ALMANYALILAR

Hamburg´ta Edebiyat

Hamburg´ta Edebiyat

Göçmenliğin tarihi gelecek yıl dalya yapıp ellinci yılını dolduracak, dile kolay yarım asırlık bir tarih bahsedilen. Artık ne kadar göçmeniz ne kadar misafir, ne kadar yerli bunu tartışır olduk. Birkaç nesillik bir geçmişimiz sözkonusu olan, Hamburg´u bu genelin dışında tutmak mümkün değil. Yarım asırı rakama vurduğumuzda neredeyse koca bir ömür denilebilir. Bu süre içerisinde bu denli uzun yıllar burada, bu şehirde yaşayan insanlarımız arasında çıkan edebiyatçıların sayısı bir elin parmaklarını maalesef geçmez. Neden, okumaya, kitaba, edebiyata bu denli soğuk ve mesafeli durmak, böyle davranmak niçin? Bunu biraz açalım.

Yerli edebiyatın tarihini birkaç yüz yıldan daha da eskiye götürmek mümkün. Her ne kadar sözlü edebiyat oldukça uzun bir geçmişe ve tarihe sahip olsa da yazılı edebiyatın tarihi özelikle düz yazıda 18. yüzyılın son yarısına denk gelir. Bunda Tanzimat döneminin yurdışında okuyan aydınlarının, Jöntürklerin, Fransız İhtilali´nin etkilerinin, matbaanın memlekete gelmesinin payı hiç te küçümsenecek gibi değildir. Yani cumhuriyetin temelinin atıldığı yıllarda modern edebiyatıın temeli çoktan atılmış vaziyettedir. Milli edebiyat dönemi öykü ve romanda hele hele şiirde, düz yazıda haddinden fazla verimli bir dönemin ürünüdür. Yinede eleştirel bakıp bu dönemin yasakçı zihniyetine değinmemek olanaksız.

Yerli edebiyat olayın özü gereği muhalif bir kültür içerisinde doğuyor, büyüyor ve şekilleniyor. Öyle de yol alıyor. Bu yüzdendir ki en büyük kalemlerimiz, ustalarımız ya cezaevine düşüyor Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi, ya da bir yerde faili meçhula kurban ediliyor Sebahattin Ali gibi. Soğuk savaş yıllarının yerli edebiyat üzerindeki etkisi kendisini öne çıkarıyor. Dünya edebiyatının sayısız baş yapıtı dönemin ustalarınca özümseniyor. Biri birinden değerli ustalar yetişiyor, kendilerinden sonraki kuşaklar için yol açıp örnek oluyorlar.

4 (3)

Şiirde 1950 kuşağı dili bir üst noktaya çıkartarak edebiyatda yeni bir çığır açıyorlar. Öyküde Sait Faik, Orhan Kemal, Aziz Nesin üretkenliklerinin en verimli yıllarını konuşturuyorlar. Romanda Faik Baysal, Yusuf Atılgan, Yaşar Kemal, Oğuz Atay çok güçlü temeller atıyorlar. Daha nice önemli edebiyatçı son elli yıla damgalarını vuruyorlar. Memleket politikleşip soğuk savaşın kaçınılmaz muhatabı olduğunda edebiyatta da saflar keskinleşip radikalleşiyor.

Günümüzde Nobel almış yazarımızın da varlığını göz önünde bulundurursak yerli edebiyatın uluslararası alanda hak ettiği yola doğru seyir ettiği Avrupa ve diğer dillere çevrilen kitap sayısının bolluğundan takdir edilebilir. Memlekette okunan kitabın, satılan kitabın olumsuz istatiksel bilgisi bu gerçeği değiştirmeye yetmiyor. Yani Türkiyeli yazarlar uluslararası edebiyat dünyasında birbiri ardı sıra tanınıyor, hakettikleri ilgi olmasa da saygınlığı yavaş yavaş ediniyorlar. Ama gelelim yurtdışına, Almanya´ya ve Hamburg´a.

60´lı yılların sonunda buralara gelen göçmen işçileri 1971 yılında yapılan darbenin kurbanları izliyor. On yıl aradan sonra ki darbenin yani 12 Eylül´ün belirlediği on binlerce insanın kaderi köklü bir edebiyatın temelini farkında olmadan atıyor. Kürt sorununun ortaya çıkardıgı göç dalgası ile yine on binlerce insan kapağı yurtdışına atmak zorunda kalıyor. Böylesi ister istemez siyasetin kaçınılmaz sonuçlarının bir ürünü olan göçmen dalgasının genel anlamda kültürel etkileşimi fazla sürmeden kendi yazarlarını birer birer ortaya çıkarmaya başlıyor. Bir biri ardı sıra yazarlar ortaya çıkıp başlarından geçenleri, veya politik öngörü ve görüşlerini kitaplaştırmaya başlıyorlar. Örneğin Ömer Aras, Şakir Bilgin, Mehmet Tekerek ve benzeri gibi. Hamburg´tan Dursun Akçam ile Servet Ziya Çoraklı örnek olarak verilebilir.

Yazarların içinde bulundukları dünyadan, insanlardan, olaylardan, yaşadıklarından ve kitaplardan karşılıklı etkileşimleri farklılıklar taşıyor. Kimi Almanca yazmaya başlıyor göçmenlerin içerisinde örneğin Renan Demirkan, Emine Sevgi Özdamar, Akif Pirinçci, Feridun Zaimoğlu ve benzeri gibi, kimisi de sadece bildiği ana dili ile devam ediyor. Hamburg´tan örneğin Kadriye Baksi, Ali Hıdır Derin gibi. Ve edebiyat Hamburg´ta farkına varılmadan insanlarımız arasında kök salıyor. Birbiri ardı sıra okuma ve edebiyat günleri düzenleniyor, söyleşiler yapılıyor, yazarlar okurları ile buluşuyor. Aynen bu radyo programında olduğu gibi.

Hamburg´ta ki göçmen edebiyatının konuları, kahramanları, mekan, kurgu, üslup ve ürünleri de birbirinden farklılıklar göstermeye başlıyor. Karmaşık bir seyir ile memleketten farklı bir şekillenme üzerinde kök salıyor göçmen edebiyatı. Kimi buna sürgün edebiyatı diyor, kimi yeni bir edebiyat türü ve cinsi, kimi yerlilerin edebiyatından ve üst kültür anlayışından farklı yeni bir tarz olarak yaklaşıyor.

Yazanların birbirlerine oranla yazma nedenleri de farklılıklara bürünüyor. Kimi muhabbet olsun diye yazıyor Hatice Akgün gibi, kimi mizahımız da olsun istiyor, Kerim Pamuk misali. Kimi Osman Engin gibi gülmeceyi yerli edebiyatıyla kaynaştırıyor. Rapçilerimiz çıkıyor ayrımcılığa, ırkçılığa şiirleri ve textleri ile karşı gelmeye çalışıyorlar. Hamburg´ta bizim edebiyat farklı bir seyir izleyip kendi kendine izlemesi gerektiği yolu yine kendisi çiziyor, buluyor.

Edebiyatın en önemli kaynaklarından, ana çıkış noktalarından biri olan derin özlemler, yaşanmış acılar, çekilmiş cefalar, hatırlanmak istenmeyen çileler, tarifi zor hasretler artık birike birike patlama noktasına geliyorlar. Ve yazarlarımız Hamburg´ta birbiri ardı sıra anlatmaya, kendilerini konuşturmaya, ruhsal iç zenginliklerine hepimizi birbiri ardı sıra davet etmeye başlıyorlar. Kimi çocukluğunu anlatıyor, kimi gençken yaşadıklarını. Kimi ailesini, evini, mutsuzluklarını, acılarını, kimi komşularını, gülmece düğünlerini. Birçok renk, tad ve farklılıkla yazarlarımız kendi cephelerinde yerlerini alıyorlar. Yeni hatta yepyeni bir esinti ile bambaşka bir anlayışa bürünerek anlatıyor da anlatıyorlar.

Yerli edebiyatın dışlamasının bir ürünü olarak mı yazarlar ortaya çıkıyor, bunu yazarlara direk sormak gerek. Ama daha çok yazmak, anlatmak, paylaşmak, üretmek ihtiyacının dayattığı bir zorlama demek galiba en doğrusu. Her yazarın yazı ile ilişkisi, neyi niçin yazdığı, yazmak istediği bir diğerinden farklı. Gerçek şu ki yazarlarımız yazarak çevresini güzelleştirmeye çalışıyorlar, bilerek ve isteyerek. Ana olgu şu ki ortaya bir biri ardı sıra ürünler çıkmaya başlıyor, Hamburglular, özellikle Hamburglu göçmenler kendileri gibi bu süreci beraber, birlikte yaşamış , burayı, bura yaşamını konu edinmiş, ele almış yapıtlarla buluşmaya başlıyorlar. Ki bu bura edebiyatında yeni bir boyut anlamına geliyor. Neden?

Çok yakın zaman kadar buralı dahası burada yaşayan yazarlarımızın bir çoğu vücut olarak burada olsalar dahi malzeme, konu, materyal olarak ya memleketi, ya köyünü, ya oralarda yaşadıklarını, başından geçenleri anlatırlardı. Burada yaşayıp memleketin siyasi sorunlarını çözer, hatta adını koyalım düzenini değiştirirler, devrim yapar, iktidarlar yıkar hükümetler kurarlardı. En yetmeyen durumlarda hava durumu benzeri köyünün tasvirini işler, genel bir betimleme ile geldiği yeri, koşulları, ortamı okuyucusuna sunmaya çalışırdı. Yeni nesil ise burayı, bura yaşamını, bura insanını kahramanları ve mekanı olarak ele alıyor. Doğal olarak bu yazarı ile okuru arasındaki mesafeyi alışılmışın dışında bir hızla yok ediyor. Yazarı okuru ile aynı koşullar altında yaşıyor, onlarla buluşuyor, ürünler çıkarıyor onlara sunuyor, onlarla tartışıyor. Bu tam da bu anlamda ilk defa oluyor, yeni anlayış bu noktada daha bir değişik kimliğe, ruha, anlayışa bürünerek karşımıza çıkıyor.

Bizden sonraki nesillerin birbirinden usta, yetkin ve doyurucu yapıtlar ortaya koyacağı, umulup arzulanan çizgileri yakalayacaklarına inanmak zorunluluk. Çünkü kitap sevgisi, yazmak, bakmak, gözlemlemek, kafamızdakileri kağıda, kitaba dökmek eskisi kadar zor ve ulaşılmaz uzaklıklarda değil. Somut elle tutulur yazarların Hamburg´taki varlığı, ürettikleriyle olur olmaz yerde okurlarının karşısına çıkmaları, yazmaları, konuşup tartışmaları kesinlikle yol açıcı, ulaşılmaz sanılan buz dağlarını kırmasa da örseleyici gerçeklikler olarak orta yerde duyuyor.

Hamburg´ta resmi olmayan rakamlara göre on binlerce insanımız yaşıyor. Bunların içerisinde okumaya, öğrenmeye, yazmaya, hele hele edebiyata ilgi duymayan sessiz büyük bir kalabalığın olduğu acı bir realitemiz. Bununda kökeninde kültürel şekillenmemiz, geleneksel olarak kitaba, okuyup yazmaya karşı soğuk bir mesafe, kitap yasaklamaktan, zararlı yayın tanımlamalarına kadar toplum olarak katı ve düşmansı tavrı sorgulamak gerekir.

Çocuklarımız burada doğuyor, dünyaya geliyor, okula gidiyor, ister istemez okumak, öğrenmek, kendini geliştirmek, bilgi ile donatmak kaçınılmazlığı ile tanışıyorlar. İster istemez bu çocukların ebeveyneleri edebiyatın gücü karşısında olmasalar dahi, günlük bura yaşamının dayattığı malum koşullar sonucu okumanın gerekliliği, kitabın kutsallığı, öğrenmenin acı zorunluluğu ile karşı karşıya geliyorlar. Bilmeyen ciddiye alınmadığı gibi dışlanıyor, küçümseniyor, aşağılanıp toplumun benimsemediği dar bir azınlık konumuna düşüyorlar. Buna itiraz, bunu kabullenmemek, bununla mücadele etmek kitap sevgisi, okuma bilinci, edebiyat, kültür ve sanata duyula ilgi, merak ve sevginin ortaya çıkartılıp beslenip büyütülmesiyle mümkün.

O halde okumamak için hiç bir nedenimiz yok. Kitap pahalı lafının koca bir yalan olduğu ortada. Hamburg gibi bir yerde hemen her semtin bir kitaplığı, kütüphanesi mevcut. Merkez Kütüphanesi´nde bir tek ülkemiz edebiyatının değil gelmiş geçmiş dünya edebiyatının hemen her eserine ulaşmak çocuk oyuncağı. Üyelik pahalı diyenler yine üç beş kişi bir araya gelip bir okuma çevresi oluşturarak bu sorunu çözmeleri çok kolay. Yine üç-beş arkadaş, komşu, aile, akraba bir araya gelip kendi özel kitaplıklarını kurabilirler. Büyükler, anne babalar her daim çocuklarını etkilerler, neden çocuklarımız başarısız, dil bilmeye, öğrenmeye bu denli mesafeli ve soğuklar sorununu en çok kendimize sormak zorundayız. Zira küçükler büyüklerini taklit ederler. Okuyorsanız okurlar, kahveciyseniz kahveci olurlar, iyi huylar ve ahlaka sahipseniz bunun izleyicisi ve takipçileri olurlar. Bu anlamda edebiyata bulandıkça onları da bu sihirli dünyaya sokmamız kendiliğinden mümkün olacaktır.

Hamburg´ta durgun, içine kapanık ama bilmeye ögrenmeye aç, gizli bir potansiyelin olduğunu bilmeyenimiz yok. Hatta düzenli aralıklarla bazı çevrelerce kültür, kitap, okuma etkinliklerinin belirli bir oturmuşluk kazandığı da bilinen sevindirici bir gerçek. Böylesine edebiyatlar az çok haşır neşir olmuş bir camiada çok yakın zamanda kendisinden ve eserlerinden bahsettirecek, bizi yıllarca oyalayıp sevindirecek yeni nesil edebiyatçılarımız çıkacağını şimdiden söylemek, büyük bir kehanette bulunmak anlamına gelmez. Ama kişisel çaba, katılım, destek, öneri ve yardımlarla bu süreci hızlandırabiliriz.

Örneğin birçok sayısız kurum ve kuruluşumuz kültür ve sanat adı altında daha çok edebiyat ve kitap ile ilgili kampanyalar düzenleyebilirler. Daha da somutlaştırırsak her eve bir kitap, yetmez hatta biraz da abartarak her evde bir edebiyatçı gibi. Neden olmasın? Kişisel arzum çoka yakın bir zamanda İlk Hamburg Öykü Yarışması´nı gerçekleştirmek. Kazanan on katılımcının öykülerini kitaplaştırıp belki ilk Hamburg kollektif edebiyat eserini gelecek nesillere armağan etmek. Bu o kadar zor ve olanaksız bir rüya değil. Yeter ki isteyelim.

2 Ekim 2010

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

MAVİ YOL

Mavi ; gökyüzü kadar sonsuz, deniz kadar huzurlu, bulut kadar özgürdür.

Fas Hakkında

Fas Hakkında genel Bilgiler

Genç İşsizler Platformu

#MezunİşsizBorçlu

Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü

Türkiye'nin İlk Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü | Turkey's First Archery Research Institute

yogikbeslenme

Doğanıza Uygun Yaşama Rehberi

Ulucinar

Gönülden gönüle...

ŞİİR İKİZ

BİZ BİRİZ

Farklı Bakış Açıları!

Farklıyız, Burdayız!

VERİMLİLİK VE BAŞARI STRATEJİLERİ

Başarı Tesadüf Değildir

turuncumtrak

Truncumtrak'ın Dünyasına Hoşgeldin

Damladan, Ummana... Mustafa Murat GÜNGÖR Şiirleri

Merhaba Şiir Yürekli Dostlara/ Damladan, ummana, giden hayat yolculuğumuzda/ Şiir yağmurlarıyla ıslanmaya / hoş geldiniz, yol arkadaşlığı yapmaya ....

Tekin Kayahan

Geniş zamanlarda söylemek istediklerim

Garip Özne

Bir kelimeye, bin anlam yüklenmiyor Sırdaşım...

Haber Kayda Değer

"Çoksesliliği önemser"

Dogrulukcicegininblogu

dogrulukcicegi.com

%d Bloggern gefällt das: