ALMANYALILAR

Öykü: Öykücü

Öykü: Öykücü

Sabahleyin evden çıkmadan önce o gün bir öykü yazmayı kafasına koymuştu. Müçteba Zait eski yılların adamıydı, ailesi hiç olmamıştı. Bekârlık ve yalnızlık sultanlıktır diyip yılları birbiri ardı sıra devirmiş, ondan fazla yayınladığı öykü kitapları ile kendisine Hamburglu edebiyatçılar arasında öyle böyle bir yer bulmuştu.

Üst kattaki işsiz bayan komşusunun her sabah yaptığı gibi filler geçidi seromonisi dediği gürültü ile uyandı. Türkçe kızıp öfkelenmesi, hatta bağırıp küfür etmesi bir anlam ifade etmiyordu. Kulağının biri artık tamamen duymayan kadın telefonda da bağıra çağıra konuşuyor, televizyonunu sesi sonuna kadar açık izliyordu. Merdivenlerde birkaç defa karşılaştığında bu konuya değinmişse de yaşlı kadın bildiğini okuyordu.

Müçteba Zait Türkiye’de dilbilimi okumuş, Türkçe öğretmenliği yapmış, Avrupa çapında girip çıkmadığı topluluk ve çevre kalmamıştı. Hamburg’u ve burada yaşayan göçmenleri çok iyi tanıyan yazar, köylüler köyünde mutlulardır, der insanlarına sıkça takılırdı. Çevresine kitap ve edebiyat sevgisini yayma zorunluluğunu ahlaki bir görev olarak görür, kendi kendisine olur olmaz görevler yükler, misyonlar biçerdi.

Kimin eli kimin cebindeydi. Düğünler, eğlenceler, diskolar, muhabbet ya da halay, ilahi, kuran okuma akşamları, siyasi geceler, dernek kahvaltıları varken onun etkinlikleri kimseleri ilgilendirmezdi. Okumalarına beş kişi gelmezdi. Yine de iyi edebiyat yaptığı, kendince bir otorite olduğu edebiyat çevrelerinde bilinir ve emeğinin en azından hakkı teslim edilirdi.

Araba sürmeyi sevmezdi iri gözlüklü Müçteba Zait. Futboldan anlamaz, sigaraya yanaşmaz, alkole de mesafeliydi. Kahveye tavla oynamak için takılır, genelde yenilir akabinde derin sohbetlere dalardı. Onu daha çok bu sohbetler, bu sohbetlerin zenginliği ilgilendirirdi.

İri göbeğine aldırmaz, arada bir eşofmanlarını giyinir evinin yakınındaki spor sahasında birkaç saat koşardı. Sanki o bir kaç saat koşmanın kendisine çok faydası olacakmış gibi aylarca bir daha eşofmanlarını giymez, aklına biraz spor yapmalı içsel sesi geldiğinde, yine o gün koşar daha çok da coşardı.

öykücü.jpg
Müçteba Zait sevecen, nüktedan, iyi gülmeceyi seven, politikadan ve gazetecilerden nefret eden biriydi. İkisini de birbirine benzetir, birini diğerinden yalancı bulurdu. O günde kahvaltısını gazeteleri okumadan yaptı. İnternet iyi ki çıkmıştı. Gazeteye para vermekten kurtulmuş, istediği gazeteyi, kaçırdığı ve önemsediği haberleri, bilgileri hattan arıyor, buluyor, okuyordu. Tek kişilik kahvaltı ettiğini, kimseler söylemese aklına dahi getirmiyordu. Tost ekmeğine tereyağı sürerken genelde günün planını yapıyor, güne yazı ve akabinde okuma ile başlıyor, yine yatarken de yazı ve okuma ile bitiriyordu.

Bildikleri, kafasındakiler, günlük yaşamı, çevresindeki insanlar ile yazdıkları uyuşmuyor, yıldızları barışmıyor, birbirlerini tutmuyorlardı. Günboyu kafasında herhangi bir öyküyü tasarlayan adam, tam kağıda kaleme sarılacağı an hesapta olmayan bir aksilikle karşılaşıyordu. Ya bilgisayarı arızalanıyor, ya defterinde yer kalmıyor, ya da kafasındakilerin çoğunu kağıda aktarırken unutuyordu. İçsel sesi daha düzenli ve disiplinli yazmalıyım diyor, başka bir şey demiyordu.

Kahvaltısından sonra kapıyı kilitleyip çıktı. Gök kurşuniydi yine, şemsiye alıp almamakta tereddüt etti. Bir önceki günkü hava, genelde bir sonraki gün kendisini yalanlayıp yadsıyabiliyordu Hamburg’da. Baharlık mantosunu giyip Fransız ajan filmlerindeki gibi yakasını yukarı kaldırdı. Merdivende Polonyalı komşularla karşılaştı. Şu dilden hiçbir şey anlamıyordu. Kibarca selamlaştılar ve yollarına devam etiler.

Muşluların kahvesinin önünden geçerken içeriye kaçamak bir bakış attı. İlerici ve demokrat geçinenlerin kahvelerinde Doğu Avrupalı kadınları çalıştırmalarını yadırgadı. Kadınların hiçte öyle kapının önünde sigaralarını tüttürürken yardıma ihtiyaçları olan, acz içindeki insanlar olmadığı kanısına epeydir varmıştı. Hatta daha çok tehlike kokan ve şuhdu o bakışlar.

Aman bana ne, takılıp yoluna devam etti. Bakkal yine sebze ve meyvelerini yola cömertçe dizdiği yetmiyormuş gibi, oradan geçmekte olan yaşlı bir Almanla atışıyordu. İyi Almanca bilmemesinin eksikliğiyle ne söylese inandırıcı ve ikna edici olmaya epey uzaktı. Bakkal amca anlattı, anlattı, daha fazla anlaşılamayacağına kanaat getirdikten sonra yaşlı adama, “Arschloch!” diye küfürü basıp, içeri giren bir başka müşterinin ardından kapıya yöneldi.

Gün güzel başlamıştı, öyle de gidecekti anlaşılan. Bio gıda ürünleri satan dükkandaki kazıkçı sarışın kadın kendisine gülümsediğinde Müçteba Zait’in içi gıcıklandı. Aklına gelen her türlü anlamı verdi bu gülümseyişe. Siyah saçlı kadın berberden bile daha derin ve anlamlıydı onun bu gülüşü. Adını öğrenmeksizin onun hakkında şiir bile yazabilir insan dedi.

Dakikalar sonra işe yaramazlar ordusundan bir nefer diye adlandırdığı, adını artık unuttuğu bir tanıdığını gördü. Adam hocam dedi, ısrar etti, en yakın kahvecide ikramda diretti. Kahveler çabucak içildi. Adı unutulan şahıs boş davula vurulunca çıkan sesler gibi anlamsız ve gereksiz sohbetlerin adamıydı. Rastgele lanet adam, diyerek (lanet adamı içinden söyledi) yoluna devam etti.

İstasyonda açık kitapçıya daldı. Dergileri, kitapları karıştıran bir kadın dikkatini çekti. Kadın müşteri günlük gazeteler el attığında tezgahın arkasında çalışan genç bir kadın açtı ağzını yumdu gözünü. Önce satın al sonra oku, gibilerinden bir şeyler söyledi. Yaşlı bayan müşteri genç çalışan bayana çıkıştı. Müçtaba Zaitin aklına iyiki gazeteleri hattan okuduğu geldi. Yaşlı kadın genç kadına, başında paralansınlar veya al başına çal, ben de başka yerde okurum anlamında sessizce baktı.

Yine her zamanki gibi erkenden gelmişti. Kütüphanenin açılmasına daha epey vardı. Alış veriş pasajına girip biri diğerinden ayrı ve özel bir itinayla düzenlenip hazırlanan vitrinlere bakmaya başladı. İnsanın yaratıcı dehası hayranlık uyandırıcıydı. Vitrinler alımlı, çekici, davetkârdılar yine her zamanki gibi. Acaba bunun da okulu var mıdır diye sordu kendine.

Yaşlı bir kadın söylene söylene yanından geçti. Ölen kendi kocası hakkında ağza alınmayacak küfürler etti kadın. Müçteba işlek bir sokakta kendine bir kahve ısmarladı. Gelip geçen kadınların kalçalarına bakıp bir şeyler hissetmek için kendini zorladı. Faik Baysal’ın ifadelerindeki popoplar işte dedi. Başka da bir adları yoktu. Hayat kadındır diyenlere acıdı.

Köpeğine emirler yağdıran, rütbesi ve yıldızı olmamasına rağmen kendisini general sanan bir anarşistin, gelip geçenlerden emirvaki dilenmesine sinirlendi. O gün hangi öyküyü kütüphanede yazmalı diye sorular sordu kendine. Kütüphane daha sonra açıldı. Uygun bir köşe bulup defterini kalemini çıkardı. Sağa baktı, sola baktı, her yer kitap, dergi ve yine kitaplarla doluydu. Herkes sessizdi, muntazam işleyen kural hayranlık uyandırdı. Her zaman bu sessizliği bulamıyordu. Öyküsünün konusunu buldu. Öykü yazan bir adamın kısa öyküsünü yazacaktı. Adam kütüphanede öyküsünü yazan ve biri olacaktı.

Birkaç dakika sonra deminden beri yanındaki masada uyuklayan adamı bir görevlinin dürtüklediğini gördü.

Bayım burada uyuyamazsınız!“

 „Beyefendi rica ederim, burası bir kütüphane!“

 „Size söylüyorum!“ Ve adamı şöyle bir sarstı.

Adam oturduğu yerden yüzüstü yere kapaklanınca korkudan ayağa kalktı. Görevli şaşkınlık ve panikle bağırıp çağırmaya başladı. Sonrasında da polisler geldi Müçteba’nın yazacağı öyküsü güme gitti. Olayın tek görgü şahidi olarak gördüklerini buraya kadar anlatmasından bir öykü olabileceğini sandı.

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

MAVİ YOL

Mavi ; gökyüzü kadar sonsuz, deniz kadar huzurlu, bulut kadar özgürdür.

Fas Hakkında

Fas Hakkında genel Bilgiler

Genç İşsizler Platformu

#MezunİşsizBorçlu

Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü

Türkiye'nin İlk Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü | Turkey's First Archery Research Institute

yogikbeslenme

Doğanıza Uygun Yaşama Rehberi

Ulucinar

Gönülden gönüle...

ŞİİR İKİZ

BİZ BİRİZ

Farklı Bakış Açıları!

tartismaci.com olarak genellikle gündemde olan konuları farklı bir bakış açısı ile ele alır, tartışırız. Çünkü tartışmak ve sorgulamak doğru bilgiye ulaşmanın en şeffaf yollarından biridir. Buna ek olarak sadece gündem de olan konuları değil ilginç ve unutulmaya yüz tutmuş konuları da ele alırız.

VERİMLİLİK VE BAŞARI STRATEJİLERİ

Başarı Tesadüf Değildir

turuncumtrak

Truncumtrak'ın Dünyasına Hoşgeldin

%d Bloggern gefällt das: