24.6 C
Hamburg
Donnerstag, Juni 17, 2021
StartKulturKinoYüzbaşı – The Captain

Yüzbaşı – The Captain

Robert Schwentke´nin 2017 yılı yapımı “Yüzbaşı – The Captain” filminde, Onbaşı Willi Herold (Max Hubacher) II. Dünya Savaşı’nın bitimine iki hafta kala savaştan kaçıp kirişi kırıp kayıplara karışmak ister. Filmin başında onu kovalayanlar için oldukça eğlenceli ama kendisi için ölümcül düzeyde tehlikeli bir kovalamacadan mucizevi bir şekilde kurtulur. Kıyıda köşede saklanıp kuyruğu dik tutarak ayakta kalmaya çalışırken, bir subaya ait malzemelerle dolu terk edilmiş bir cip bulur. Adamın kimliğine bürünür, havalı üniformasını üstüne geçirir, dağa bayıra, kurda kuşa emirler vermeye başlar. İşte üniforma insanı böyle değiştirire güzel bir örnek sunar. Savaş kaçkınının cezası aslında ölümdür. Rolüne girmek için yaptığı alıştırmalar meyvesini verir. Kendisine benzer bir asker Walter Freytag (Milan Peschel) hiçlikten çıkar, emrine girer ve çamura saplanmış cipi hizmetine sunar. Nereye gideceklerdir, başlarına ne gelecektir, macera başlar.

Yollarına çıkan bir grup askerle özellikle Onbaşı Kipinski (Frederick Lau) ile didişmek üzereyken kaçakları avlayan bir başka yüzbaşının emrindeki komandolara rastlarlar. İki yüzbaşının birbirlerinin evraklarını görmek istemeleri üzerine bizimki Başbuğ Hitler’in bizzat emri ile hareket ettiğini, cephe gerisinin genel durumunu teftiş için görevlendirildiğini söyler. Diğeri tırsar, ona inanır ve karargâhlarına götürür. Orada Subay Juncker (Alexander Fehling) kendisini tanımasına rağmen yeni üniformasından dolayı çıkartamaz.

Geldikleri kampta SS-Komutanı Schütte (Bernd Hölscher) Yüzbaşı Herold´un bir numaralı yalakası olur. Onun bizzat Hitler tarafından gönderildiğine inanır, belki onun sayesinde kariyer yapma hevesi içerisindedir. Kampta kendisi gibi asker kaçaklarına karşı savaş suçları işlerler.

Siyah beyaz filmi ile Robert Schwentke sadece bir sinema şöleni sunmaz aynı zamanda bu sanata ne kadar hâkim olduğunu da bu yapıtı ile ispatlar. Filmi izlerken aklıma Muzaffer Oruçoğlu’nun Dersim romanındaki Yavo geldi. Böylesi anlarda hayatta kalma ustalığı herhalde her insanın yakasına yapışacaktır. Ama Yüzbaşı Herold gibi işi uzatıp bir de kendisi gibi kaçakları insanlık dışı yöntemlerle yok etmeye başlayınca son durağın nerede olacağı bilinmez.

Filmin sonlarına doğru adamın foyası ortaya çıksa bile örnek vatandaş olarak Nazilerce sahiplenmesi ayrı bir ironi. Film tarihi gerçekliklere dayanıyor, böyle bir şahıs yaşamış. Filmi güçlü kılan bence insanı sorgulatıyor olması. Herold´a bir noktaya kadar hak vermek mümkün ama onun gaza gelip dahası kan yalayıp sürekli kaçaklara ölüm emri veren, hızlı mahkeme siz cellat anlayın, kimliğine bürünmesi, kaçak Nazi askerlerine çukurlar kazdırtıp oracıkta katlettirmesi vahşet örneği. Yüzbaşı Herold her dolandırıcı gibi insanın psikolojisine oynar ve iyi oynar. Sonunda kendi kurguladığı şahıs olup çıkar. Bize de filmi izlemek sonrasında da uzun uzun düşünmek düşer.

İnsanlar üniformalılara sorup sorgulamaksızın nasıl itaat ederler? İnsana değil giysilere mi itaat eder çoğunluk? Naziler nasıl oldu da iktidarda o kadar uzun süre kalabildiler, bürokrasileri nasıl işliyordu, Alman halkı savaş tüm hızıyla sürerken neleri düşünüyordu, günümüz halkları Nazilerden çok mu farklı gibi tarihsel ve güncel sorulara bence hem grotesk hem de kara mizah örneği küçük bir yanıt.

10.09.2018

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular