8.5 C
Hamburg
Dienstag, September 29, 2020
Start Kultur Kino Önden Giden Kadın – Women Walks Ahead

Önden Giden Kadın – Women Walks Ahead

1880 yıllarında sonlarında geçen “Önden Giden Kadın – Women Walks Ahead” filminde baba ve koca baskısıyla yaşamak zorunda kalan ressam Catherine Weldon (Jessica Chastain) bir gün uyanır ve hayatını değiştirme kararı alır. New York´da ünlü siyasi nüfuzları olan şahsiyetlerin portrelerini yapmaktan bıkmıştır. Cesur ve yürekli bir karar alır. Kalkıp North Dakota´ya gider. Amacı Siouxların efsane lideri Oturan Boğa´nın (Michael Greyeyes) portresini çizmektir. Filmin bende ilk çağrıştırdığı düşünceler arasında Türkiyeli bir ressamın günümüzde kalkıp Kürdistan´a yine Türkiye üzerinden malzemeleriyle gidip, efsanevi gerilla komutanlarının portrelerini yapma fikri geldi. Allahım ne korkak bizim Türkiyeli ressamlar. Bu halleriyle filmlere, romanlara bile konu olamıyorlar. Çürümüş sanatın yerli yılmaz temsilcileri. Bu arada Kürt ressamların da farklı konumda olmadıklarının altı çizilmeli.

Filme geri dönecek olursak Weldon´un yolculuğu hiçte o kadar basit değildir. Her sanatçı gibi romantik ve duygusaldır. Vahşi Batı´nın nasıl bir diyar olduğundan gerçek anlamda haberi yoktur. Yolculuğu esnasında trendeki restoranda tanıştığı Albay Silas Groves (Sam Rockwell) onun ressam olduğuna inanmaz ve kadını casusluk ve yalancılıkla suçlar. Albayın görevi Kızılderililerin elinden topraklarını almak konusunda hükümetin önerdiği anlaşmanın her ne pahasına olursa olsun imzalanmasıdır. Kahramanımız Catherine Weldon´u korkutup yıldırmak için elinden geleni yapacaktır. Albay Groves´i ve komutanı James McLauchlin´i (Ciarán Hinds) ABD´nin 1890´daki derin devletinin adamları olarak düşünmek gerekir. Ressam kadının bu halk önderinin portresiyle onda çoktan uykuya yatırılmış, dahası kırılmış direniş veya mücadele ruhunu yeniden canlandıracağı korkusu içerisindedirler. Geçerken unutulmamalıdır kıtanın 70 milyon yerlisi yani Kızılderililer düpedüz bugün dünya halklarına demokrasi şampiyonu diye parmakla gösterilen bu insanların ataları tarafından soykırıma uğratılmışlardır. Her ne kadar bu rakamın yarısını kızamık gibi hastalıkların yok ettiği iddia edilse de yerlilerin tanımadığı hastalıkların da yine beyazlar tarafından kıtaya getirildiği unutulmamalıdır.

Kendinden emin ve güçlü kişilikli dul kadının Kızılderililerin lideri ile karşılaşmasından sonra bence filmin ekseni ve ortası kayar. O ana kadar ne kadar sevimli, sempatik hatta aşık olunacak derecede güçlü kadın önemini yitirir, ilginin odağını Oturan Boğa alır. Vücudunda kurşunlarla yaşayan eskinin savaşçı lideri neredeyse teslim olmuş gibidir. Patates ekmekle uğraşmaktadır. Beyazlar halkını üçkağıda getirip anlaşmalarla, resmiyetle düpedüz halkının ellerinden topraklarını hükümet nezdinde resmi olarak gasp etmektedirler. Amerikanın istilacı ve işgalci ruhunun nereden geldiğine bu eleştirel olmaya çalışan film iyi bir örnek teşkil eder.

Oturan Boğa ressam kadınla pazarlık yapar. Portresinin yapılması karşılığında Weldon´dan bin dolar alacaktır. Weldon onu doğal Kızılderili görünümü ile çizmek ister, sahip olduğu tek takım elbisesi ile değil. Yaptıkları yürüyüşlerin birinde liderin önünden gittiği için “Önden Giden Kadın” ismini kazanır. Bu arada derin devletin adamları halka verilen yiyeceğin miktarını yarıya indirerek onların ellerindeki toprakları açlıkla terbiye edip almanın planlarını uygulamaya koyarlar. Weldon´un müdahalesine verecekleri yanıt şerefsizlik örneği olur. Kadını malzeme satın aldıkları kasabada neredeyse linç edeceklerken Chaska (Chaske Spencer) kurtarır.

Catherine Weldon Kızılderilileri, Oturan Boğa´yı, bu insanların hangi şartlar altında yaşadıklarını gördükçe onlarla daha çok yakınlaşacak bildiğimiz insan hakları savunucularından biri olup çıkacaktır. Film kadının mı biyografisini anlatıyor yoksa Oturan Boğa´nın mı, yoksa Kızılderililerin nasıl oldu bittiye getirilip topraklarının ellerinden alınmasını mı pek belli değil. Hepsinden bir parça olması filmi zayıf kılmış. Catherine Weldon´un hayat hikayesi üzerine kurgulansa yani ağırlık verilseydi eminim ortaya güçlü ve kalıcı bir film çıkabilirdi. Yine de izlenmeye değer bence, kaçırmayın derim.

09.08.2018

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

DHL dekarbonisiert alle ’less-than-container’ load Seefrachtsendungen

Deutsche Post DHL Group hat alternative Bio-Kraftstoffe als wichtigen Hebel identifiziert, um die Auswirkungen der Seefracht auf die Umwelt zu reduzieren. DHL Global Forwarding, der...

„Leonardo da Vinci’ye Saygı“ sergisi Ankara’da sanatseverlerle buluşacak

Leonardo da Vinci'nin yaşamına ve eserlerine atfedilen, Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde açılacak sergide Onay Akbaş, Bedri Baykam, Mercan Dede (Arkın Ilıcalı), Devrim Erbil, Burçin Erdi,...

Meilenstein für die ökologische Entwicklung an der Unteren Mittelelbe: Projekt „Lebendige Auen für die Elbe“ bei Lenzen endet mit Baggerbiss

Eine gute Nachricht für die Elbe: An der Unteren Mittelelbe in Sachsen-Anhalt entsteht ab heute eine Insel, wie es sie dort zuletzt vor 120...

İngiltere’de sanatçılardan hükümete „mültecilerin aile birleşimlerinin kolaylaştırılması“ çağrısı

İngiltere'de sanatçılar, ülkedeki mevcut yasal düzenlemelerin çocuk mültecilerin aileleriyle kavuşmalarını engellediğine dikkati çekerek, hükümete, "mültecilerin aile birleşimlerinin sağlanması için güvenli ve yasal yollar oluşturulması"...