13.4 C
Hamburg
Freitag, Oktober 23, 2020
Start Kultur Kino Ben Öldükçe Yaşarım

Ben Öldükçe Yaşarım

Ben Öldükçe Yaşarım

Askerden dönen oğlunun eline anası, ölen babasından yadigar kalan tabancayı tutuşturur. Ve babasının vasiyetini iletir. Öcümü yerde bırakmasın demiştir ölen baba oğluna. Elli yıldır süregelen kan davasının devamı için oğlu elinden geleni yapmalıdır. Anasından tabancayı alan oğlu iki el ateş edip iki çiçeği dallarından vurabilecek kadar keskin nişancıdır. Ama tabancayı geri annesine verir ve artık o eski deli oğlan olmadığını, kimseyi öldürmek istemediğini söyler. Yoldan geçen bir otobüs görür ve anasına göçelim, gidelim bu diyardan der. Anası ise bu işin nasıl olacağını, hangi parayla nereye gideceklerini, ne yiyip neyle yaşayacaklarını sorar. Oğlunun cevabı bilgecedir, şehirde iş vardır. Ha orada ha şehirde nasılsa çalışacaklardır. Anne de ölümden yana değildir, ama yazgısına karşı koyabilecek ne gücü ne de enerjisi vardır. Oğlu bizim Almancılar gibi önce ben giderim sonra da seni yanıma alırım der. Elinde beliren çantasıyla insanların birbirlerini öldürmeyeceği, öldürmek istemeyeceği bir şehire doğru annesine veda ederek yola çıkar. Yine de babasının oğluna bıraktığı tabancayı yanına almazlık etmez. Hatta anası rahmetli babasının taktığı takıyı da oğluna verir. Ve oğul anadan ayrılır.

Ve İnanöz firmasına ait bir otobüsle oğul kravatlı haliyle şehre gelir. Anasından aldığı takıyı önce bir kuyumcuda paraya çevirir. Sonra kendisine bir tezgah ve mal alıp işportacılık yapar. Yine kravatlı olması dikkat çeker. Önce tezgahını bir dükkanın önüne açar, adamdan fırça işitir ve kaldırır tezgahını. Sonra insanların az, güvercinlerin bol olduğu bir sokakta açar tezgahını. Ve ilk müşterisi gelir. Genç ve güzel bir kadındır bu, boncuk kaça diye sorar. Aynı anda belediye damlar. Diğer işportacılar kaçışırken bayanın sesinden ve görüntüsünden etkilenen tecrübesiz işportacı zabıtalara yakalanır. Çantası ve tezgahının ayaklarını orada bırakıp işportacıyı iki kolundan tutup sürükleyerek götürürler.

Zabıta karakolunda şükür isminin Ahmet Çakmakcı olduğunu öğrendiğimiz işportacıya caddeyi işgalden dolayı onlira ceza yazılır. Üzerinde parası olmadığından incik boncuğuna el konulur. Bu arada başka işportacılar Ahmet´in geride bıraktıklarını kapıp sahip çıkma adına aralarında paylaşmışlardır bile. Çantadaki paraları biri alır, tabancayı bir diğeri. Ahmet geri caddeye döner. Çantayı alanları kendisine gösterirler. Çantasını adamlara sorduğunda kavga çıkar, inkar ederler ve polis gelir. Diğerleri kaçar yerde baygın yatan Ahmet bu defa polislerce karakola götürülür. Bırakılınca yine caddeye döner gerisin geri. Yolda dolandırıcıların tuzağına düşer ama kaçarak kurtulur.

Dakikalarca sokaklarda çılgınca koşup kaçan Ahmet Çakmakcı emniyette olduğunu hissettiğinde bir piyango büfesinden kağıt ve zarf alarak annesine bir mektup yazar. Yalan ve abartı dolu bir rüyadır ama yazdıkları. Kendi gerçekliği ile ilgisi olmayan şeylerdir mektupta anlattıkları. Yeni aşık olduğu kızdan bahsederken kendisinden geçmiş hülyalara dalmış halde siren sesleri onu kendi gerçekliğine geri çağırır. Anacığım, demiş başka bir şey yazmamıştır daha mektubunda, onca hülyasına rağmen.

Tesadüf bu ya Ahmet Çakmakcı bir pavyonun önünde asılı program resimlerine bakarken kendisini soyan üç isportacının içeri girdiklerine şahit olur. Ve damlar içeri yaka paça, paralarını ve tabancasını geri ister üçlüden. Kavga çıkar, Ahmet üçünün hakkından gelip geri tabancasına kavuşur. Bir de orada bir dost kazanır. Masasına beraber bir içki içmeye davet edilir eli tabancalı Ahmet. Meçhul şahıs pavyonun idarecisidir. Yürekli birine benzetir Ahmet´i, beraber çalışmayı teklif edip biraz para verir. Ahmet parayı geri masanın üzerine bırakır. Acele etmemesini isteyen ve patron olduğu belli adam, birinin kulağına fısıldamasıyla uzaklaşır ve Ahmet´e acele etmemesini biraz düşünmesini söyler. Aynı masadaki sarışın Ahmet´in elini tutup onu gevşetir. Ahmet zaten oynayan dansözden mest olmuş vaziyettedir.

Patron içeride yeni gelen dansöz için çağrılmıştır, getirene biraz para verir ve yeni dansöz sahne alır. Zeynep Altıntop isimli oryantal dansöz takdim edildikten sonra sahne aldığında Ahmet Çakmakcı şok olur. Bu tezgahında alışveriş eden bayan, ilk gördüğü anda aşık olduğu bayandır. Zeno´yu (dikkat Zeyno değil Zeno) görünce mest olan Ahmet fikrini değiştirip kalacağını yani işi kabul ettiğini söyler. Bu arada güzel Zeynep´e göz koyan başkalarıda vardır.

Ahmet aynanın karşısında yeni işine mi, aşkına kavuşmasına mı, tabancasını yeniden bulmasına mı nedendir bilinmez bir sevinçle silahını çekerek yalandan peng peng yapar. Sonra da yeni kravatını ustalıkla bağlar. Yeni paltosunu atar omuzuna ve aşağı iner, sarışın bayan ismi Belkıs hanımdır, onun bu yeni haline bayılırken içeri önce patron sonra da özel müşteriler damlarlar. Hep beraber masaya oturulur. Ahmet´in sakarlıkları yanıbaşından ayrılmayan Belkıs hanım´a rağmen dikkat çekicidir. Zengin ve özel konuklar yan tarafa geçerler hep beraber, Ahmet Belkıs ile beraber yanlarında onlara katılır. Özel program hazırlanmıştır. Zeynep çıkar ve dans etmeye başlar. Ahmet yerinden kalkmak istese de Belkıs hanım ona engel olur. Ve Zeynep Ahmet´in varlığının farkına varır. Belkıs, Ahmet´in Zeynep´e olan hislerini hisseder ve ona yazıklar olsun, ben de seni adamdan sanmıştım meğer der. Galiba bu bayanların sıradan suçlamasıdır, beğinilmediklerini anladıklarında bir erkeğe etmeyecekleri hakaret, yakıştırmayacakları yalan yoktur.

böy

Zeynep ağlayarak dansını bitirir. Belkıs tarafından zengin bir müşteri için götürülür. Ortam her şeyi ile hazırdır. Belkis hazırlanmasını herifin neredeyse gelmek üzere olduğunu söyler. manzarıyı çakan Zeynep yalvararak kendisine böyle davranılmamasını ister. Daha tecrübesiz genç bir kız olduğunu anlatır. Ama Belkıs hanım acımasızdır. Müşterileri olan Ragıp beyden kız kardeşinin ilaçlarını sorarak odayı terk eder Zeynep ağlar, Ragıp bey güler. Aşağıda ise Ahmet Çakmakcı kendisine musallat olan bir kadını başından savarak üst katlara çıkar. Ama aradığı Zeynep´i bulmasına Belkıs engel olur, onun çoktan gittiğini söyler. İçeride Ragıp Bey Zeynep´i yatağına atmaya çalışırken, dışarıda Belkıs hanım, erkeğim benim dediği Ahmet´i yatağına atmıştır bile.

Ertesi gün Belkıs yolda giderlerken Zeynep´e Ragıp bey konusunda akıllı davranmasını, adamın o ne derse yapmaya hazır olduğunu anlatır. Sonra da Ahmet nasıl olursa utangaçlığını üzerinden atıp Zeynep´in özel odasının kapısını çalarak içeri damlar. Zeynep´in sorusuna karşılık hiç bir şey söylemeyeceğini söyler. Tabi bu her kadının anlayacağı hisler değildir. Ahmet kaçarak ondan uzaklaşır ve dışarıda girişte asılı Dansöz Zeno afişini büyük bir hırsla parçalar. Karşı duvarda asılı onlarca afişi görünce pavyondan kaçar uzaklaşır. Yolda talih kuşu işletmeciliği yapan bir çocuktan bütün kuşları alır. Ve bütün kuşları serbest bırakır. İnatçı bir tanesi hariç. Onu alır ve Zeynep´in odasına damlar. Zeynep tersler yine ne istiyorsun diye. Ahmet sesini çıkarmaz ona son kalan serçeyi uzatır. Zeynep öper kuşu bağrına basar, sonra da penceresinden dışarıya kuşu serbest bırakır.

Artık Ahmet´e vurulmuştur. Ona büyük mü küçük mü belirsiz bir aşk veya minnettarlıkla sarılır. Ahmet sonunda kavuştuğu aşkının saçlarını okşamaya başladığında dışarıdan silah sesleri gelir ve o mutlu an sona erer. Pavyonu basanlar Cemal neredesin diye haykırırlar. Ortalığı dağıtırlarken, Ahmet´e isminin Cemal olduğunu öğrendiğimiz pavyonun sahibi, aralarında rekabet olduğunu, ne istediklerini adamlara gidip bir sormasını ister. Panikle Zeynep elleri silahlı bu üç adamın arasına düşer. Hemen akabinde de aralarına Ahmet girer. Adamlar hakarete başlayınca Ahmet saldırır. Ciddi bir kavga başlar. Zeynep´in kolay okunan yüz halinden gidişatı okumak veya kestirmek mümkündür. Ahmet adamların hakkından gelirken Belkıs hanımın emrettiği adamlar Dansöz Zeno´yu olay yerinden cebren kaçırırlar.

Dışarıda pavyona gelenleri safdışı bıraktıktan sonra kimseyi bulmayan Ahmet geri dönerek Belkıs´ın gırtlağına yapışır. Topal Rasim´in adamları olduğunu öğrenince onu bırakan Ahmet koşarak pavyonu terk eder. Topal Rasim´in mekanı basılır, adamları dövülür ve Zeno´nun orada olmadığı öğrenilir. Yanlış bilgilendirildiğini anlayan Ahmet hırsla geri döner. Zeno, Ragıp Bey´in adeta esiridir. Ragıp onu hediyelere boğar. Ama Zeno´nun gönlü onda değildir. Bir etki gösteremeyeceğini anlayan Ragıp bey, Zeno´yu yalnız bırakır.

Günleri sevmedikleri Ragıp ile Belkıs´ın kollarında geçen iki aşık bir vitrinin önünde tesadüfen yeniden karşılaşırlar. Zeynep artık dayanamayacağını, Ahmet´e söyleyecekleri olduğunu, bir yerlere gidip oturmalarını ona söyler. Ahmet´i kaçıran Zeynep onu bir başka eğlence yerine getirir. Ahmet bundan pek hoşlanmasa da sesini çıkarmaz takılır. Fransızca konuşan insanlardan ve ona asılan adamdan artık rahatsız olan Ahmet Zeynep´i zorla tutar kaldığı yere getirir ve onu erotik bir şekilde duşun altına atar. Ahmet galiba mutluluktan ağlayan Zeynep´i yıkar ve ona sahip olur.

Ertesi gün hayat normale dönünce Zeynep uyanır, giyinir artık işe gitme zamanının geldiğini söyler. Ahmet küplere biner, ortalığı kırar döker, artık sen benimsin, kapının dışarısına adımını atamazsın der, tabancasını alır hiddetle evden ayrılır. Olup biteni anlayan ve ortalıkta Zeynep´in görünmemesine kızan Belkıs hanım Cemal ile atışır. Onu korkaklıkla suçlar, Ragıp beyin birazdan geleceğini ve Zeynep´le beraber olmak isteyeceğini, ona ne diyeceklerini sorar. Ahmet Çakmakcı´yı yine sokakta işportacılık yaparken görürüz. Ahmet yine hayal görür, Zeynep raksederek ve gülümseyerek ona doğru gelmektedir. Ve Cemal belirir, onu tezgahının başında nasılda bulmuştur. Onunla parkın yanındaki kahvede konuşmak istediğini söyler.

Cemal kendisiyle konuşmaya gelen Ahmet´e işportacılıkla bu işi yürütemeyeceğini, peşlerini bırakmayacaklarını, onlara bu şehirde rahat vermeyeceklerini, çekip başka bir şehire gitmelerini tavsiye eder. Kendisine beşbinlira verirken bir de şart koşar. Ahmet son defa o gece gelip gazinoda Cemal´in üzerine yürümeli o da mizansene uygun olarak ona ateş etmelidir. Şehirden kaçmalıdırlar. Cemal yitirdiği erkekliğini ondan geri ister, ayağa kalkar ve arkasını dönüp gider. Bununla Cemal, Belkıs´ın gönlünü fethetmeyi amaçlamaktadır. Ahmet masanın üzerine bırakılmış bir deste parayı alır cebine atar.

Ahmet Zeynep´e binliraya bir gelinlik alır. Gelinliğine sarılan Zeynep mutluluktan uçar. Sonra Ahmet yine tabancasını alıp beline takar ve bir saate kadar döneceğini söyler. Kahvenin birinde babasından kalan tabancayı binliraya satar. Cemal´in kendisine verdiği bir deste paranın içerisine koyar on adet yüzlüğü. Gecenin karanlığında duvarın birinde Dansöz Zeno afişlerini görür. Çılgın ve deli bir ruh haline sahip olduğu vücut konuşmasından anlaşılır. Bir elinde Cemal´den aldığı bir deste para, başlar afişleri duvardan yırtarak indirmeye. Ama afişler o kadar çokturlar ki. Ahmet yine hayaller görür. Zeno dans ederken ona bakan insanlar, onun erotik kıvırtmaları, bundan etkilenip neşelenen insanları görür. Galiba buna kıskançlık krizleri deniliyor. Yada şehre ve bir pavyonda dansözlük yapan birine alışıp entegre olamamanın kaçınılmaz doğal sancıları.

Kafayı yemenin eşiğindeki Ahmet nihayet kendisini bekleyen Cemal ile Belkıs´ın gazinosuna gelir. Cemal silahına davranır. Amacı önceden konuştukları gibi Belkıs´ın kalbini yeniden elde etmektir. Belkıs koşarak Ahmet´e sarılır, artık hiç gelmeyeceğini sandığını söyler. Onu elinin tersiyle kenara iten Ahmet eli silahlı ve kendisine yöneltmiş Cemal´e yönelir. Bir havaya bir yere sıkan Cemal, silahını çekmesini bir dahakine ıskalamayacağını söyler. Ahmet ise korkusuzca gidip ceketinin cebine kendisine verilen paraları yerleştirir. Yapamadığı için özür diler ve arkasını dönüp gider. Belkıs yolunu keser, bırakma beni, gitme o şırfıntıya der. Ahmet dinlemez bile. Belkıs Cemal´in elinden tabancasını kapar ve Ahmet´i yaralar. Ahmet yine dönüp bakmaz.

Yaralı Ahmet Zeno´suna gelir. Zeno´nun gelinliğine sarılır ve yere düşer. Koşup ona sarılan Zeno iki damla gözyaşı döker. Zeno ölü Ahmet´e sarılır ve film biter. Yılmaz Güney, Selma Güneri, Tuncel Kurtiz, Gülbin Eray, Şükriye Atav, Hakkı Haktan, Hamdi Şarlıgil, Abdullah Ataç, Hasan Ceylan, Faruk Panter, Hüseyin Zan, Emel, Sevim Sevil´in oynadığı filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Duygu Sağıroğlu. Film 1965 yılı yapımı ve o yıllardaki oyunculuğu açısından en kaliteli, performansını ustalıkla sergilediği Yılmaz Güney filmi denilebilir. Onun dışında oldukça güçlü bir sinema dili kullanılmıştır, unutulmuş ama ciddi bir çalışmadır.

27.08.2010

 

Vorheriger ArtikelAhmet Ümit: Bab-ı Esrar
Nächster ArtikelOrhan Kemal: Murtaza

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Emlakçılık faaliyetlerinde yeni düzenlemeler

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, taşınmaz ticaretine ilişkin yönetmelik değişikliğiyle, emlakçılık faaliyetlerinde hizmet kalitesinin artırılmasını, haksız rekabetin ortadan kaldırılmasını ve kayıt dışılığın önlenmesini amaçladıklarını belirterek,...

Patrick Schmeing verlässt die Bonner Bundeskunsthalle

Patrick Schmeing verlässt die Kunst- und Ausstellungshalle der Bundesrepublik Deutschland in Bonn zum 1. April 2021, um als neuer Geschäftsführender Vorstand und Direktor die...

Tiyatro yönetmeni Ayşe Emel Mesci: Kürtçe oynanınca mı sorun oluyor?

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde faaliyet yürüten Teatra Jiyana Nû tarafından Nobel ödüllü yazar Dario Fo’nun eserinden Kürtçeye uyarlanan ‘Bêrû’ isimli oyunun, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nca...

BUND: Beschlüsse des EU-Agrarrats und Europaparlaments zur Zukunft der EU-Agrarpolitik sind enttäuschend

Die heutigen Beschlüsse des EU-Agrarrates und die Ergebnisse der ersten Abstimmungen im Europäischen Parlament von Dienstag Abend zur künftigen Ausrichtung der EU-Agrarpolitik (GAP) kommentiert...