10.5 C
Hamburg
Mittwoch, Mai 12, 2021
StartHomeThe House That Jack Built – Jack’in Yaptığı Ev

The House That Jack Built – Jack’in Yaptığı Ev

“The House That Jack Built” bildiğimiz seri katil filmlerinden çok farklı. Belki de yönetmeninden kaynaklanıyordur. Yönetmen Lars von Trier, Hitler hayranı veya onun yaptıklarını onaylayan bir Yahudi. Naziler hakkında söyledikleri ve meşhur kadın düşmanlığı ile nam yapmış biri. Bu yüzden neredeyse Cannes Film Festivali’nde geçtiğimiz yıllarda “Persona non grata” ilan edilecekti. Bu filmini izleyen biri ona ya bir jeni, ya da hasta ruhlu bir yavşak demekten kendisini alamayacak.

Yönetmenini bırakıp filme gelelim: Seri katil Jack (Matt Dillon) beş olay üzerinden bize işlediği cinayetleri anlatır. Filmin sonlarında bu sayının 60’ı geçeceğini söylemek onun ne denli psikopat, sadist ve kendi tanımıyla “sofistik bir katil”, dibine kadar kötülüğe bulanmış biri olduğunu anlamaya yetmeli. Süper zeka Jack bu yeteneğini yaşatmak ve yaratmaktan öte yok etmeye, öldürmeye, karanlığın hizmetine sunar.

Başlardaki diyaloglar ve sorgular film boyunca sürer, hikayenin sonlarında tadına doyulmaz bir sürprizle bunun kim olduğunu ancak öğreniriz. Önce ya polis veya savcı, ya da hakim soruyor zannedersiniz, sonra galiba yakalanıp idama mahkum edilmiş, papaza günah çıkartıyor sanırsınız. Hiç biri değil. Filmi türdeşlerinden ayıran özellik de burada. Olup bitecekleri önceden kestirmeniz zannettiğinizden de güç. Bolca mizahi örneklerin rahatsızlık verdiğini söylemek gerekir. İnsan hayatının kutsallığıyla nasıl da film boyunca alay ediliyor.

Zalimliği, sadistliği çocukken başlıyor. Öldürmeyi sanat zannediyor, cesetlerine sanat eseri olarak yaklaşıyor. Bir büyük buzhaneyi adeta laboratuvarı, ya da sanat atölyesi gibi kullanıyor. Bu cinayetleri işlerkende bizim mühanedis, aslında mimar olmayı hep istemiştir, annesinin dayatmasıyla mühendis olmuştur, defalarca yıkıp yeniden yapacağı bir evle uğraşır durur.

İlk cinayetini işlemesi tesadüfen arabasına aldığı bir genç kadının kışkurtmasıyla gerçekleşecektir. Arkası çorap söküğü gibi gelir. Bir defa kan dökmüş, tadına varmış, yok etmenin magnetik büyüsüne kapılmıştır. Nerede duracağını, nasıl duracağını bilemez. Film boyunca aslında enselenebilecek sayısız fırsat ve imkân varken insanların duyarsızlığı ve dikkatsizlikleri onu cinayetlerini işlemeye devam ettirir.

Verge (Bruno Ganz) bir noktadan sonra artık yüzünü nihayet gösterecek ve Jack’e sonuna kadar eşlik edecektir. Ayrıca filmde Jack’in talihsiz kız arkadaşı Simple’i (Riley Keough), öldürdüğü ilk kadını Uma Thurmann, ikinci kadın kurbanını Siobhan Fallon Hogan, üçüncüyü Sofie Gråbøl oynuyorlar. 2018 yılı yapımı filmin diğer oyuncuları David Bailie, Jeremy Davies, Ed Speelers, Ji-tae Yu.

Dikkat çeken bir başka konu başlardaki tertipli, düzenli ve temiz olmakla ilgili takıntıları olan manyak katilin, cinayetleri işledikçe bu takıntılarından kurtulması. Böylelikle bizim acımasız katil kendisini daha bir mükemmel hissediyor. Yönetmen manyak seri katilinin üzerinden kendisine hayranlık duymamızı ister derecede şiddet dolu sahneleri kullanıyor. Kişisel kanaatim ama filmin sonunda hem Jack’e acıyorsunuz, hem de onca emek verip ortaya böyle bir paçavra çıkardığı için filmin yönetmenine. İnsanın zekasını hangi yöne kullanamayacağına iyi bir örnek olmuş yapıt. Seyretmeseniz de pek bir şey kaybetmeyeceksiniz, dünyada bu denli hasta ruhlu insanların olabileceği aklınızın kıyısına bile gelmeyebilecek.

22.12.2018

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular