16.1 C
Hamburg
Montag, Juni 21, 2021
StartHomeAdnan Binyazar: Ölümün Gölgesi Yok

Adnan Binyazar: Ölümün Gölgesi Yok

Usta edebiyatçı Adnan Binyazar´ ın 2004´de piyasaya çıkan romanı Ölümün Gölgesi Yok hüzünlü bir aşk öyküsü. İnsanlar doğarlar, yaşarlar, ölürler. Yaşarken bir çok ölüme tanık olur insan; tanıdıkları, tanımadıkları, şahit oldukları, duyup işittikleri onlarca ölüme. Yazar bu romanında ilk öğretmen olduğu yılları, eşi Filiz Binyazar ile Çorum Öğretmen Okulu´nda 1958´de nasıl tanıştıklarını ve onu yıllar sonra uzun ve oldukça sancılı bir hastalık sürecinden sonra Berlin´de 1990 yılında birden nasıl kaybedişini anlatıyor. Bir edebiyatçının eşinin ölümü kaleme alınan. Duygu, şiir, edebiyat ve en çokta sevgi dolu bir roman.

Çok güçlü romanın sıradışı özelliklerinin başında bir ölüme böylesine acı dolu bir tanıklığın kuru ifadesi değil, yazarın derinleştirilmiş duygularını, bilimum sancılı hissettiklerini bu denli ustalıkla, yalın, kendisini saklamaksızın, duru ve akıcı bir dille ifade etmesi gelir. Onun dışında çevresine değin derin gözlemleri, çok güclü ve kapsamlı doğal bir sevgiyi gayet kolaymış gibi bu denli bir sadelikle konu edip maharetle işlemesi, okurken yazara büyük bir sevgi ve saygı uyandırıyor.

Adnan Binyazar yüreği büyük biri. Kendi sevdasıyla bize çağdaş bir aşk öyküsünü sunuyor. Bunun için bence ekstra bir teşekkürü hak ediyor. Zira bilip tanıdığımız biz sevdalarımızı, büyük aşklarımızı kendi bencilliğimiz veya bencil çevremiz ile yaşarız. O bu romanıyla bizi kendi aşkının da tanığı yapıyor. Modern bir aşk destanı diyenler hiçte haksız sayılmazlar.

Rüya gibi bir ortam ve atmosferde oldukça zor ve yorucu bir ortamda binbir zorlukla bir araya gelip büyük aşkı ile evlenen öğretmen yazar, yıllar ilerledikçe eşinin sağlık sorunlarıyla en az onun kadar mücadele ediyor. Bir insanın eşini, sevdiğini, aşkını gün be gün bilerek ve istemeyerek, büyük çaresizliklerle ölüme göndermesi ne demek? Bunun ifadesi zor acılarını, üzüntüsünü, eli kolu bağlı ölümü beklemenin, aşkının ellerinin arasından uçup gitmesinin dayanılmazlığını kim reddedip tartışabilir? Adnan Binyazar yazmış, belki yazarak dayanmaya, az da olsa teselli bulmaya çalışmış. Bu büyük ve yüce sevgiyi başkalarının da bilmesini, Filiz Hanım´ın erken ölümünü herkesin bilmesini istemiş. Çok da iyi ettiği böylesi dev ve sevgi dolu bir romanla ortaya çıkmış.

Bir erkeği aşk adam eder, bir kadının sevgisi onu inanılmaz derecede kudretli, sınırsız boyutlarda güçlü, anlaşılmaz ebatlarda mutlu eder, der bazı erkekler. Onun yokluğunu yüreğinin derinliklerinde duymak hergün ölmekten daha kapsamlı ve karmaşık olsa gerek. Hele hele onu bilerek, görerek ölüme hazırlamak, dahası göndermek, her babayiğidin yapacağı, dayanacağı bir iş değil.

Otobiyografik roman çağdaş yerli romanın korkusuzca, insancıl, sevgiyi bu denli çok yanlı ele alıp işleyen, ölümün gücü karşısında hiç bir şey olduğumuzu, konuşup yazmak dışında bir ilacımızın ve gücümüzün olmadığına güzel bir gönderme. Bu 32 yıllık büyük aşkta hemen hiç bir kavgaya, büyük tartışmaya yazarın yer vermemesi sanki böylesi anların olmadığı varsayımıyla aşkın ve doğanın yasasına karşıymış gibi duruyor ve en romanın önemli eleştirilecek yanıdır. Bu büyük aşkın dışında usta yazar beraberlikleri sürecinde şahit olduğu toplumsal olaylara da eserinde göze batacak şekilde yer vermiş. Diğer ustalardan seçme tümceler ve ifadeler hem romanı, hem bu büyük aşkın ifadesini zenginleştirip aşkların ve ölümün evrenselliğinin küçük bir ispatı olmuş.

22.05.2010

 

Vorheriger ArtikelKader
Nächster ArtikelYabancı – Die Fremde

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular