13.7 C
Hamburg
Donnerstag, Oktober 22, 2020
Start Kultur Kino Diyarbakır Zindanı - Kanlı Postal

Diyarbakır Zindanı – Kanlı Postal

2015 yılı yapımı Diyarbakır Zindanı – Kanlı Postal açılım sürecinin tanıdığı kısa özgürlükler ortamında yapılmış besbelli. Zira bugünlerde devlet Kürt olsun kim olursa olsun yakalayıp terör örgütü destekçisi diye içeri atma politikasını tam gaz sürdürüyor. Politik gelişmeleri bırakıp filme gelecek olursak, eser 1980 ile 1984 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları anlatmak üzerine kurgulanmış. Her ne kadar önemli yetersizlikleri içinde barındırsa da konuyu bu denli çok yönlü ele almaya çalışmasıyla ciddi bir ağırlığı olduğu muhakkak. Öbür türlü filmin yayınlanmasından bir yıl sonra Diyarbakır’da oynatılacak bir sinema salonu bulamamasını başka türlü açıklamak gerekirdi.

Türkiye halkı filmin başlangıcında gerçekleşen 12 Eylül cuntası sayesinde korkutulup sindirilmiştir. Bu günlerde üzerinden telif hakları kaldırılıp hemen her yayınevinin mal bulmuş mağribi gibi saldırdığı eserlerin sahibi Sabahattin Ali’nin cesedi hâlâ bulunamamış kayıptır. Bu halk ne Ermeni Soykırımı’yla yüzleşmiştir ne Dersim Kırımı ile, ne 6-7 Eylül olaylarıyla, ne Marmara yolcu gemisinin batırılmasıyla, ne de 1 Mayıs 1977 ile. 12 Mart ile hesaplaşamayanların 12 Eylül ile hesaplaşabileceklerini sanmak saflık olur. Film bu anlamda bence her türlü yetersizliğine hem bir ilk hem de saygın bir yere sahip.

Tankların çıkardıkları gürültüler cuntabaşı Kenan Evren’ın o maço ve kabadayı konuşmalarından biri, Ahmet Kaya’dan bir parça ve kesilmiş gezete küpürleri ve döneme ait fotoğraf görselleri arasında film başlar. Yalnız devam etmeden önce dikkatimi çeken ve oldukça rahatsızlık veren bir eleştiriye değinmeden geçemeyeceğim. Film boyunca seslendirmeler dublaj hatası mı, yoksa devletin sansür kurulunun bilerek engellmesi mi çıkartamadım, olur olmaz sahnelerde ses yok.

Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran (Mesut Akusta) elinde kurt köpeği Co ile bir grup kadınlı erkekli mahkuma nutuk atmaktadır. Hemen her askerden duyabileceğiniz sıradan zırvalar dinleriz. Akabinde dayak ve işkenceden pelte gibi olmuş mahkumları görürüz. İçlerinden oldukça dindar biri olan Sofi (Turgay Tanülkü) ağlayarak neden getirildiğini sorup durur, o hiç bir şey yapmamıştır. Suçunu dahi bilmemektedir. Diğer mahkumlar yatıştırmaya çalışır, onlarda da durum o kadar farklı değildir. Devlet suçlu suçsuz önüne kim gelirse toplayıp zindana doldurmuştur. Devrimci önderlerden Mazlum Doğan (Barış Koçak) mevcut şartlara dikkat çekerek dayanmaları gerektiğini söyler.

Ana oğul görüşte birbirleriyle Kürtçe konuşuyorlar diye dövülerek uzaklaştırılırlar. Duvarda “Türkçe Konuş Çok Konuş” yazısı dikkat çeker. Horoz (Cansu Fırıncı) kod adlı sorumlu yanında biriyle kadınlar koğuşuna dalar. Bir yandan kadın mahkumların bazılarının yanaklarını elleyip diğer yandan abuk sabuk konuşurken Yüzbaşı Esat yanında bir devlet gazetecisiyle içeri damlar. Ziyaret için önceden hazırlık yapılmış ve mahkumlara konuşmamaları için gözdağı verilmiştir. Yine de komutandan çikolata alan küçük kız çocuğu çıkarlarken Yüzbaşı’nın herkesi dövdüğünü haykırması gözden kaçmaz. Çocuktur, der Yüzbaşı, zaten gazetecinin de umurunda olmadığı bellidir.

Mahkumlar arasında olmayan onlardan izole edilmiş bir de Alman vardır. Kendi kendine Almanca şarkılar söyleyip uyumaya çalışmaktadır. Parmaklıklar önünde beliren şişko Minik (Kaan Kişioğlu) kod adlı askerden yemek ve su ister. Asker siktir çekip gider. Çok sıkışmış Sofi koğuş kapısını yumruklayıp askere tuvalete götürmesi için yalvarır. Asker hayvanın tekidir diğerleri gibi altına yapmasını tavsiye eder. Sofi’ye utanarak ağlamak düşecektir. Başka bir koğuşta ranza altına geçirme uygulaması vardır. Ranzanın altına geçenler de geçemeyenler de eşek sudan gelene kadar askerlerin ellerindeki kalaslardan paylarına düşeni fazlasıyla alacaklardır. Dayak yiyenlerin seslerini duyan kadınlar koğuşundan sloganlar atılır. Askerler ellerinde sopalar dalarlar. Akabinde Sakine Cansız (Mihriban Er) ağır bir işkence seansından sonra kadınlar koğuşuna bırakılır. Eli yüzü kanlı haliyle direnmekten başka çarelerinin olmadığını öğütleyecektir. Düriye Ana (Nevin Efe Polat) dışarı çıkan askerlere elleriniz kırılsın diye beddua eder.

Film zindanda yaşanılan ve kamuoyuna mal olmuş bazı olayları orasından burasından anlatan karelerle devam edecektir. İşkenceler artar azalmaz. Mazlum mahkemede tarihi savunmasını yaptıktan sonra diğer esirlerden izole edilecektir. Karar alıp üç kibrit çöpünü yaktıktan sonra kendisini parmaklıklara asarak intihar edecektir. Onu kendisini yakan dörtler izleyecektir. Film açlık grevleri ve akabinde Yüzbaşı’nın görevinden alınmasına kadarki sürede olup bitenlere de mümkün olduğunca tek tek sahnelerle yer vermeye çalışmış. Laz Kemal (Levent Akkök) ile Yüzbaşı’nın diyalogları filmin adeta sonunu belirleyecektir.

Diyarbakır Zindanı – Kanlı Postal o yıllarda zindanda yaşanılan hemen her olaya az veya çok yer vermeye çalışmış. Çok acı ve dramatik sahneler de olsa çalışmanın bu yanı ayrı bir övgüyü bence hak ediyor. Senaryonun zayıflığı çok boyutlu yaklaşılması gereken filmi adeta yarı belgesel haline getirmeye çalışmış ki bence en büyük eksik buradan kaynaklanmış. Küfürlü diyalogların karşısında devrimcilerin dili, jargonu ve siyasi söylemleri ya çok yüzeysel ya da hemen hiç yok.

Tüm olumsuzluklarına karşın dediğim gibi övülmesi gereken bir çalışma olmuş. Gelecek kuşaklar çok daha yeterlisine bu anlamda daha iyi kafa yoracaklardır. Muhammet A.B. Arslan’ın yazıp yönettiği filmin diğer senaristi Ebru Arslan. Filmin geriye kalan oyuncu kadrosunda şu isimler var: İncilay Şahin, Kemal Denizci, Erunç Alıcı, Utku Demirkaya, Emre Ertunç, Onur Akın, Onurcan Çelebi, Mehmet Doğan, Ali Kemal Sarı, Sercan Elikara, Eyşan Dila Günal, Ecem Kayaoğlu, Sercan Bayhan, Furkan Aydoğan, Berçem Açığ, Ayberk Alador, Tarkan İnallı, Özlem Kurt, Enver Akoğlu, Yakup Akanöz, Onurcem Aydemir, Mustafa Ersin Arıcı , Berna Demiray, Merve Güran, Onur Alagöz,Özlem Yüksel, Simge Yılmaz, İlhan Büyükbayrak, İrfan İpek, Adnan Çelik, İbrahim İpek, Cem Övünç, Mehmet Kefeli, Adem Demirbaş, Aybars Demirbaş, Atamert Kalkan, Hünkar Çelik, Yüksel Yılmaz, Ömer Boyraz, Mert İşcan.

20.01.2019

Vorheriger ArtikelUzak
Nächster Artikel14 Tirmeh – 14 Temmuz

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Hamburg’dan Türkiye’yi Yazmak

O kadar çok yakınanlar var ki böylesi bir yazıyı kaleme almak artık kaçınılmaz oldu. Neden günlük siyaseti ele almıyorum, eskisi gibi sivri makaleler veya...

Interview mit dem Romancier Achim Freudenberg

ALMANYALILAR- „Autorenreden“ setzt dieses Mal mit einem Romancier fort. Dieses mal haben wir mit einem Soziologen und Redakteur zu tun, Achim Freudenberg. Er hat...

Sinema destekleri için başvuru ve değerlendirme tarihleri açıklandı

Kültür ve Turizm Bakanlığınca, 2021'de verilecek sinema destekleri için başvuru ve değerlendirme tarihleri açıklandı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile...

Natur pur jetzt in Namibia genießen

Endlich können Urlauber Namibia als eines der wenigen Ziele in Afrika wieder bereisen. Gerade Social Distancing ist im „Land der Wüsten“ bestens möglich –...