ALMANYALILAR

Öykü: Çamaşırhanede

Öykü: Çamaşırhanede

Berdos soğuk, karanlık ve karlı bir kış günü öğleye doğru içerinin yanan kaloriferinin yaydığı ısıdan ve ışıkdan yararlanmak, müşterilerin çamaşırları yıkanırken bekledikleri sıralardan birine oturmak, belki biraz oyalanmak, bakacak seyirlik bir seyler bulmuş olmak, birazda insanlarla iç içe ve yan yana olmasa da ortalarında olmak amacıyla içeri damlamıştı. Çevresine yaydığı koku burun direğini kıracak değil parçalayacak cinsinden de olsa, acınacak zavallı halinden dolayı kimseler bir şey söylemedi, çamaşırlarını yıkamak için o veya bu makinenin yanında, başında civarinda bekleşenler Berdos´u görseler de görmezden geldiler. Özellikle o da gidip çamaşırhanede çamaşırlarını yıkarken müşterilerin kahve makinelerinden para atıp sıcak içeceklerini çektikleri otomatın yanındaki banka işgal ederek kuruldu.

Tahminlerinde yanılmadı perişan halini görenler hazır çorba, kahve, kakao, cappucino ikram edip duruyorlardı. Berdos sonunda krallar gibi ağırlandığı, adam yerine nihayet konduğu, bir kaç kelimelik dahi olsa insanların kendisi ile konuştukları bir ortamda buluverdi kendini. Kimse onun hakkında bir şikayette bulunmasa da bir kaç saat sonra çamaşırhaneyi kontrole gelen görevli onu hiç de kibar olmayacak bir şekilde kovdu, dahası kovmaya çalıştı. Zira ilerici ve kibar müşteriler farkında olmadıkları gizli bir suçluluk duygusu ve vicdan azabı karşılığı, görevlinin çıkışmasına müdahale ettiler, böylesi bir havada kimseye bir zararı olmayan bir insanı sokağa atmak için hiç bir gerekçesi olmayıp keyfi davrandığı suçlamasında bulunarak bir dahaki sefere başka bir çamaşırhaneye gitme tehdidinde bulundular. Belki bu davranışları bir vicdan hesaplaşmasının küçük bir yansımasıydı, belki de o an iyi bir insan olmaya duyulan ihtiyacın yüzeye vurması.

Berdos birden ortadan geldiği gibi kaybolurken görevli yanlış yaptığını anlamış bir insanın yüz hatlarına, genel pişmanlığına büründü, sağa sola bakıp sanki onu bir daha görüp getirmek istermiş bakışlarını fırlattı. Müşterilerden yaşanan hoş olmayan bu küçük olaydan dolayı özür dileyip ayrılmak üzere iken bir bayan müşteri para otomatının 10 kağıtını yuttuğunu ama ne parasının üstünü verdiğini ne da kağıt parayı bozduğunu heyecanlı, kızgın, öfkeli bir tonla anlatmaya başladı. Görevli nihayet deminki tatsız vakadan kurtuldum dercesine atıldı, elindeki anahtar ile ilk bakışta hemen farkedilmeyen bir kapıyı açıp içeride kayboldu. Bir kaç dakika sonra görmezden gelinemeyecek iri para otomatı, asılı olduğu duvardan içeriye bir dolabın kapağıymışçasına açıldı. Bir kaç dakika sonra geri yerine itildi. Daha sonra görevli dışarı elinde kadın müşterinin bahsettiği 10 kağıtı ile dışarı çıkıp kapıyı kilitledi, parayı sahibine verdikten sonra bir şey söylemeden oldukça ketum denilebilecek bir sessizlikle vedalaşıp çamaşırhaneyi terk etti.

Berdos geri çamaşırhaneye döndüğünde aradan epey zaman geçmiş, zaten gündüz karanlık olan hava akşamın çökmesi ile daha bir karanlığa bürünmüş, ama ışıklar da sanki daha bir güçlenmişti. Her akşam şahit olduğu, bildiği, tanıdık bir oyundu oynadığı. Fazla sürmedi Berdos kendisi de anlamadan çamaşırhanenin invanterine ait oldu. Birkaç gün içerisinde çamaşır makinelerinin dostu, müşterilerin istenmeyen ama tahammül edilen bir tanıdığıydı. Bu konudaki inadının arkasında yatan nedenler sıcak ve aydınlık bir barınak olması, insanlarla iç içe olmasa da yan yana olmak istemesiydi. En az oradaki makinalar kadar gelip giden müşterilercede tanınıp kabül gördü, Wandsbek´te adını duyan olmasa da çamaşırhanenin berduşu Berdos diye bir süre sonra nam yaptı. Sanki çamaşırhane onundu, o da çamaşırhanenin, gel zaman git zaman ilk başlarda her seferinde karşılaştıklarında onu kovan görevlilerde Berdos´u kanıksadılar, zararsız kimselere karışmayan halini gördükçe kendi haline bıraktılar. Zira onun hakkında müşterilerden herhangi bir şikayet gelmediği gibi, kendilerinin müdahalelerine her seferinde müşteriler bizzat müdahale etmişler ve hoşnutsuzluklarını dile getirmişlerdi.

Kölnlü Xande kocasından yediği dayaklardan bıkmış en sonunda oğlu ve kızıyla Wandsbek´de bir kadınlar evine geçici olarak sığınmış, kaba ve zorba kocasından köşe bucak kaçıyordu. Ama ex-herifinin, ki ithal bir damattı, kendisini ve çocukları gelip burada Hamburg´ta bulacağına ihtimal vermiyordu. Kadınlar evine ama oldum olası alışamamış, sorunlu görevlilerin sorunlu kadınların sorunlarına çare bulmaktan öte problemli yaşamlarına daha çok sorun kattıklarına inancı tamdı. Bir an önce kendine ait bir evi olsun, buradan ayrılıp, bir başına kendi ayakları üzerinde dursun istiyordu. Ama daha geleli bir kaç ay olmuştu Hamburg´a, hemen kimseyi tanımıyordu, doğru dürüst bir çevresi dahi yoktu. Gelecek günlerin sandığından da zor geçeceğine inancı tamdı. Yine de her şeyden önce özgürdü, artık bir hayvanın kölesi olarak değil, bir insan olarak, bir kadın olarak, anne olarak hayatının kalan kısmını devam ettirecekti. Önemli olan buydu, hem bu kendi tercihiydi, kimse onu böylesi bir karar alması için zorlamamıştı.

camasirhane.jpg

Kadınlarevinde ki yaşama ayak uydurması hiçte kolay olmasa da elinden başka bir şey gelmiyordu. Ne bir arayanı vardı, ne bir soranı. İnsanlar bu denli mi tanıdıklarına, dostlarına, akrabalarına karşı kayıtsız olurlardı. Yalnızlık ayrılmış insanın kaderiydi galiba, bir başına dünyaya gelmek gibi, bir başına da gidiyordu insanlar düpedüz. Ama o yalnız değildi bir oğlu ve bir kızı vardı, canı gibi sevdiği. Eski kocasının bu defa kendilerini bulduğunda hiç bir yaşama şanslarının olmadığını biliyordu. Kaç defa söylemişti adam kendisini ve çocukları tek tek öldüreceğini, son kalan kurşunu ile de kendisini cezalandıracağını. Neden eşlerinden ayrılan erkekler bu denli acımasız, potansiyel katil, ruhları yok edip mahvetmeye programlanıyordu anlayamıyordu bir türlü. Bunun bir tek Ortadoğulu erkeklere has olduğunu ancak aptallar iddia edebilirdi, kadınevinde dünyanın her yerinden gelen kadınlar sığınmıştı, yerli kadınların sayısı herkesten fazlaydı.

Kırılan neden hep erkeğin gururu oluyordu, kadın gurursuz muydu yani? Yenilgi miydi burada asıl kabullenilmeyen, yaralanan kalp mi, inatçı bir sahiplenme güdüsü mü? Aşırı sahip olma isteğinin sakladığı köşesinden çıkıp birden kendini göstermek zorunda kalması mı, erkeğin korkak ruhunun dışavurumu, bir başına yolun geri kalanını devam etmeyi bir başına gerçekleştiremeyeceği korkuları mı? Neden ayrılınca, bırakılınca, terk edilince kadın öldürüp yok etmiyor, tahrip edip dağıtmıyordu erkek gibi? Doğası mı vahşiydi erkeğin, neydi aradaki asıl fark, o meşhur katil ruhlu erkeklik gururu? Yoksa kaybetmeyi öğrenmeyi bilmemesinde miydi ana sorun. Evet evet kültürel değil, kalıtımsal bir sorun olmalıydı tanımı, nesiller boyu devralınmış irsi bir miras.

Xande çamaşırhaneyi ilk defa kadınlarevinde tartıştığı bir görevlinin suratına kapıyı çarpıp çıkması ve kendisini sokağa fırlattığı, amaçsız ve hedefsiz saatlerce şehri dolaşıp oğlu ve kızı yuvadan dönmeden mecbur geri döndüğü soğuk bir kış günü ilk defa gördü. Birkaç gün sonra kadınlarevinden farklı bir atmosferde olmak için kendisini sırf değişiklik olsun diye adımını attığı bu temiz ve bakımlı yerde, gözüne çarpan ilk şey kahve makinesinin olduğu köşedeki sırada, uzanmış ve kokusu birkaç metreden fark edilen berduş oldu. Adamı hemen yine unuttu, getirdiği çamaşırları 16 nolu makineye kırk yıllık tecrübe sahibiymişçesine attı sonra gidip para otomatına bozuk para attı, yine aynı makineye gelip yanında yıkanacak çamaşırlarıyla birlikte getirdiği çamaşır tozunu ve yumuşatıcısını makinanın ilgili yerlerine doldurduktan sonra düğmesine basarak çalıştırdı. Her zaman olmasa da ya yıkamak için, yada kurutmak için çamaşırlarını arada bir buraya getirebilirdi. Gerçi kadınlarevinde çamaşır makinesi yok değildi. Ama burası ayrı bir farklılık olacaktı kesin. Belki de bugünkü benzeri arada bir hem yıkamak hem kurutmak, hem de tanımadığı insanlarla aşağı yukarı aynı uğraşı ve amaçlar için bir arada olmak gibi ikisini birden yapabilirdi.

Çamaşırlarını yıkaması kırk dakikadan fazla sürdü, on dakika kadar daha kurutma makinesinde beklemesi gerekiyordu. Aval aval oraya buraya bakınıp çamaşırhanenin içinde gezinirken kahve makinesinin olduğu köşeye de geldi. Birisinin kendisine,

“Türk amcığı” dediğini duydu. Bunun Berdos olduğunu anladığında kulaklarına inanamadı, duymazdan geldi ve oradan hızla uzaklaştı. Yine aynı küfürlerdi duyduğu:

“Türk amcığı!” Çamaşırları kurulanıp işini bitirene kadar o köşeye ve Berdos´a bakmadı bile.

Bir kaç hafta sonra kafasında bambaşka düşüncelerle meşgul yine çamaşırhanede belirdiğinde kendisine sanki faklı bir güven gelmiş gibi çamaşırlarını yine 16 numaralı makineye doldurdu. Çamaşırhanenin otomattan gelen temizleyici tozu ve yumuşatıcısı yerine yine kendi getirdiği çamaşır tozunu makinanın sol üst köşesindeki küçük çekmecevari göze doldurdu. Daha küçük ve az yer kaplayan başka bir göze de cömertçe yumuşatıcı sıvısını döktü. Ancak ondan sonra makinelerin para atılması gereken duvardaki çalıştırıcı panosuna gidip bozuk para attı. Geri aynı numaralı makineye gelip başlatıcı düğmeye bastı. Suyun hemen akıp dış camdan aletin yavaş yavaş dönmesine kadar bekledi. Beraberinde çamaşırların içinde olduğu sırt çantasını alıp çamaşırhanenin tam ortasına boylu boyuna yerleştirilmiş upuzun masanın üzerine ayakları yerden kesilecek biçimde oturdu ve yanında getirdiği Feridun Zaimoğlu´nun Leyla´sını okumaya başladı.

Okumaktan bıkıp yorulduktan sonra ayaklarını hareket ettirmek için içeride oraya buraya gitmek amacıyla kalktı doğruldu. Canı kahve içmek istedi. Gerçi Berdos´u görmüştü yine her zamanki yerine kurulmuş, bazılarının selam verip hatta konuştuğu. İyisi mi hiç dalaşmamaktı, galiba deliydi adam hemde küfürbaz. Ama o an onunla konuşanların hangi milliyetten insanlar olduğuna dair aklından ne bir fikir ne bir soru geçti. Makineye kahve için bozuk para attı, Berdos´un egemenlik alanındaki makineden kahvesini çekmek üzere iken kokusundan bayılacak gibi olduğu adam arkasından boğazına sarıldı:

“Sana daha önce de demedim mi buraya gelme diye, pis Türk?”

Xande can havli ile,

“Bırak beni aşşağılık domuz herif! Ne istiyorsun benden? Ben sana ne yaptım?”

Berdos, “Bana ne mi yaptın? Daha ne yapacaksın adi kadın? Hepsini, her şeyimi aldın elimden. Daha ne yapacaktın ha? Nereden gelip beni burada buldun? Takip mi ediyorsun beni? ”

Xande bir yandan bir eliyle otomattan düşünmeden refleksvari bir hareketle kahvesini çekmeye çalışırken diğer eliyle adamın kirli ve iğrenç ellerini kenetlenmiş boğazından kurtarmak için uğraştı. Adam düpedüz kendisini galiba birileriyle karıştırıyordu. Bir kaç saniye içerisinde kahve ile uğraşmasının saçmalığını ve adamın kararlı ve inatçı ellerinin boğazına biraz daha bastırdığında kokan Berdos´un niyetinin kötü olduğunu anladı. Ama iş işten geçmiş gibiydi, zira bu herkesin acıdığı, kendisinin de anlayış ve şefkatle baktığı, zararsız sandığı gariban adam arkasından gırtlağına sarılmış bir yandan ağıza alınmayacak küfürler ediyor, bir yandan kendisini öldürmeye çalışıyordu. Adamla doğru dürüst muhabbeti değil bir selamlaşması dahi olmamıştı henüz. Tanımadığı bu adam kendisinden ne istiyordu, neden bunu ona yapıyordu?

Son nefesini vermek üzereyken Berdos´un kendisini kesin birine benzettiğini düşündü, belki bir komşusuna, belki bir tanıdığına, belki bir yakınına. Birden içerideki müşteriler Berdos´un kara saçlı kadının arkasından boğazına sarıldığını gördüler. Kimse ilk başta bir şey yapmasa da yaşlı bir kadın uzaktan durduğu yerden yine de cesurca müdahale etmek istedi:

“Neden böyle davranıyorsunuz bu kadına, size bir şey mi yaptı?” Bir başka ince uzun boylu badem bıyıklı biri daha kararlı ve yüksek sesle,

“İğrenç herif kadını hemen bırak yoksa gelir kemiklerini kırarım!” Berdos´un kararlılığını, bu ani çılgınlığını, ve hareketinin nereye gideceğini sonunda anlayan bir kaç kişi kararlılıkla o yöne koştular.

Berdos´un elleri mengene gibi sıkıyordu Xande´nin boğazını. Berdos´un ellerini kadının boğazından kurtardıklarında Xande çoktan ölmüştü. Bir kaç dakika sonra gelen ilk yardım ekibinin yapabileceği hiç bir şey kalmamıştı. Xande, Berdos´un en son çalıştığı dış ticaretle uğraşan büyük bir firmada bir Türkiyeli kadının kendisini haksız yere iftira atarak gammazlaması sonucu atıldığını, uzun bir süre işsiz kaldıktan sonra karısı tarafından sokağa atıldığını ve artık bir daha kendisini toparlayamadığını bu olaya yer veren ertesi günkü yerel gazete manşetlerinden ve haberlerinden hiç bir zaman öğrenemeyecekti.

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

MAVİ YOL

Mavi ; gökyüzü kadar sonsuz, deniz kadar huzurlu, bulut kadar özgürdür.

Fas Hakkında

Fas Hakkında genel Bilgiler

Genç İşsizler Platformu

#MezunİşsizBorçlu

Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü

Türkiye'nin İlk Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü | Turkey's First Archery Research Institute

yogikbeslenme

Doğanıza Uygun Yaşama Rehberi

Ulucinar

Gönülden gönüle...

ŞİİR İKİZ

BİZ BİRİZ

Farklı Bakış Açıları!

tartismaci.com olarak genellikle gündemde olan konuları farklı bir bakış açısı ile ele alır, tartışırız. Çünkü tartışmak ve sorgulamak doğru bilgiye ulaşmanın en şeffaf yollarından biridir. Buna ek olarak sadece gündem de olan konuları değil ilginç ve unutulmaya yüz tutmuş konuları da ele alırız.

VERİMLİLİK VE BAŞARI STRATEJİLERİ

Başarı Tesadüf Değildir

turuncumtrak

Truncumtrak'ın Dünyasına Hoşgeldin

%d Bloggern gefällt das: