10.3 C
Hamburg
Dienstag, Oktober 20, 2020
Start Kultur Kino Üçünüzü de Mıhlarım

Üçünüzü de Mıhlarım

Üçünüzü de Mıhlarım

Filmin piyasaya çıktığı yıllar ve koşullar göz önünde bulundurulduğunda, sanıyorum kan davası yerli sinemada bu denli kapsamlı ve çok boyutlu ele alınmamıştır. Karşımızda öyle veya böyle sıra dışı bir sanat eserinin olduğunu anlamamız uzun sürmez. Kan davasını salt doğuya özgü bir şey sananlara bu filmin çekildiği yıllarda bile İtalya’da çok yaygın olduğunu söylemeliyim.

„Üçünüzü de Mıhlarım“ mezarının başında Ayşe isimli bir annenin (Aliye Rona) oğlu Mehmet (Yılmaz Güney)’e, toprak altında yatan babasının intikamını alması gerektiği telkinleriyle başlar. Bir annenin evladına yapabileceği en büyük kötülüklerden birini yapar kadın. Bebekten katil yapılanlar diyarına hoş geldiniz. Mehmet’in babasının kanı yerde kalmamalıdır, Mehmet’de Bektaşoğlu’nu öldürmeli, onun intikamını almalı, düşmanlarının ocağına ölüm ateşini koymalıdır. Daha çocuk denilecek Mehmet boyundan büyük tüfekle ne yapar eder babasının katilini karikatürlük sahnelerle vurarak öldürür. O yıllarda cezai indirim, çocuk suçları galiba ceza yasası kapsamında olmadığından 14 yıl hapis cezası yer.

1.jpg

Mahkum Mehmet bırakılmasına bir hafta kala bile koğuştakilerle tabureli kavgadan sakınmayan biridir. Mehmet’in tahliye olup baba ocağına döneceği haberi kasabada hızla yayılır. Bu arada ana oğluna nasıl bir kötülük ettiğinin bilincine varmış, artık ihya olmuştur. Kanlıları Bektaşoğulları’na gider oğlu için yalvarıp yakarır. Yıllarca hapis yatmış, çocukluğu ve gençliği zindanlarda geçmiştir. Yeteri kadar cezasını çekmiştir, artık affedilmelidir. Hasan (Hayati Hamzaoğlu), Ahmet (Atilla Yurdesin), Hüseyin (Tuncel Kurtiz) ve Elif (Pervin Par) kardeşler kadını kovarlar. Hepsinin ellerinde birer tüfek babalarını vuran Mehmet’i dört gözle öldürmek için beklemektedirler. Mehmet’in geleceği kasabada çalkalanır. Bektaşoğulları köşe bucak Mehmet’i ararlar.

Kasabaya gelen otobüsün yolunu keserler. Ancak Mehmet içinde değildir. Daha sonra Hasan’ın yanlarında olmadığı bir anda Mehmet diğer kardeşleri ziyaret eder. Yapıcı bir konuşmada bulunur, cezasını yeteri kadar çektiğini bu anlamsız kan davasından vaz geçmelerini ister. Elif’in de, Hüseyin’in de çocukluk arkadaşıdır, beraber büyümüşlerdir. Kardeşlerin ikna olduğunu zanneden Mehmet babevini ziyaret eder ve nihayet annesine kavuşur.

Bu arada Hasan kardeşleri eski haline getirmiş, Mehmet’in konuşarak onları ikna etmesinin önüne intikamcı söylemlerle engel olmuştur. Tekrar başa döner bizim kardeşler. Kanlılarını sağda solda bulamayan dört kardeş Mehmet’in evini basarlar. Ayşe daha hasret giderip ona doyamamışken, oğluna çekip gitmesi, kaçıp kurtulması için helallik verir. Zira Bektaşoğullarının intikam almadan durmayacaklarını anlamıştır. Mehmet istemeye istemeye kirişi kırmak zorunda kalır. Bir çiftlikde daha sonra çalışmaya başlayacaktır. Bu arada içeriden edindiği sigara içme alışkanlığı göze batar. Her yerde, her şart ve koşulda bizim dudak tiryakisinin sigarası eksik olmaz. Sigaranın insanı öldüreceğinden adeta habersizdir.

Mehmet’e arayıp bulamayan kardeşler Ayşe’ye eziyet edecekler, Hasan kadını çarşının ortasında dövecektir. Bunu duyan Mehmet’in yanıtı Elif’i kaçırmak olur. Kör bir döngü ve dövüştür aslında yaşananlar ama bir o kadar da toplumun gerçeğini yansıtırlar. Elif yıllarca ağabeylerinin yanında erkek gibi büyümüştür. Mehmet’in yanında kadınlığını anlar, ona aşık olur ve birlikte olur. Daha sonra kardeşlerinden Mehmet’i affetmelerini istediğinde kocaman kayalar yerlerinden oynar. Üçü bir olup Elif’i döverler. Filmin ve üç kardeşlerin sonunu Hasan’ın Ayşe’ye tecavüzü getirir. Mehmet üçlüyü mıhlama yapacaktır muhakkak. Ama kendisi de sigaranın insanı öldürdüğüne inanması gerektiğini anlamadan onlara eşlik edecektir.

Filmin oyuncular başta Yılmaz Güney, Aliye Rona, Pervin Par, Hayati Hamzaoğlu, Tuncel Kurtiz, Atilla Yurdesin olmak üzere, Sevinç Pekin, Hikmet Olgun, Aysel Gilda, Erol Kesler, Saadet Uçanoğlu, Hayri Esen, Nedret Güvenç, Kemal Ergüvenç. 1965 yılı yapımın senaryosunu Yücel Uçanoğlu yazmış, Türkiye sinema tarihinin ilk kadın yönetmeni Bilge Olgaç ise yönetmiş. Film ayrıca kadın yönetmenin ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Filmin daha sonra birçok filme ilham olduğu söylenir. İnanmamak için bir neden yok.

01.12.2018

Vorheriger ArtikelOrhan Kemal: Kaçak
Nächster ArtikelErzählung: Der Fluss

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Türkiye’nin 13. Ramsar Alanı Kuyucuk Gölü tekrar kurudu

Türkiye'nin 13'üncü Ramsar Alanı olan ve Afrika-Avrasya göç yolu üzerinde bulunması dolayısıyla birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Kuyucuk Gölü bu yıl da kurudu. Doğu...

Kavgada hastanelik oldular

ALMANYALILAR - Hamburg'un Lurup semtinde çok katlı bir binada henüz sebebi bilinmeyen bir nedenden dolayı üç erkek arasında kavga çıktı. Binada çığlıkları duyan apartman sakinleri...

Bericht zur Lage der Natur in Europa: 81 Prozent der geschützten Lebensräume sind in schlechtem Zustand

Die meisten geschützten Lebensräume und Arten in Europa sind trotz Fortschritten in einigen Zielgebieten in einem schlechten Zustand. Der Rückgang von geschützten Arten und...

Uzmanından „meme kanserine karşı spor ve Akdeniz usulü beslenme“ önerisi

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atakan Sezer, düzenli spor ve bitkisel kaynaklı yağlarla Akdeniz usulü beslenmenin...