11.9 C
Hamburg
Samstag, Oktober 24, 2020
Start Home Edebiyat ve Siyaset

Edebiyat ve Siyaset

Edebiyat ve Siyaset

Mevzu bu ikisi olunca bu konuda ahkâm kesmeyen yok. İkisini bir arada görüp değerlendirenler olduğu kadar, kesinlikle birbirinden ayrılmaları gereken iki düşman kardeşlermiş gibi değerlendirenler de var. Siyasetsiz hayatın düşünülemeyeceğini iddia edenlerin karşısına, sanki edebiyatsız mümkün diyenler dikilirler her zaman. Hepsinin haklılık payı varsa haksız olan kim? Siyaset doğası gereği iktidara sahip olabilmek için her yol mubahtır takılır. Bunu bilmeyenimiz yok. Kırk takla atan politikacılar lafı bunun için söylenmiş olabilir. İktidarı ele geçirdikten sonra, ya da ondan belirli oranda pay aldıktan sonra da siyasetçinin doğası değişmez.

Edebiyatçı özünde gerçek dünya ile reel bağı her zaman kuramaz. Düş gücü, fantezi zenginliği, yaratmak zorunda olduğu kahramanlar, mekân, olaylar ve kurgular gereği en azından kafasındaki en güzel diyarda, en ideal olanlarla haşır neşirdir. Her ikisinin ortak özelliği birbirlerini kibirli olmakla, aptallıkla, aklı başında olmamakla suçlamaktır demek abartı olmayacaktır. Oysa nasıl da birbirlerinden esinlenirler, yer yer doyurur, ilham olur, malzeme üretir, katkıda bulunur, hatta ortaklık dahi ederler.

1.jpg
Yerli edebiyatın tarihini Tanzimatla başlatanlar aslında batılılaşma serüvenini kastederler. Yoksa yerli edebiyatın kökünü değil Osmanlı, Göktürkler, Sümerlere kadar götürmek mümkündür. O topraklarda veya hemen yanı başında yazılı dünya tarihinin en önemli kaynakları okurunu bulmuşken anlatı tarihini son birkaç yüzyıla indirgemek ufkumuzu daraltır. Sözlü edebiyatımın tarihi ise insanlarımız kadar eskidir. Siyasi tarihe fakir diyenlerin kendileri fikir fukaralarıdır.

Yakın döneme geldikçe özellikle edebiyata roman girdikten sonra siyasi radikalizmin dozunun arttığına, toplumsal vakaların dur durak bilmeksiniz ha bire iktidar kavgalarına daha da keskin biçimde tanıklık ettiğini saptarız. Bunun suçunu romana yükleyen edebiyatçılar olduğu kadar sınıf kavgasının doğal kristalize halinin sokaktaki insana yansıması diyen siyasetçiler de var.

Son yılların trendi aynen basın, yayın, medya ve sosyal medya gibi siyasilerin yayınevlerini, fuarları, edebiyat kafelerini ve yazar evlerini, hatta yazarların kalemlerini de satın almaları. Eskiden gazeteciler için söylenen sıradan “satılık kalemşörler”, “tetikçi” gibi küfürler günümüzde edebiyatçılar, yazarlar için de sıkça kullanılır oldu. Kim yazar, kim değil buna tescil veren bir kurum ve kuruluş çok şükür yok. Yoksa iktidar yanlısı olma tehlikesi hep var olacaktı. Ama kimin yazar, kimin yazmaz olduğuna karar veren çok yüksek ve değerli bir merci var. İnsanın sağduyusu, aklı, vicdanı diyebileceğimiz okur kültürü, bilgi birikimi, estetik zevki. Kıstas bu. Okunuyor olmak, okurlarca benimsenmek. Yoksa ödülmüş, uydurma haberler, ısmarlama tanıtım yazıları veya eleştirilermiş, bunlar zamanın eşsiz süzgeci karşısında birkaç yıl dahi duramazlar. Yazarların ölümsüzlüğü tam da bu konuda, yani zamanın ötesini yazdıklarıyla, anlattıklarıyla yakalayabilmelerinde yatar. Yoksa her nefs ölümü tadacaktır. İyisi ve doğrusu da budur.

Çıkar ilişkileri, güvensizlik, itibarsızlık siyasetin olduğu her alanda sürekli artan ve oldukça rahatsızlık veren biçimiyle insanlığın gündeminde. Seçimlere her geçen periyotta düşen katılma oranları, siyasilere inanmama, sarsılan güven sorunu, edebiyatın ilgi alanına girse, ele alıp işlese de çözebileceği konulardan değildir. Ama konuşmak gerekiyor, siyasilerle edebiyatı, edebiyatçılarla siyaseti konuşmak, tartışmak, karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunmak, mevcut tıkanıklıkları birlikte aşabilmek mümkün. Tabi buna dair bir ihtiyaç, niyet, arzu söz konusu ise.

Edebiyatçının estetik kaygıları olur, siyasi olmaz denilir. Siyasiler için de tersi iddia edilir. Kirlenen bir siyasetin edebiyatı kirletmeyeceğini zannetmek saflık olacaktır. Ütopyasında güzellik olan edebiyatçının siyasilerle daha kolay yol alınabileceğini inkâr etmesi mümkün değildir. Edebiyatçı gününe, içinde yaşadığı ana uzak, soyut bir birey olarak takılamaz. Böyle bir edebiyatçının yazılarında kabul görse de yaşadığı anda var olup olmadığı tartışılır. Bununla hiçbir yazarın mutlu olmayacağı ortada. Zira yazarın halka gerçeği söylemek, onun suskun sesi, vicdanı olmak gibi kendi kendine ve toplumun ona yüklediği misyonlar vardır. Bunun siyasi bir yazar olup olmamakla bir ilgisi yoktur. Daha çok ahlaki bir duruş, davranış, tavır almaktır bu. Edebiyatçıların siyasilerle edebiyatı, siyasilerin edebiyatçılarla siyaseti konuşma vakti geldi de geçiyor.
26.05.2015

Vorheriger ArtikelAhmet Ümit: Kukla
Nächster ArtikelOsman Aysu: Ahtapotun Kolları

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Ministerien vereinbaren Vorgehen zum besseren Schutz der Schweinswale in Nord- und Ostsee

Gutachten des Bundesamtes für Naturschutz belegt Gefährdung der Schweinswale durch Sprengungen im Meer Das Bundesamt für Naturschutz hat ein Gutachten veröffentlicht, das die Auswirkungen der...

Herbalife Nutrition Kadınlar Basketbol Süper Ligi

Birevim Elazığ İl Özel İdare: 68 - Büyükşehir Belediyesi Adana Basketbol: 56 Salon: Elazığ İl Özel İdare Hakemler: Semih Vural, Yücel Çilingir, Nazlı Çisil Güngör Birevim...

„2020 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri“ sahiplerini buldu

Attila İlhan Bilim Sanat ve Kültür Vakfı tarafından, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları desteğiyle düzenlenen "2020 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri" sahiplerini buldu. Vakıftan yapılan açıklamaya...

Der Wirtschaftsstabilisierungsfonds sichert jetzt auch Anleihen mit Garantien ab

Der Wirtschaftsstabilisierungsfonds (WSF) bietet neben individuellen Strukturierungen ausgewählte Instrumente mit weitgehend standardisierten Konditionen. Ziel ist ein möglichst zügiger und effizienter Prozess von der Antragsstellung...