreçte şahit olduğumuz olgunun genel tanımı içerisine ekonomik nedenlerle buralara gelen insanlar kadar savaşlardan kaçanlar, siyasi nedenlerden dolayı buralara gelmek zorunda kalan insanlar kadar, memleket özgülünde etnik, ulusal bir sorunun çözümsüzlüğünden dolayı da gelinmesine tanık olduk.

Bu insanlar gelirken bir tek bedenlerini beraberinde getirmediler. Yaşadıklarını, çocukluklarını, hayallerini, umutlarını, özlem ve ezilmişliklerini, en çokda acılarını birlikte getirdiler. On yıllar geçti buraları benimseyip buralarda mutluluğu yakalayanlar olduğu kadar mutsuzluk batağına saplanıp hastalıklara yenik düşenler de oldu. Aradan yıllar geçti bu gelenlerin içerisinden yazıya, anlatıya bulaşanlar oldu. Yine de tüm bunlardan yola çıkarak edebiyatın göç ettiğini söylemek oldukça abartılı hatta yanlış olur. Neden?

Göçün edebiyatını yapmak ile edebiyatın göç ettiğini iddia etmek iki farklı dünyadan bahsetmenin diğer adıdır. Bizim bu evrede yaptığımız oldukça alçakgünüllü boyutlarda göçün edebiyatı ile uğraşmaktır. Nedir tam olarak açacak olursak, yaşanılan dramları, tanık olunan trajedileri, mutlulukları, hüzünleri, acıları, kayıpları, derin boyutlardaki özlemleri, gurbette olmanın verdiği yabancılığı yazıya dökmek, bunun uğraşısını vermek. Bu edim içerisinde olan insanlarda ancak kendi kendilerine el yordamı ile oldukça uzun solukluların ayakta kalabileceği bir ortamda bu işe koyuldular. Kimi bir kaç eserden sonra pes edip günlük yaşamın diğer boğucu işlerine kaptırdılar kendilerini, kimi bu çarkın nasıl döndüğünü anlayamadan beyaz bayraklarını yukarı kaldırdı.

Göçün edebiyatı yetim, çocukluk evresini atlatıp daha buluğ çağına gelmedi. O anlamda herkesin ona davranışı, bakışı, onunla ilişkisi bu çercevede sürüyor. Ele alınan genel konulara şöyle kabaca bir göz atıldığında ilk göze batan ürünlerin bir çoğunda yukarıdan bahsedilenlerin hepsi görülecektir. Köydeki günlük yaşam, kendi biyografilerinde tanık olunan olayların aktarılması, aile ile olan ilişkiler, arkadaşlıklar, komşuluk, okulda olup bitenler gibi. Yasalarla ters düşen ve çelişen olayların aktarılmasını yine görmezden gelemeyiz. Ki bir yönüyle göç edebiyatının öyle veya böyle siyasi koşullar içerisinde şekillenip kendi yolunu çizmeye çalıştığını söylemek yanlış olmaz. Bu edebiyata poliste yaşananlar, cezaevi ortamı hatta yeraltı muhabbetini ve mülteci dünyadan kesitleri de eklemek gerekir.

Göç edebiyatında doktora tezlerine konu olabilecek kadar yığınla malzeme mevcut. İlk kuşağın kendi dilinde anlatmaya çalıştıklarının yerini bir süre sonra yerlilerin dili ile anlatmaya çalışan daha çok entegre dahası asimile olmuş bir kuşağın eserleri kapsar. Bunların içerisinde oldukça başarılı olanları, yerlilerin edebiyat çevresinde ses getirenleri dahi mevcuttur. Ama ciddi anlamda edebiyat muhalefettir gerçeğine tekabül eden bir ciddi eser henüz yazılmamıştır. Daha çok yakınma, kendi insanını yerliler gibi aşağılayıp küçümseme oldukça kalın çizgilerle göze batar.

Göç edebiyatının sancılı süreçlerindeki yeni evre ise yine anadile dönüşü bağrında taşır. Ortaya çıkan dev potanisyel hergün olmasa da hemen her yıl yeni bir veya birkaç yazarın ortaya çıkışına tanıklık eder. Bu defa ama genel konuların en başında edebiyata duyulan açlık ve özlemi görürüz. İlk dönemin şiirlerini, şairlerinin yerini farklı boyutlardaki anlatılar, hikayeler alır. Anıları, röportajları görmezden gelemeyiz. Roman henüz maalesef daha istenilen seviyeye oldukça uzaktadır. Tam da buradan da yola çıkarak edebiyatın göçünden bahsetmenin yanlış algılanmasına gelebiliriz.

Edebiyatın göçü olgusu bilinmeden kullanılan, iyimserlik ve duygusallık dolu ama gerçeğe uzak bir terim veya adlandırmadır. Edebiyat tarihinde şüphesiz edebiyatın göçüne dair ciddi örnekler kesin vardır, o kadar uzağa gitmeye gerek yok Kürt edebiyatı buna en uygun örnektir. Ama yurtdışında edebiyatın daha ciddiye alınacak ne bir yayınevi mevcuttur ne bir dağıtım ağı, eleştirmeni ve okurunun varlığı yokluğu yine ayrı polemiklerin konusudur.

Yaşadığımız bu evre ilk dönemden daha üretken ve yönü sürekli gelişmeye açık bir seyir izlemektedir. Edebiyat yapanların özellikle anadillerini yaşatmak istemekteki kararlılıklarına şahit oluyoruz. Tabi bundan bir protesto anlayışı ortaya çıkaranlar olduğu gibi, yerlilerin diline egemen olamamak gibi farklı gerekçelerde öne sürülebilir. Yurtdışında kendi yolunu kendisinin çizeceği ne yerlilerin ne de içinden gelinen memleketin edebiyatına az çok benzeyen ve benzeyecek olan bu edebiyatın göçü hâlâ sürmektedir. Yeni kuşakların gelecek vaadeden çalışmalarına bu çerçevede yaklaşmak gerekir. Bu edebiyatın dilinin tek boyutluluktan ve tek bir dilden farklı olacağı yine apaçık ortadadır.

Edebiyatın göçünün henüz gerçekleşmediğini öne sürdük, ama edebiyatçıların göç ettikleri, göç edenlerin arasında edebiyatçıların olduğu biliniyor. Ama yine ele alınması gereken bir başka konu göç koşullarının kendi edebiyatçısını ortaya çıkaran çok verimli bir zemine sahip olması. Her ne kadar yaşam koşulları olarak ele alındığında sayısız olumsuzluktan bahsedilse de bu olumsuz koşulların, bu ölümcül şartların kendi edebiyatçısını yarattığını, olanları da törpüleyip yonttuğunu görmek gerekir.

Edebiyatın göçü belki bir elli değilse de yirmi yıla sarkacak bu alanda yoğunlaşmış, kararlı ve edebiyatı sevenlerin ısrarlı tutumlarıyla harmanlaşmış ciddi çalışmalarla kendisini gösterecektir. Bu konuda iyimser olmak için bir çok neden vardır. Edebiyat şimdilik kendisini öne çıkarmamaya çalışarak, kendi hiç durmayan bilgi ve anlatı ırmağı ile kendi bildiği yoluna devam ediyor. Kendi yolunu kendisinin atığını ve açacağını dünya alem biliyor. Bize, payımıza düşeni kendimizce, elimizden geldiğince omuz vermek, dayanışmada bulunmak. Gönüllü bir sevgi bağı bu, sevecen bir gönül verme insanı mutlu ve huzurlu eden.

Göçün edebiyatı, edebiyatçıları edebiyatı göç ettiriyorlar buralara, içinde bulunduğumuz şehirlere. Ama edebiyatçıları bir başına sadece yazarlarla başbaşa bıraktığımızda kazanın bir çok ayağının eksik olduğunu görüveririz. Elli yıl sonra göçmen partilerinin bu edebiyata değin hala elle tutulur görülür bir kültür sanat politikasının olmadığını, görmezden geldiklerini, meşhur asimilasyon politiklarını inceden kibarca dayattıklarını soldan sağa görürüz. Onları bu utanç hatta yer yer ırkçılıkları ile başbaşa bırakıp gelecek yıllarda daha edebi, ciddi, oturmuş edebiyat ürünleri vermek için kolları bugünden sıvamaya başlayalım.

Süleyman Deveci

05.02.2011

Vorheriger ArtikelGreat Expectations – Büyük Umutlar
Nächster ArtikelStalingrad

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Schweizer Referendum: Präsidentin von der Leyen begrüßt klares Votum für Personenfreizügigkeit mit der EU

Kommissionspräsidentin Ursula von der Leyen hat die Entscheidung des Schweizer Volkes begrüßt, weiterhin Teil der Personenfreizügigkeit der Europäischen Union zu sein. Sonntag haben knapp...

BTSO, Bursa’nın en büyük 250 firmasını açıkladı

OYAK Renault'un 24,6 milyar liralık değerle ilk sırada yer aldığı listede ikinci TOFAŞ, üçüncü Bosch oldu Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) kent ekonomisine ışık...

EU-Staatsanwälte leisten Eid vor Europäischem Gerichtshof

Bei einer Zeremonie vor dem Europäischen Gerichtshof haben die Staatsanwältinnen und Staatsanwälte der neuen Europäischen Staatsanwaltschaft Montag ihren Eid abgeleistet. Die Europäische Staatsanwaltschaft wurde...

Erkeklere inat başladığı futbolda adını milli takıma yazdırmak istiyor

TFF Kadınlar 2. Lig ekiplerinden Horozkent Spor oyuncusu Amber Selin Karaosmanoğlu: "Bana 'sen topa bile vurmazsın git bebekle oyna' dediler. İnat ettim, bu sevdaya...