10.5 C
Hamburg
Mittwoch, Mai 12, 2021
StartHomeKemal Tahir: Esir Şehrin İnsanları

Kemal Tahir: Esir Şehrin İnsanları

Kemal Tahir: Esir Şehrin İnsanları

 

Kemal Tahir´in asıl adı İsmail Kemalettin Demir imiş. Bunun dışında bir çok yazısında İsmail Kemalettin, Nurettin Demir, Samim Aşkın, Cemalettin Mahir, Körduman, F. M. İkinci gibi takma isimlerde kullandığı biliniyor. Buna neden ihtiyaç duyduğu yazarın biyografisinde saklı. Hala bugün bile o denli kutuplaşmaların keskin boyutlarda yaşandığı eski bir solcu mahkumun edebiyat dünyasında yaşamını devam ettirmesi başlı başına bir kurtuluş savaşı kıymetinde. Üstat Kemal Tahir´in ırmak romanlarından ilki, Esir Şehrin İnsanları 1956 yılında yayınlanmış. Esir Şehrin İnsanlar´ndaki esir şehir İstanbul, kimin esiri işgal kuvvetlerinin. Kimler bunlar, Birinci Dünya Savaşı´nı kazanan itilaf devletleri. Ana kahramanımız Kâmil Bey paşazadedir, mirasyedidir, ailesinin tek çocuğudur, batıda yüksek öğrenimini görmüş ve uzun yıllar yaşamış, yabancı bir kaç dil bilen klasik son dönemin Osmanlı aydınlarından biridir. Yine kendisi gibi paşaçocuğu Nermin Hanım ile evlidir ve Ayşe isminde altı yaşında bir kızı vardır.

1920 yılı başlarında yaşadıkları Barselona´dan parasızlıktan kalkıp bir vapurla işgal altındaki İstanbul´a seyahat ederler. Bu arada Kâmil Bey´in yurtsever duygu ve düşüncelerle dolu biri olmasa da duyarlı biri olduğunu, eşi Nermin Hanım ile mutlu bir evliliği olduğunu anlarız. İki haftalık deniz yolculuğundan sonra Çanakkale´de bir gün mola verip ertesi gün İstanbul´a ulaşırlar. Burada Kâmil Bey´in şahit oldukları, daha doğrusu ondan bundan aldığı haberler, memleketin genel görüntüsünün küçük bir yansımasıdır. Kafasında bundan sonrakı hayatını, ailesinin geçimini nasıl saglayacağı sorunları vardır. İstanbul´da ilk durakları Nermin Hanım´ın halası olur. Romanda Hala Hanım ve Enişte Bey diye adı geçen akrabalarında günlerce kalırlar. Yüksek tabakadan işgalci güçlerle haşır neşir yada şimdiki tabiri ile işbirlikçi bir ailedir bu akrabalar. Kâmil Bey yerli aydınların, işgalci subayların tavır ve davranışlarından hadinden fazla rahtsızlık duyar. Ve kısa sürede kendi evine taşınır.

esir sehir.jpg

Bağlarbaşı´ndaki atadan kalma köşklerini tamir ettirirken eski okul arkadaşlarından Fuat Bey ile karşılaşır, o da paşazadedir, bir Kadiri dervişi olduğunu öğrenir. Romanın 60´lı sayfalarında anlatılan Alevilik ki güya Kadirilik gibi yansıtılmış, büyük üstadın bu konuda ne kadar da cahil olduğunu ortaya koyan hiç te küçümsenmeyecek büyük bir ayıptır. Bir romancıya yakışmayan yanlış bilgilerle doludur. Ve kitabın iyi araştırılmamışlığına ciddi bir kanıttır. Onun dışında ilerleyen sayfalarda artık bugün toplumun hemen her kesiminden öyle veya böyle hoşgörü görmese dahi anlayış gören lezbiyenlere dair anlatılanlar yine bir edebiyatçı için utanç satırları olarak kesinlikle sonsuza dek kalacaktır. Kısaca ne Fuat Mahir Bey ne inancı Kâmil Bey´i açmaz, arayışlarına yanıt vermez.

16 Mart 1920´de İstanbul zaten işgal altında olmasına rağmen İngiliz kuvvetlerince yeniden işgal edilir. Çatışmalar olur, onlarca insan ölür. Klasikleri okumuş Kâmil Bey genel görüntüden çok rahatsızdır. Yine okul arkadaşlarından 116 Ahmet Bey ile birgün adliye çıkışı karşılaşır. Ahmet Bey ona ortak arkadaşları 219 İhsan Bey´den, mahkumluğundan onun hamile eşi Nedime Hanım´dan ve çıkardıklari dergiden bahseder. Ve bu Kâmil Bey´in bilinçlenmesine giden yolun başlangıcı olur.

Ahmet´in sonu, Ramiz Efendi ile eşi Fatma Hanım´ın davalarına sahip çıkışları, kendisinin kişilikli ve yurtsever tutumu yüzünden yedi yıl ağır hapse çarptırılmasıyla o yılların genel bir panoramasını mümkün olduğunca yazarın objektif bir şekilde vermeye çalışması oldukça şaşırtıcıdır. Eser vatan, millet, Sakarya edebiyatına oldukça uzaktır. Yine de Kâmil Bey´in haklı davasını dobra dobra sahiplenememesi, ülke vatanseverlerinin hâlâ bugün bile meşhur şark kurnazlığı geleneğinin malumca devam ettirildiğine güzel bir örnektir. Zira politikada öyle yiğit kişilikli bir duruş yoktur. Kişilikli bir davranışla inandığı bir davaya köklüce sahip çıkma anlayışı, belirli marjinal kesimler dışında yoktur, aydın Kâmil Bey´de bu yüzden yine de ceza almaktan kurtulamaz. Yerli edebiyatın ve yakın ülke tarihinin, onca eksikliklerine rağmen en ciddi yapıtlarından biridir. İnsan neciyse neci olduğunu bağıra çağıra haykırmalıdır, bedeli ne olursa olsun. Bu onu özgür ve mutlu kılacaktır. Şark kurnazlığı bir utancın adıdır ve onursuzluktur.

18.07.2010

Vorheriger ArtikelSonbahar Gelirken
Nächster ArtikelOsman Aysu: Bıçak Sırtı

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular